Doğrudan şaşmayan Pyotr Andreyeviç.
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 03:00
Rus edebiyatından severek okuduğum bu eserle ilgili tek pişmanlığım, keşke anlatılan döneme daha yakından vakıf olabilseydim. Gerçek tarihi olaylardan yararlanılarak kaleme alınan romanda, Puşkin özellikle Pyotr Andreyeviç'in torunlarından birinin kendisine sunduğu el yazmalarından faydalanmış; bazı isimleri değiştirerek hikayeyi okura aktarmıştır. Roman, emekli bir askerin oğlunu vatanına hizmet etmesi amacıyla orduya göndermesiyle başlar. Askerlik görevi için uzak bir kaleye gönderilen Pyotr Andreyeviç'in, kale komutanının kızı Maşa'ya aşık olmasıyla hikaye farklı bir boyut kazanır. Eserde, kahramanın bir yandan vatanını korumak için verdiği mücadele, diğer yandan sevdiği kadın uğruna verdiği savaş etkileyici bir şekilde anlatılır.
1000Kitap
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Kızıl Panda Yayınları · 036,9bin okunma
Drakula
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 21:42
Drakula İyi akşamlar hissedenler, şimdi de size #ürkünçhikayeler #bramstoker'dan #drakula kitabıyla geldim. #thekitapçocuk kitabını çocuklarınızla okuyabilirsiniz. Yaş sınırı nedir bilmiyorum ama gece okunmamasını tavsiye ederim Avukat Jonathan Harker, Romanya'ya sıradan bir iş gezisine gittiğini düşünüyordu. Ancak Kont Drakula'nın kalesi bilinmezliklerle doludur. Kale çok ilginç, sanki kalede yaşanılmamış gibi boş ve toz içindeydi. Kont ise bir görünüp bir kayboluyordu. Jonathan kaldığı kalede bir şeyler gördü ve hastalandı. Bu kadarlık olsun, gerisi kitapta Sizce Jonathan ne görmüştür? Neden, nasıl hastalanmıştır? Aslında hikayemiz tam buradan sonra başlıyor diyebiliriz. Nasıl mı? Bayağı dolu dolu geçiyor, durak bilmiyor. Ben sevdim, size de öneririm. Vampirlerle aranız nasıl? Dikkat edin, vampirle karşılaşabilirsiniz #kitapalıntıları Jonathan'ın bütün vücudu korkudan titremeye başladı. Bu garip adam kimdi ya da neydi? Neden gündüzleri uyuyordu? Hem de tabutun içinde... Neden gördüğü basit bir sarımsak kutusundan bu kadar korkmuştu? "Kaçtın mı?" dedi Mina, şaşkınlıkla. "Neden Kont Drakula'nın şatosundan kaçman gerekti ki?"
DrakulaBram Stoker · The Kitap Çocuk Yayınları · 20266,3bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·400 syf.··
2026 278. kitabı
Dan Brown, *Dijital Kale* adlı bu ilk ve sürükleyici teknolojik gerilim romanında, Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) geliştirdiği ve dünyadaki tüm şifreli yazışmaları çözebilen devasa süper bilgisayarın, çözülemeyen gizemli bir şifreyle karşı karşıya kalmasını konu alır. Yazar; dahi bir kriptolog olan Susan Fletcher'ın, hem ulusal güvenliği hem de sevgilisinin hayatını kurtarmak için zamana karşı yarışırken kendini bir anda ihanetlerin, siber savaşların ve devlet sırlarının ortasında bulduğu yüksek tempolu bir hayatta kalma mücadelesini işler.
Dijital KaleDan Brown · Altın Kitaplar · 201022,7bin okunma
Vatan Aşk'ı ile Gönül sevdasının hikayesi...
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 95. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 19:39
Vatan Yahut Silistre, Sevdiği adamın peşinden savaşa giden Zekiye ile vatanı için savaşan İslam Bey'in hikâyesi üzerinden vatan sevgisini ve kahramanlığı anlatan bir tiyatro eseridir... İslam Bey, vatanını korumak için Silistre cephesine savaşa gitmeye karar verir. Ona âşık olan Zekiye ise sevdiğinden ayrılmak istemez ve erkek kılığına girerek gizlice onun peşinden cepheye gider... Silistre Kalesi düşman kuvvetleri tarafından kuşatılır. Kale savunmasında bulunan askerler büyük bir cesaretle savaşırlar. İslam Bey de kahramanca mücadele eder. Zekiye'nin erkek kılığında cephede bulunduğu daha sonra anlaşılır... Savaş sırasında askerler vatan uğruna canlarını vermeye hazır olduklarını gösterirler. Sonunda savunma başarıya ulaşır ve düşman geri püskürtülür. İslam Bey'in kahramanlığı takdir edilir; Zekiye ile olan aşkı da mutlu bir şekilde sonuçlanır...
Alıntı
Vatan Yahut SilistreNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,6bin okunma
Tatar Çölü
7/10
·232 syf.··
2026 11. kitabı
Roman, genç subay Giovanni Drogo’nun ilk görev yeri olan Bastiani Kalesi’ne atanmasıyla başlıyor. Bu kale, ıssız bir çölün kıyısında, ülkeyi kuzeyden gelebilecek hayali "Tatar" saldırılarına karşı korumak için inşa edilmiştir. Tatar Çölü; umut etmenin, yalnızlığın, yanlış kararların, alışılmış düzeni bozamamanın, beklentilerin kitabı. Kitaptaki şu soru aslında bir nevi bizleri aynalıyor: "Ya aslında yanılıyorsak? Ya gayet sıradan bir yazgıya sahip, sıradan biri olarak yaratılmışsak?" Her birimizin kendi hayatında beklediği bir "Tatar ordusu" vardır. Kimimiz için bu mükemmel kariyer, kimimiz için doğru aşk, kimimiz içinse bir mucizedir. Ama bazen sadece umut etmek yetmez; çünkü o umut, insanı bugünden koparıp hayali bir geleceğe hapseden bir prangaya dönüşebilir. Kitapla ilgili tek mesafeli kaldığım nokta ise; ilk 200 sayfada Drogo’nun içsel dünyasının ve duygusal derinliğinin biraz arka planda kalmasıydı. O durağanlığın içinde Drogo’nun ruh halini, o sıkışmışlığı çok daha yoğun hissetmek isterdim. Yine de Drogo’nun son savaşı, hiç beklemediği bir cephede gerçekleşiyor. Bekleyişin o trajik yüzünü Stefan Zweig çok iyi özetliyor: "İnsanın en büyük trajedisi, çok geç gelen bir zaferin artık hiçbir anlam ifade etmemesidir." Buzzati bize şunu fısıldıyor: Hayat, "o büyük anın" gelmesini beklerken aralarda akıp giden sıradan günlerin toplamıdır. O büyük an için umut etmek, beklemek çok kıymetli. Elbetteki hayatınızın anlamını arayın, o büyük anı bekleyin ama onun uğruna yaşamınızı da gözden çıkarmayın.
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınları · 201319,8bin okunma
Gök Kubbenin Altında Bir Başına: Harita Odasında Kaybolan Dev
Puan vermedi·517 syf.··
2023 3. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki hava değişir, duvarlar üzerinize doğru esner ve aynadaki yüzünüze bakacak cesareti kendinizde zor bulursunuz. Benim için bu hayatta okuduğum en iyi, en sarsıcı hikâyedir Martin Eden. Bu, bir ruhun kırıla kırıla, yana yana kendi küllerinden bir dev inşa edişine ve sonra o devin kendi yarattığı yalnızlık okyanusunda boğuluşuna yakılan merhamet dolu bir ağıttır. Jack London, Martin’in şahsında bize sadece bir başarı ya da başarısızlık öyküsü anlatmaz; ham bir gücün, rafine bir yabancılaşmaya nasıl evrildiğini sezdirir. Martin’in aristokrat bir eve ilk adım attığı o sahne, hantal bedeniyle nesnelere çarpmaktan korkan, kollarını nereye koyacağını bilemeyen o kaba saba denizcinin ürkekliği aslında yolun henüz başıdır. Duvardaki yağlıboya tabloya yaklaştığında güzelliğin özensiz boya darbeleri arasında kaybolduğunu görüp şaşırmış, gerilediğinde ise resmin yeniden muhteşem bir fırtınaya dönüştüğünü görmüştü. "Dalavereli bir resim" diye geçirmişti içinden. Martin’in trajedisi tam olarak bu tespitte gizlidir. Uzaktan kusursuz, pürüzsüz ve semavi görünen o burjuva dünyası, içine girdikçe tıpkı o tablo gibi çözülmüştür. Yaklaştıkça görmüştür ki, tapındığı o insanların zihinleri sığ, kalpleri hesapçı, entelektüel derinlikleri ise sadece ezberlenmiş kalıplardan ibarettir. Oysa Martin açtır. Bilginin o uçsuz bucaksız harita odasında rehbersiz yolunu bulmaya çalışırken, kelimeleri birer uysal hizmetkâr yapabilmek için uykuyu beş saate indirirken kalbinde sadece saf bir aşk ve güzellik arayışı vardır. Çamaşırhanenin o cehennemî sıcağında, insanı iş hayvanına çeviren o öldürücü ritmin içinde bile ruhunun derinliklerinde parıldayan o ışığı korumak için direnmiştir. Peynir Surat’la on bir yıl boyunca dövüşen o inatçı çocuk, editörlerin
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma