Puan vermedi·80 syf.··
2026 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 10:10
"Biz hepimiz Bir mutsuzluk töreninde Varlığıyla yaralı Birer yeryüzü ağrısıyız." Esasında Şükrü Erbaş’ın kitap kapağına iliştirdiği bu dizeler kitabın geneline dair bir inceleme için kâfi nitelikte. “İnsan Bir Eksik Sözdür” , sindire sindire, her dizenin altını çizerek okunacak hayata insana dair bir muhasebe kitabıdır. İnsanın kendi geçmişiyle, eksiklikleriyle ve kalbindeki kırıklarla yüzleşmesini sağlar. Eğer sakin, derin, felsefi derinliği olan ve doğrudan kalbe dokunan modern Türk şiirinden keyif alıyorsanız, kılavuz vasfında bir kitap.
1000Kitap
İnsan Bir Eksik SözdürŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20213,629 okunma
İnsan, acıyla yoğrulur ve mayalanır.
Puan vermedi·159 syf.··
2026 16. kitabı
Bu kitabı okurken bende hiçbir şekilde bu kadar tesir bırakacağını düşünmemiştim. Kitabı bitirdiğimde bir süre ağladım. Hani acı bir olay yaşarsın da bir bardak su getiren birinin olmasını beklersin; biraz sakinleşmek, o duygunun ağırlığından bir nebze olsun kurtulmak istersin ya… İşte o ağırlık hâlâ, bu satırları yazarken bile üzerimde. O suyu getirecek birini beklemek yerine masanın başına geçtim. Bir bardak su uzatamadım kendime; onun yerine kalbimden taşan kelimeleri kâğıda dökmek istedim. Belki de bazı acılar suyla değil, ancak yazıyla hafifliyordur. Zehra’nın mektubu bitirdikten sonraki afallayışı beni derinden sarstı. Yıllardır doğrularını yanlış bildiği bir adamın üzerine kurmuştu. Hayatındaki insanlarda bulamadığı erdemlerin, en nefret ettiği kişide bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Fakat bence Zehra’nın yaşadığı acı yalnızca babasını yanlış tanımış olmanın acısı değildi; kendi vicdanıyla karşılaşmanın acısıydı. İnsan bazen bir başkasını affetmekte değil, kendisini affetmekte zorlanır. O acıyı hissettikten sonra, babasının yırtık çoraplarından görünen ayaklarına bakarak ağlaya ağlaya giderken, onu orada yalnız bırakmaması… O satırları okurken ben de Zehra ile birlikte eğilip o ayakları öpmek istedim. Çünkü orda yalnızca bir babanın çektiği çileyi değil, geç fark edilen bir sevginin ve gecikmiş bir merhametin ağırlığını da gördüm. Zehra artık okulunu tamamlamış, muallim olmuştu. Oysa kitabın ilk sayfalarını elime alıp hikâyeyi herkes gibi bildiğimde, Zehra’ya sarılıyor ve ona hak veriyordum. Babasını suçluyor, onun öfkesiyle birlikte öfkeleniyordum. Kitabın sonunda ise fark ettim ki Zehra’nın eksik olan yanı bilgisi, zekâsı ya da doğruluk anlayışı değildi; acıma kabiliyetiydi. Belki de Reşat Nuri’nin anlatmak istediği buydu: İnsan yalnızca
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Giriş Ben Gelişme Sen Sonuç - Aşk Köpekliktir
8/10
·344 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:06
Aşk Köpekliktir kendisinin takipçisi, sıkı bir okuru veya hayranı olmamama rağmen Ahmet Ümit beyefendiden okuduğum en iyi kitaptı. İçerisinde 9 öykü var ve kimi trajik, kimi komik, kimi melankolik kimi de şaşırtıcı konulara sahip. Özellikle son öyküsü olan “Aşk Köpekliktir” oldukça etkileyiciydi. Aşk gerçekten de köpeklik miydi? Evet değerli 1000K. Aşık olduğunu fark etmek gerçekten de tuhaf. Çoğu zaman iş işten geçtikten sonra anlıyorsunuz. Anladığınız zaman ise fiziksel kramplar yaşatan, ayna başından ayrılamadığınız, gece aklınızda olup sabah dokunuşu ile uyandığınız duygular yaşatıyor. Yanında olduğunuzda çok mutlusunuz ama evinize döndüyseniz komplo teorileri geliştirmeye başlıyorsunuz. Ah, hele ki içine ayrılık girdiyse… İşte o vakit depremler oluyor ve sürekli yıkılmış bir şekilde onun kokusunu takip ediyorsunuz. “Aşk Bir Mucizedir” öyküsü kısa olmasına karşın çok bam teliydi. O kadar çok güldüm ki sonunda; düşlerin gerçekten de yaşam gibi bir sonu olduğunu güzel anlatmış Ahmet Ümit. “Aşk Bir Özentidir” öyküsü diğer favorim. Hapishane müdürü olan klas, şık, mahkumlara son derece nazik ve örnek bir müdür olan Nail bey’in nasıl katil olma eşiğine gelmesini aşk üzerinden öyle güzel anlatmış ki Ahmet bey, şaşırdım kaldım. Ben öykünün uzun roman formatında yazılmasını son derece arzu ederdim. İşin başı da sonu da aşka dayanıyor. Ama siz aşka dayanabiliyor musunuz? Başlı başına kafi bir delil midir aşk? Yoksa çözümsüz bir problem midir? Okuyun ve taraf olabiliyorsanız tarafınızı seçin.
Aşk
Aşk KöpekliktirAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201517,2bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 414. kitabı
Düşünmek, varlığın huzurunda durmaktır.#y3252 Çok yönlü derin birikimli kalemi güçlü İbrahim Kalın 'in Heidegger'in Kulübesine Yolculuk 'ni okuduk, böylece Ben, Öteki ve Ötesi ile başlayan yolculuğumuz devam ediyor .. Batı düşüncesinin "Varlık" sorusunu unutup, onu sadece nesnelere indirgemesinin (varlıklara kurban etmesinin) eleştirisi yapılır. Varlığa Dönüş Çağrısı: İnsanın kendi özüne ve Varlık'a yeniden dönmesinin felsefi ve ahlaki zorunluluğu vurgulanır.Doğu-Batı Sentezi: Farklı felsefi geleneklerin (Doğu hikmeti ve Batı felsefesi) aslında aynı temel soruya cevap aradığı gösterilir. İbrahim Kalın Heidegger’in kulübesini ziyaret etmesiyle başlıyor. Kara Orman’ın eşsiz tabiatıyla bütünleşen bu kulübede yazar, Heidegger’le derin bir sohbete koyuluyor. Onu kimi zaman Nesimî’nin, Yunus Emre’nin, Âşık Veysel’in meclisine davet ediyor, kimi zaman da Molla Sadra ile yüzleştiriyor. Böylece Batı ve Doğu düşünceleri arasında felsefi bir temas alanı açılıyor ve farklı ufukların birbirini nasıl beslediğine tanık oluyoruz. Kulübede kâfi derecede vakit geçirdikten sonra Kara Or­manın iç taraflarına doğru yürüyüşe çıkıyoruz. Ağır ve sakin adım­larla ilerlerken tabiatın saf ve bakir hâlinin nasıl muhteşem bir mu­cize olduğunu düşünüyorum. Her an değişen ama hep kendi ka­lan; hiçbir rengi, dokusu, ışığı, gölgesi, dalı, yaprağı aynı olmayan; hem mikro hem makro düzeyde bakınca muazzam bir derinliğe, düzene, hayatiyete ve enerjiye sahip tabiatın bu sade ve dingin gü­zelliği karşısında aynı anda aklımın, zihnimin, kalbimin, duygu­larımın ve muhayyilemin nefes almaya başladığını hissediyorum. “Varlığa komşu olmak için bakir tabiatın en elverişli yer olduğu­nu biliyorum ama bunu tabiat romantizmine ve doğa mistisizmi­ne kapılmadan yapmanın imkânlarını araştırmak gerekiyor diyorum Kendi kendime.. S;26 İbrahim Kalın'ın
Felsefe-Düşünce
Heidegger'in Kulübesine Yolculukİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 2025187 okunma
Puan vermedi·610 syf.··
2018 42. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2018 00:00
@okumacemberiolusturalim etkinliğinde biten ilk kitabım olan #janeeyre ile birlikte geldim... Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, @martiyayinlari ndan okudum ve baskısını, kapağını yine çok beğendim. Hem roman havasında, hem okuyucuya direk hitap ederek anı tarzında yazılmış. O zamanların yaşam koşulları, insanlar, mekanlar, görüşler oldukça detaylı bir şekilde anlatılmış. Biraz konusuna değinmek istiyorum. Jane Eyre annesini ve babasını çok küçük yaştayken kaybediyor ve dayısının himayesine giriyor. Dayısı da ölünce, kendisini bir yük olarak gören yengesinin eline kalıyor. Sıkıntılı bir çocukluk döneminin ardından (sıkıntı diye sınırlamak kafi değil aslında) yatılı okula verilen Jane kendini yetiştiriyor ve ayakları üzerinde durmayı başarıyor. Öğretmenlik yapmak için gittiği yerde ise tüm hayatı yeniden şekilleniyor. İç dünyasını, duygularını tanımasını sağlayan, daha önce tatmadığı, anlam veremediği bir hayat... Yaptığı seçimler ve birazda şansla karşısına çıkanlar sayesinde birden fazla hayat yaşıyor aslında. Yaşamımız boyunca yaptığımız seçimlerin yolumuzu nasıl etkilediğinin çok güzel bir örneği bence. Evet aşk hikayesi okuyoruz ama iş oraya gelene kadar çıkartılacak çok ders var. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Jane EyreCharlotte Brontë · Karbon Kitaplar · 201742,2bin okunma
Surprise Motherf**kers!
10/10
·719 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
Bu incelemeyi yazmak uzun zaman aldı. Psikolojik olarak o havanın üzerimden kalkmasını beklemem lazımdı. The Butcher's Masquerade belki de serinin şu ana kadar okuduğum EN İYİ kitabı. HALA bu serinin neden bir yayınevi tarafından alınmadığını anlamış değilim. Yani ottan b*ktan o kadar çok şey çevriliyor ki böyle bir harikalar diyarının ısrarla geride kalmasına akıl erdiremiyorum. Uzaylı distopyası ve komedi unsurları içeren böylesine kral bir seri başka nerede var sevgili yayınevi çalışanları? Her neyse... Gelelim biricik Carl ve Donut'ın maceralarına. Beşinci kitap, zindanın altıncı katı; The Hunting Grounds. Namıdiğer Avlanma Alanı. Adından da anlaşılacağı üzere av ve avcı mantığı üzerine kurulmuş, her üç katta bir devasa bir prodüksiyonun zindanı yerinden oynattığı o nadir seviyelerden biri. Carl beyefendinin ilk hamlesi ile kitaba zaten dehşetül vahşet bir giriş yapıyoruz. Yani ilk sayfalardan böylesine yüksek bir aksiyonla başlanılması genel anlamda kitap için bir fikir oluşturuyor. Halihazırda asla aksiyonun bitmediği bir seride aksiyon bu sefer sınırları zorluyor desem yeridir. Biliyorum, şu zamanlarda bu incelemeleri okuyan öyle çok kişi yok. Bir kez daha bunu yayınevlerinin alıklığına veriyorum. Yoksa sekiz kitabı bir hafta içerisinde bitirecek öyle çok manyak var ki... Buraya incelemeleri okuyup kitaplar hakkında biraz da olsa bilgi almak için uğrayacak onca kişi için ben şimdiden tatlı bir girizgah hazırlıyorum kendimce. İyi veya kötü, en azından ben Carl'ın izinden gidiyorum kardeşim. Bir nevi Anarşistin Yemek Kitabı'na bırakılan notlar gibi... Ben de sizin eski zindan gardaşınızım. Gelelim bu kitapta olan genel olaylara. Öncelikle artık diğer gezegenlerden olan uzaylı psikopatlar oyuna dahil olabilecekleri bir alana sahipler. Yani spor niyetine bu
The Butcher's MasqueradeMatt Dinniman · Independently Published · 20221 okunma