"Biz çocukken Ne güzel çiçekli kırlardık Biz çocukken Rengarenk düş kanatlı kuşlardık Bir masalda saklanan Günahsız melekler Çok uzakta, kuytuda Suları berrak pınardık..." youtu.be/uQ2Vrt-R9-A?si=...
Müzik
Anlatıldığına göre; İblis’in birinci kat gökte iken ismi “Âbid”, ikinci kat gökte iken “Zâhid”, üçüncü kat gökte iken “Ârif”, dördüncü kat gökte iken “Velî”, beşinci kat gökte iken “Tâkî”, altıncı kat gökte iken “Hâzin”, yedinci kat gökte iken ise “Azâzil” idi. Fakat Levh-i Mahfûz’daki adı “İblis” idi. O, sonunda başına gelecek olanları bilmiyordu. Ulu Allah, kendisine Hazreti Âdem’e (a.s.) secde etmesini emredince İblis şöyle dedi: “Onu benden üstün mü tutuyorsun? Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın!” Allah Teâlâ da ona: “Ben dilediğimi yaparım!” diye cevap verdi. Kendini daha şerefli gördüğü için, burun kıvırarak ve tepeden bakarak Hazreti Âdem’e (a.s.) secde etmesi gerekirken arkasını çevirdi. Diğer bütün melekler bu emre uyarak secdeye kapanıp uzun bir müddet beklerken o, dimdik ayakta kaldı. Melekler başlarını kaldırıp onun kendileriyle birlikte secde etmediğini görünce, şükür maksadıyla ikinci defa secdeye kapandılar. O ise arkadaşlarına yan yan bakarak, onlara katılmayı asla düşünmeyerek ve Allah’ın emrini çiğnediği için hiçbir pişmanlık duymayarak yine tek başına ayakta kaldı. Bunun üzerine Allah, onun güzel vücudunu bozdu. Onu farklı bir sûrete çevirdi. Yüzü değişti, gözleri yarık hâlini aldı, burun delikleri genişledi, dudakları ve dişleri şekil değiştirdi. Sakalı yolundu, çenesinde seyrek birkaç tel kaldı. Allah onu önce cennetten, sonra gökten ve daha sonra yeryüzünden kovarak adalara sürdü. Artık yeryüzüne ancak gizlice ayak basabilmektedir. Kâfirlerden biri olduğu için Allah’ın lâneti kıyamet gününe kadar onun üzerindedir. Oysa daha önce yakışıklı, dört kanatlı, bilgili, çok ibadet eden; melekler arasında itibarlı ve birçok imrenilecek sıfatlara sahip bir varlıktı. Ancak bunların hiçbirisi ona fayda sağlamadı.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
KUANTUM ve TASAVVUF...
Bediüzzaman Said Nursî'in eseri Nur'un İlk Kapısı'ndan: "Her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini görüp göstermek istemesi sırrınca, o sultan dahi istedi ki: Bir meşher açsın. Enzâr-ı nâsta saltanatının haşmetini, servetinin şâşaasını, san'atının harikalarını, mârifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Ta kendi cemâl ve kemâl-i mânevîsini iki vecihle müşahede etsin: Biri, bizzat nazar-ı dekaik-âşinâsıyla baksın. Diğeri, başkalarının nazarlarıyla baksın." Bizden birisi söylese itibarı olmaz. Zîra müslümanın kanı acıdır. Ama Michio Kaku Einstein'dan Ötesi'nde diyor ki: "Bilim insanlarının küçük bir azınlığı, aralarında Nobel ödülü sahibi Eugene Wigner da vardır, ölçümün bir tür şuur imâ ettiği görüşünü savunmaktaydı. Onlara göre ölçümü yalnızca şuurlu bir kişi veya varlık yapabilirdi. Dolayısıyla, maddenin tümünün varlığı (kuantum mekaniği uyarınca) ölçmeye, kâinatın varlığı da şuura dayalıdır. Bunun insan şuuru olması şart değildir. Kâinatın başka herhangi bir yerindeki akıllı yaşam ve hattâ bazılarının öne sürdüğü gibi tanrı da olabilir." Maşaallah diyelim o vakit biz de bu nasipli azınlığa. Zîra, yolu uzatmak kabilinden de olsa, Allah'ın Vacibü'l-Vücûdluğuna yaklaşmışlar. "Olmazsa olmazlığını" kenarından-köşesinden kavramışlar. Kuantum fiziğinin varlık için şart koştuğu ölçen-ölçülen, gözlemci-gözlenen bağından ta buralara kadar varmışlar. Yahut Bediüzzaman gibi söyleyelim arkadaşım: "Âferin maarifin himmet-i feyyâzânesine ve fünunun himmet-i merdânesine..." Buradan şuraya geçeceğim: Geçenlerde halasının kristali sayesinde yeğenime bir ışık gösterisi yaptık. Pencerenin önüne tutup bütün odayı renkli parıltılarla kapladık. Onları izlerken ben de şunu farkettim: **Parıltılardan bazıları, tıpkı bir güneşin etrafında dönen gezegenler gibi, yörünge çiziyor. Kristalin
Kuantum Fiziği ve Mistisizm
Lilith… Adı geçtiğinde birçok insanın aklına karanlık, gizemli ve yasaklı bir figür gelir. Ama aslında Lilith, yalnızca bir “şeytan” ya da “iblis” değildir. O, binlerce yıl boyunca değişen kültürlerin, korkuların, inançların ve özellikle kadınlık algısının içinde şekillenmiş çok katmanlı bir figürdür. Mezopotamya’dan Yahudi geleneğine, oradan Ortaçağ demonolojisine ve modern feminist yorumlara kadar uzanan uzun bir yolculuğun kahramanıdır. Bu bölümde Lilith’in hikâyesini anlatırken yalnızca bir efsaneyi değil, aynı zamanda insanlık tarihinin karanlık köşelerinde dolaşan bir fikri de keşfedeceğiz. Hikâyeye en baştan, yani Mezopotamya’dan başlayalım. Lilith’in kökeni büyük ihtimalle Sümer ve Akad mitolojisine dayanır. Sümer tabletlerinde “lil” kökü rüzgâr, ruh veya görünmeyen varlık anlamına gelir. Bu kökten türeyen “lilitu”, “ardat-lili” ve “lilu” gibi isimler gece dolaşan ruhları veya demonları anlatmak için kullanılır. Bu varlıklar çoğu zaman insanlara özellikle de hamile kadınlara ve bebeklere zarar veren ruhlar olarak düşünülürdü. Yani Lilith’in hikâyesi aslında baştan itibaren geceyle, rüzgârla ve görünmeyen tehlikelerle ilişkilidir. Antik Mezopotamya’da gece çok daha korkutucu bir şeydi. Bugün ışıklarla dolu şehirlerde yaşayan bizler için gece romantik ya da huzurlu olabilir. Ama dört bin yıl önce, karanlık demek bilinmezlik demekti. İnsanlar gece çıkan hastalıkları, ani bebek ölümlerini veya açıklayamadıkları olayları kötü ruhlara bağlarlardı. İşte lilitu adı verilen varlıklar da bu korkuların mitolojik ifadesiydi. Bazı araştırmacılar Lilith’in kökenini Sümer mitolojisindeki bir hikâyeye bağlar. Bu hikâyede tanrıça İnanna’nın kutsal ağacı vardır. Bu ağacın içinde bir yılan, bir kuş ve “lilitu” adlı bir varlık yaşar. Daha sonra kahraman Gılgamış ağacı keser ve bu
Psikoloji info müthiş Büyün çareleri denemiş en son iplere yaslanmışmı 4sene oldumu Hayatın derin düzensizliği normal insanı bile nevroza düşürebilir freud.(Nevrozunda çeşitleri var kendini camdan aşşağı atma gibi) Psikolojik rahatsızlıkları olan biri ya kendine zalim olur ya da alim olur Tendeki monad zihindeki monadın hatrına Bizi gerçekten korkutan ve umutsuzluğa düşüren şey,dışımızdaki olayların kendileri değil,fakat bizim onlar hakkındaki düşüncelerimizdir.Bizi rahatsız eden,şeyler değil,onların anlamını yorumlama biçimimizdir. Acıların sebeplerini azapta görmek Bir insanın çaresizlikle yapmış olduğu eylem Kul hakkı kibrit kutusu Değersiz olan galip gelir Birinin kötü haline kızmaktansa onun o halinden Allahütealanın rızasını kazanmaya çalış Öfkenin getirdiği yara kabuk bağlamaz kanamaya devam eder Kötü kişilere iyi olmayı değil ılımlı olmak öğretilmelidir.Akrep gibi birini sokamadığında kendini sokacak. Kozmik bulut Aklını yitiren aşıklar gerçek aşkı gösterdi konuşan dille kulağa hoş sedalar verd Delilden hareket edeni imandan mahrum Decartes delilden doğruda olabilir yanlışta Yükselmek nasıl oluyor biliyormusun abla zikirlerlede olur bulunduğun basamağı temizlersin ama en büyüğü.Başına iş gelicek ama sende bunu doğru şekilde geçiceksin
SERAFİMLER
"Dört kemerin de pandantifine yerleştirilmiş altı kanatlı melekler ; Serafimler, bu kubbenin altına giren herkes, onların kutsal gözleri tarafından izlenir." Gizlenen Arif Ergin
Kitap Alıntısı