Puan vermedi·496 syf.··
2025 164. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 20:15
Hem ülke gündemi hem de benim yolculuk sürecim sebebiyle biraz sosyal medya detoksu yaptım ve acayip iyi geldi. Ailemle vakit geçirmek, istanbulda ki dostlarımla görüşmek ve ruhumu doyurmak için muazzam bir mola oldu diyebilirim. Ancak dönüş vakti geldi. En bi sevdiğim #asker konulu kurgulardan farklı bir detaya sahip @aslihangungorzeybek kaleminden Hemdert kitabının yorumuyla geldim. Yazarın kalemi akıp gidiyor. Yolculuk için seçtiğim kitaplardan biriydi. İlk yarıda bitmiş olması benide bayağı bir şok etti diyebilirim. Zaten ilk kitaptan sonra merak içinde çıkmasını beklemiştim. Merakım tavan yaparak okudum kitabı! Bu seri bir çok duyguyu içinde barındırıyor demek çok doğru olacaktır. Aşk, arkadaşlık, aile bağları ve vatan millet sevgisi! Dibine kadar işlenmişti. Ah Metehan böyle güzel sevemezsin! Yani özendiriyorsun be canını sevdiğim. Asker konulu kurgular da neredeyse her eşleşmeyi okuduk. Lakin Binbaşı ve Vali üstüne arkadaşın kız kardeşi teması bildiğiniz ekmek banmalık oldu diyebilirim. Bu yüzden bu kitabın diğerinden farkı var diyorum. Benim gözü kara ruhu ilaç kızım Nazenin! Ben senden de cesaretinden de razıyım. Yani hem bu kadar çaresiz hemde bu kadar cesur olmak ve bunu şahane yansıtmak.. Metehan sen benim ciğerimi söktün be adam! Sevda mı? Görev bilinci mi? İkilem zordu.. Çiftin kimyası efsane! Bayılarak okudum. Bazı karakterler olmasa kitap eksik kalacak gibiydi. Yine çokça severek ve eğlenerek okdugum bir kitap olduğunu söylemek isterim.Kitap bitti bende bittim. Bunların kavuşamama durumları bana dert oldu! Peki ya o son? O nasıl bir sondu? İstek değil benim ki bildiğiniz ihtiyaç! Topluca yazara baskı yapabilir miyiz? Malum devamını okumazsam delireceğim! Aslında saatlerce konuşmak istiyorum kitabı. Ancak bitmemiş bir seri ve ben asla #spoiler vermek
1000k
HemdertAslıhan Güngör · Lapis Yayıncılık · 2025152 okunma
9/10
·504 syf.··
2021 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 01:08
Martin'in fiziksel özelliklerini okuduğum zaman zihnimde Hulk gibi bir şey canlandı. Geniş omuzlar, kaslı kollar biraz ileriye gitmiş olabilirim :) Martin her zaman fiziksel özellikleriyle çevresini etkileyebilen bakışların kendisine kaydığı çekici bir adam ondan yayılan bu çekici dalgalar Ruth' da vuruyor. Bir akşam yemeği daveti adım attığı yer bambaşka bir yer elini nereye koyacağını bilemeyecek, hata yapma korkusu bir de Ruth' u görünce afallamaca. Üst sınıftan bu kızın kültürü ,eğitim düzeyi her şeyi ona ulaşılmaz geliyor. Oakland'ın ya da California'nın o zaman ki sosyal durumunu da görebiliyoruz burada işçi sınıfı ve burjuva arasındaki derin uçurumu. Martin Eden de dipten başlıyor kendini yeniden inşa ediyor mükemmel bir işçilikle çıraklık, kalfalık ve ustalıkla eserleriyle yek vücut oluyor. Onu elde edebilmek için her şeyiyle savaşa giriyor müthiş konsantre . Kendini kitaplar dünyasına her daldan bilgiyi bir sünger gibi çeker . Bir üniversite öğrencisinin 1 yılda öğrendiğini iki ayda kapıyor. Bazen nereden başlayacağını bilemediği anlarda ona ışık olacak birine ihtiyaç duyuyor bu Ruth' dur. O ise Martin'i bir hamur gibi şekillendirebileceğini düşünerek hayalindeki kalıbın içine dökmeye çalışır. Yaratım noktasına geçer bir süre sonra çılgınca yazar ha yazar. Günlerce yemek yemediği olur, günde 5 saat uykuyla idare etmeye çalışır.  "Uykunun getirdiği farkında olmama halinden nefret ediyorum. Hayatta yapılacak ve yaşanacak o kadar çok şey var ki... Uykunun ondan çalıp götürdüğü her ana kin güdüyordu." Onca uğraşla yazdığı eserleri San Francisco'daki gazetelere yolluyor . Aldığı sürekli retler pes ettirmiyor onu. Tek işi yazmak ve bunun için bisikletini , takım elbisesini rehin veriyor. Meteliğe kurşun atıyor. Yaşadığı küçük odadaki masanın altı yazdığı eserlerle
1000Kitap
Martin EdenJack London · Koridor Yayıncılık · 2020135,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Gönlümde yer edindin Özdenören..
10/10
·176 syf.·
Beğendi
·
2020 20. kitabı
Özdenören'e ait okuduğum ilk eser oldu "Müslümanca Yaşamak". Önünde şapka çıkartan bir eser oldu benim için. Neden mi? Çünkü bize lazım olan şeyleri anlatmış. İslâm'ı nasıl yaşamamız gerektiğini eleştirel bir gözle anlatmış. Eksikliklerimizi sahiden en büyük eksikliklerimizi çok iyi irdelemiş ve gerçekten hakiki bir Müslüman'ın nasıl olması gerektiğini çok iyi analiz edip okuyucusuna sade bir dille eserini sunmuş. Mesela şöyle diyor bir satırında: "Müslüman, lügatinde yılgınlığın yer almadığını bilerek aşkla, şevkle, sabırla kendi yolunu kendi eliyle açmaya çaba gösterir." Evet kesinlikle Müslüman dediğin böyle olması ve böyle yaşaması gerekir. Ve bu sözünden de şunu çıkartmak gerekir: Bir umut vadediyor Müslüman'a yazar. Bir Müslüman'a umutsuzluğun, yılgınlığın yakışmadığını anlatıyor yazar bize. Sezai Karakoç'un yaptığı gibi hep bir umut peşinde. Ne güzel böyle yazarların olması, bize fayda veren yazarların yazması ne güzel. Allah arttırsın inşaAllah. Ve kitap son paragrafıyla kendini özetlemiş durumda: İmam Gazali söylüyordu: 'Ömrüm bitmiş, fakat sen yalvarmış yakarmışsın, sana bir gün daha verilmiş; işte şimdi öyle bir günde bulunuyorsun, öyle bir günde ne yapacaksan, her gün aynı gayretle o işe sarıl, öyle çalış, öyle ibadet et, öyle yaşa.' Allah en büyük görevimiz olan 'kulluk' görevini yerine getirme ihtirasıyla yaşatsın bizi. Çünkü o bizim en büyük davamızdır. Davamıza sahip çıkalım. Kalkalım ve silkelenelim bu kitabı okuduktan sonra dostlar. Ve kitabı okumayanlara da kesinlikle tavsiyemdir. Okuyun, okutun.. Müslümanca yaşamak dileğiyle, kitapla kalın...◉‿◉
Müslümanca YaşamakRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 20175,8bin okunma
Cuma Değirmeni
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2020 194. kitabı
1992 yılının Temmuz ayında Sovyetlerin dağılmasından iki yıl geçmiş Sarp Sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapan beyaz saçlı yabancı kimsenin dikkatini çekmemişti. O akrabalarına kavuşmak için yoluna devam ediyordu. Tuhaf duygular içindeki yabancı Artvin Hopa’dan geçiş yapıp yaşadığı yerlerle buralar arasındaki benzerlikleri farklılıkları içinde garip duygular ile bir yaşarken Cuma Değirmeninde Arslan Bey’in evine doğru geliyordu. Roman 1980 yılının Eylül ayına Arslan Beyin yanına götürüyor bizi önce. Arslan Bey milliyetçi bir öğretmen çevresi ve özellikle gençler tarafından ilgiyle takip edilen milli şuurla etrafındakileri aydınlatmaya çalışan bir münevver. Bu durumdan rahatsız olan karanlık beyinlilerin hedefi olmuş ve evinin kapısının önünde pusuya düşürülmüş ve vurulmuş o yaralı haldeyken evinin önündeki dedesinin diktiği taflan ağacı ile hasbihale başlıyor ve roman böylece gelişmeye başlıyor. Haldun Eroğlu bu hasbihal içinde bizi 1980’den 1902 yılının bir sonbahar gününe götürüyor Batum’un güneydoğusundaki tepede bulunan Ahalkelek’e. Buraya gelirken Çarlık Rusyası’nın sosyo ekonomik durumu hakkında bilgiler de vererek romanın ilerleyişinde okuyucuya yardımcı olacak bilgilerle donatıp o günü daha iyi anlamamızı romanı daha bir başka okumamıza vesile oluyor. Hemen akabinde Arslan Bey ve ailesinin hayatına ışınlıyor bizleri ve yanlarında çiftliğin kahyası Niko’nun hayatına.Niko Çarlık Rusyasının sevmediği iki şeyden biri olan işçi sınıfına mensup kişi. 1900 yılların başında Çarlık Rusyasının kötü gidişatına itiraz eden halkın ve işçilerin halk hareketlerinden bıkan Çarlık Rusyası istibdatını daha artırmış işçi düşmanlığını ayyuka çıkardığı dönemde halk hareketlerine katılmış Rusların zulmünden de Arslan Bey’in yanına kendini atarak canını zor kurtarmış ve
Cuma DeğirmeniHaldun Eroğlu · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201711 okunma
10/10
·639 syf.·
2019 14. kitabı
Yıl 1953... Tuna'dan gelen buzların Boğazı kapladığı dondurucu bir İstanbul kışı. Serencebey'de bir evde kat kat ceket giyerek, ellerinde eldivenle bir adam bir şeylerle uğraşıyor, ne ola ki? Adı Kemal Sadık Gökçeli. Sobalarına odun almak içinde yetmiyor parası. Serin bir İstanbul kışının kurtuluşu ellerindeki eldivenle yazdığı kitap oluyor. Para için yazılan bir kitabın Kemal Sadık Gökçeli'yi dünyada tanınacak bir yazar haline getireceğini o zamanlar kim bilebilirdi ki? İmzasını dahi koymak istemiyor kitaba para için yazdım diyerek. Romanında tasvirlere bolca yer verdiği için çıkarmasını istiyorlar bazı yerlerini. Ama tavizsiz haliyle kabul etmiyor. En sonunda ne tasvirler çıkıyor ne de kitap onun adından mahrum kalıyor. Ve işte destansı İnce Memed, Yaşar Kemal adıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye böyle başlıyor. 1955 yılında ise iki cilt olarak yayımlanıyor. Devam eden yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin ve Suut Kemal Yetkin'in olduğu jüriden Varlık Roman Armağanı payına düşüyor İnce Memed'in. 1957'de ilk kez Bulgarca'ya çevriliyor roman. 1959'da Nazım Hikmet çevirisiyle Rusça'yla buluşuyor, Edouard Roditi ve eşi Thilda Kemal'in emekleri ile de İngilizce'ye kazandırılıyor. Gel zaman git zaman bizim İnce Memed kırkı aşkın dile çevriliyor. Memed'in öyküsü 1987'ye kadar sürüyor. Toplam 4 cildi ile Türkiye'ye kazandırılmış mecbur adamın başkaldırı efsanesi, soğuk bir kıştan çıkıp, hikayesi ile içimizi ısıtmaya işte böyle günümüze kadar değer üstüne değer koyarak geliyor. Kim midir bu mecbur adam? Kim midir İnce Memed? O vakit Yaşar Kemal'e ışık olan bu adamdan bahsetmek zamanıdır şimdi. (Serinin tamamını içerir.) (Kitap hakkında bilgiler içerir. Spoiler
Edebiyat
İnce Memed 4Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202121,6bin okunma
10/10
·452 syf.··
2018 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2018 13:40
“Mizah anlayışı, insanın ilahi tek özelliğidir.” -Arthur Schopenhauer “Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan. ” -George Bernard Shaw İnsanın çok yönlü bir hayvan olduğunu dile getirerek başlayayım. Bu çok yönlülük neredeyse içinde barındığı her unsurla daha fazla dallanabiliyor. Örneğin bir ailenin üç çocuğunun hepsi birbirinden bambaşka karakterlere sahip olabiliyor. Ki bu başkalık Güneş, Ay ve Dünya üçlüsü gibi bir farklılık barındırabiliyor. Sonrasında mahallede bulunan diğer çocuklardan da bambaşka oluyorlar. Bu dairesel dalgalar giderek büyüyor ve aynı zamanda başkalaşıyor. Sonunda tüm dünyayı ve insanlığı kapsayacak şekilde halkalar yayılıyor. Başlangıçta suda oluşan ilk temas anı ve etkisi hariç her şey bambaşka oluyor. Peki bu ilk oluşum noktasındaki benzerlik nedir? Muhtemelen farklı boyutta ve etkide oluşan halkalar olduğumuz için cevaplarımız da pek âlâ farklılık gösterecektir. Kelimede değilse bile tanımlama kısmında gösterir. Benim benzerlik kısmına dair bulabildiğim iki cevap var. İkisi de geçen zamanda başkalarından öğrendiklerim ve kendi keşfettiklerimle aklımda sağlam bir yer etti. Beni az ya da çok tanıyanlar vereceğim cevapların bendeki yansımalarını anlayabilecektir. Tanımayanlar için ise tanıdıklarına ve kendilerine bakmalarının iyi olacağını düşünüyorum. Benzerliklerden ilki, acıdır. Her yerde ve her canlıda barınan yegâne güzelliktir. Güzellik diyorum, çünkü hem bizlerin hem de her yaşamı barındıran her şeyin oluşmasını sağlayan o oldu. Daima oluşturan, şekil veren veya yok eden oldu. Ve hiçbir ayrım gözetmeksizin her şeye aynı şekilde yaklaştı. Önce oluşturdu. Sonra şekil verdi. En sonda da oluşturduğu şekli yok etti. Bunu taşın suya değdiği andan, bana ulaştığı ana kadar gözlemleyebildim veya kafamda
Dört OyunBernard Shaw · İş Bankası Kültür Yayınları · 2019713 okunma