Odamın sefaleti gözüme çarptı. Her taraf yığın yığın nusha, kalem çöpleri, ne zamandan laldığı belli olmayan, ara ara suya batırıp yumuşatarak yediğim ekmek
Agnes geldiği yoldan bu kez daha yavaş adımlarla geri dönüyor, aynı sokaklarda yürümek yolu gerisingeri gitmek ne tuhaf; tüy kalem misali ayaklarıyla yazdıklarının, yazılı sözcüklerin üzerinden geçer, yeniden yazar, siler gibi. Ayrılıklar ne tuhaf aslında çok basit geliyor bir dakika önce, dört beş dakika önce, kocası orada, yanındaydı şimdiyse yok. Bir an onunla birlikteydi sonraki an tek başına. Kendini fazla göz önünde,üşümüş gibi, soyulmuş soğan gibi hissediyor.
-Yasa elinizde, kalem elinizde!
-Elinde yasa olanlar, kalem olanlar böyle şey düşünüyormu şimdi? Kalkınıyoruz, kalkındırıyoruz diyorlar, hepsi palavra! Ancak kendilerini kalkındırıyorlar!
Ben o gün hiç ağlamadım. Duygusuz biri olduğumdan değil, o gün ağlayamadım. Ama o günden sonraki her gün, her babamı hatırladığımda ağladım. İkimiz arasında eksik olan ve yarım kalan her şeye ağladım ve bugün bu satırları yazarken yine ağlıyorum, titreyen ellerimle üzerinde kalem oynattığım kağıdımı ıslatarak...