Memleketteyken Japon Kale diye bir oyun oynardık. Herkesin kendi küçük kalesi vardı. Gol yemek yok ama gol atmak için çırpınmak var. İşte ben hep, "Japon Kale oynar gibiyiz," diyordum. Babama değil, anama diyordum.
"Ana gol attığımız hiç yok. Hep gol yiyoruz.
“O hep aklımdaydı; çünkü ona olan sevgim gün ışığında dağılıverecek bir sis ya da yağmur yağınca yıkılıverecek bir kumdan kale değil, mermer üzerine yontulmuş bir yazıydı ki mermer var olduğu sürece silinmezdi.”
Bilmemiz gerekir ki kalp bir kale ve şeytan da o kaleye girmek isteyen bir düşman gibidir. Şeytan o kaleyi fethedip bize sahip olmak ister. Kaleyi düşmandan korumak, kapıları ve gedikleri kapatmak ve sağlamlaştırmak ile mümkündür. Kapı ve gedik yerlerini bilmeyen kimse elbette kaleyi muhafaza edemez. Şeytanın kalbe giriş yol ve kapıları ise kişinin vasıfları ve zaaflarıdır.