### I.
olmadım!
dağların sabrına sığındığımdan beri
olduğum yok artık benim.
bulamadım, taş neden yüzünü döndü bana
ne söyleyecekti eğilip baktığım su
rüzgâra kapılmış sağrısı o atın
bana ne dileyecekti?
âh ki durmadım dünyada soluklanmak için.
koyun koyuna uyuduğumuz
tepedeki çimenlikten beri
çok vaadiyle dünyanın
çok gözler gelip geçti canımdan
ama
olmadım!
hepsi birdi sevgilim
nasılsa sonunda hepsi birdi.
### II.
filizkıran fırtınasıydı hayatım!
iyi hatırla!
kimin yüzüyle gelmiştin bana
bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı
kimin yüzüyle hayatım?
ayrıldığımızda kimdik
şimdi hangi gövdenin içindeyiz
küçük bir çıngırak çalarken sabahları..
bağışla!
bazı zamanlar unutuyorum
yola uzun bakmayı.
bazı şarkılardan geçmeyi örneğin:
Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Hafıza seni anmak ödevinde mi
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Sen eskimoların ısınması sevgililer mahşeri
Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden
Mantığım mantığın üstünde yeni
İçimde Nuh'un en yeni tufanı
Dünyaya ayak basıyorum yeniden
Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
Bütün deniz kıyılarında seni beklemeli
Yüzlerce yıl geçiyor belki bir bulut geçiyor
Ben yeni doğmuş bir çocuk gibi
Herkesin konuştuğu dilden mahrum
Ama yepyeni bir dil konuşmanın sevinci
Bütün deniz kıyılarında seni anmalı
Sen buzulların erimesi eskimoların ısınması
İkinci sokaklarda bandolar mızıkalar
Yaklaşan çok yaklaşan muhteşem bir gün var
Bütün yollarda zafer takı
Eriyen kar derin denizlerde katafalk
Gün doğuyor her yer çiçek ve kar
Bütün çocuklar kurtuldu demektir
Göz seni görmeli ağız seni söylemeli
İnsanlar şansın bir lav üzerine fırlattığı, gelecekteki kum çöllerinin, kar fırtınalarının yıldırdığı insanlar, bu ölmezlik tutkusunu nereden buluyorlar? Onların medeniyeti, kısa ömürlü yaldızlardan başka bir şey midir? Bir volkan, yeni bir deniz, bir kum fırtınası, hepsini dünya yüzünden silip atabilir.
Dışarda kar taneleri düşüyordu.Pencereyi açtım, elimi uzattım. Bir kar tanesi yakaladım. Yok olup gidişini, parmağımın ucunda eriyişini izledim. Gülümsedim.
Her insan topluluğunun olduğu gibi eski Türk topluluklarının da ilahi dinlere girmeden önce özgün inanç sistemleri vardı. Başka dinlere girmelerine rağmen eski inanışlar değişiklik geçirmekle birlikte günümüze kadar ulaşmıştır. Yazılı kaynaklara göre Türklerin bozkırlarda sürdürdükleri hayatlarındaki inanç sistemi üç ana başlık altında toplanabilir: Tabiat kuvvetlerine inanmak, ataların ruhlarına saygı göstermek ve gökteki soyut bir tanrının varlığını kabul etmek. Gökteki soyut tanrı (Tengri) kavramı bu üç madde içinde bir din olarak kabul edilebilir.
Doğa ile iç içe yaşayan Türkler doğadaki belirli güçlerle varlıklara saygı duyuyorlardı. Dağlara, ormanlara, su kaynaklarına, mağaraya, ateşe ve fırtına, şimşek, yıldırım, yangın, yağmur, kar benzeri doğa olaylarının ruhlarının varlığına inanıyor ve saygı gösteriyorlardı. Atalara saygı ve onlara kurban sunma inanç sistemlerinin en önemli parçalarından biridir. Senenin belirli zamanlarında ilk çıktıkları atalar mağarası kabul ettikleri yerlere gider, ruhlarına saygı için kurban sunarlardı. Avrasya’nın belirli yerlerinde yüksek noktaları kutsal yer tanımlamışlardır.