Müsaade edersen, Bekir Hoca efendi amcam bu akşam da benim misafirim olsun da, dışarıda onunla yiyelim… dedim.
Bekir Hoca bunu duyunca, “Bak, oğlan adam oluyor” gibilerden babama göz kırptı. Babam da memnundu.
Peki, dedi, Bekir Hoca razı gelirse âlâ…
Bekir Hoca,
Ben öyle her lokantada yemem, dedi, bir Müslüman lokantası var mı?
Hacı Raşit’in lokantası var… dedim.
Her akşam içtiğim lokantanın sahibi Raşit, gerçekten hacı idi. Tabelasında “Lezzet Lokantası - Hacı Raşit Eroğlu” yazılıydı.
Bekir Hoca’nın bizim evde nasıl yemek yediğini gördüğüm için, ne olur ne olmaz diye yanıma çokça para aldım. Akşam Hacı Raşit’in lokantasına gittik. Bekir Hoca yine oruçluydu.
İftar saatinde besmele çekip bir yudum suyla orucunu bozduktan sonra çorbaya girişti. Ben sözüm ona bir ızgara köfte yedim. Garsona,
Komposto getir, diye elimle içine votka koymasını işaret ederek göz kırptım.
Votkalı komposto geldi, kaşığı çaldım. Bekir Hoca çorba içiyor, ben komposto… Bekir Hoca bir çorba daha içti. Ben kendime bir komposto daha ısmarladım. İkinci çorbayı içtikten sonra hoca, tas kebabı istedi. Ben üçüncü kompostoyu içiyordum. Yavaş yavaş kafamı bulmaya başlamıştım ki, Kırık Ali yanında üç kopukla lokantadan içeri girdi. Eyvah, şimdi bir rezalet çıkacak. Kırık Ali’nin girdiği yerde çıngar çıkarmadığı görülmemiş.
Kırık Ali, Bekir Hoca’yı görünce birden koşup hocanın eline varmaz mı! Bekir Hoca’nın elini öpüp,
Duan sayesinde Hoca efendi, inşallah bizim gibi günahkârlar da Hak yoluna girer… dedi.
Bekir Hoca, bu sözlerden çok duygulanıp,
Berhudar ol evlat, buyur, otur… dedi.
Kırık Ali ile yanındaki üç serseri, lokantaya içmeye geldiklerinden Bekir Hoca’nın yanında oturmak istemedilerse de hoca onları zorla bizim masaya oturttu. Ben o sırada votka karıştırılmış dördüncü kompostoyu