şu ana dek okuduğum hiçbir kitabın incelemesini yapmadım, yapamadım. okuduğum bu son kitapta ahvalimin nedeni için bir deneme yapacağım.
kitap bir danışma senasının diyalog ve iç monoloğu şeklinde ilerlediği için mesleki düşünerek okumaya başladım. Terapistin danışanına kurduğu cümleler kendimin alanda deneyimli birisi olmamasına rağmen üslup bakımından tarafıma 'korkunç' geldi. Örnek olarak terpistin "insanların hakkınızda ne dediğine bu kadar önem atfetmemenizi isterim." şeklinde kurduğu cümle etik açıdan doğru gelmiyor. Danışan bizim ne istediğimizle ilgilenmemeli, biz odağı danışanda tutmalıyız. danışanın "bir gün yeterince özsaygım olacak mı?" sorusuna "muhtemelen" şeklinde bir cevap vermek de uygun görünmüyor. Bu danışanın sorularının cevaplarını danışmanda aramasına sebebiyet verebilir ki bu da süreci öğretmen-öğrenci ilişkisine dönüştürebilir. İstenen hareket zannımca danışana sokratik sorgulama, kâr zarar analizi yaptırabilmektir. veya "kendimi iyi tanımıyor muyum?" diyen danışana "bence kendinizle çok ilgilenmiyorsunuz" demek yerinde değil gibi. Bunun yerine "kendinizi tanıyıp tanımadığınız konusunda bir bilginiz olmadığını söylediniz, sizce kendini tanıyan bir insan nasıl olur, size kendinizi tanımadığınızı düşündüren nedir?" gibi içerik yansıtmasının ardından seçilen bir soru yöneltilebilir ki danışanın uygun koşullarda konuşmasını teşvik edelim ve danışanın bilişsel çarpıtmalarını, şemalarını anlayabilelim. veya başka bir örnek; "... naziksiniz zaten, bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok" demek danışanın kitaba göre halihazırda olan acizlik duygusunu sağlıksız şekilde devam ettirebilir.
anlaşılacağı üzere kitabı okumalarım tepkili devam etti. ardından başka şeyler düşünmeye başladım. biraz kitap hk. araştırma yaptım. kitap otobiyografik yani kurgu
Selam canlar
Bugün sizlere @meade_glenn kaleminden yine harika bir kitap olan #karkurdu ile geldim...
Glenn Meade yine şaşırtmıyor bizleri yine harika bir kurgu yine şahane bir okuma sunuyor.
Kar Kurdu romanında tarihî kurgu ile gerçekleri yine ustaca harmanlayarak bizleri sürükleyici bir politik gerilim ile buluşturuyor.
Bu kitabın en güçlü yanı ne diye sorarsanız okuyucuyu sürekli bir gerilim içinde tutması derim. Meade, olay örgüsünü yalnızca aksiyon üzerine kurmuyor, casusluk, ihanet, sadakat ve insan psikolojisini de hikâyenin içine çok güzel yerleştirmiş.
Meade'nin karakterleri tamamen iyi ya da kötü değil, her birinin kendi motivasyonları ve çelişkileri var, buda karakterleri daha gerçekçi hale getiriyor.
Ben bu tür okumalara bayılıyorum.
Romanın atmosferi oldukça etkileyici, Meade'nin tarihî araştırmaya verdiği önem göz ardı edilemez.
Kitap zaman zaman ayrıntılara fazla yer veriyor ama bu Meade'nin tarzı ben buna alıştım.
Bazı okurlar belki ilk bölümlerde tempoyu yavaş bulabilir. Karışık gelebilir.
Ancak hikâye ilerledikçe bu ayrıntıların olay örgüsüne katkısı daha net görülüyor ve roman oldukça hız kazanıyor.
Tarihî gerilim ve casusluk romanlarını sevenler için kesinlikle başarılı bir eser.
Benim açımdan kitabı okurken en merak ettiğim konu "Acaba gerçekten böyle bir plan yapılmış olabilir mi?" sorusu sürekli aklımda dönüp durdu.
Kitap günümüz zamanıyla gazeteci William Massey'in yıllar önce vefat eden babasına ait bazı belgeler ve bir mektup bulur.
CIA ajanı olan babasına ait bu belgeler geçmişte çok önemli gizli bir operasyon olan kar kurdu operasyonuna ait olduğunu öğrenir.
Araştırma yapar ve bu belgelerde adı geçen Anna Korev'in izini bulur.
Anna Korev'in anlatımıyla geçmiş zamana gidip bu operasyonun perde arkasını okuyoruz.
Soğuk savaş döneminde
"Gözüm Sakarya'da, Dumlupınar'da; kulağım İnebolu'da..."
Bu sözlerin Kurtuluş Savaşı'nın en sert geçtiği dönemde Mustafa Kemal Atatürk tarafından söylendiği iddia edilir. Çünkü İnebolu Limanı'na gelen cephane ve malzemeler, kağnılarla ve insan gücüyle Ankara'ya ve Batı Cephesi'ne taşınıyordu.
Bu kağnılardan birinin sahibi de Şerife Bacı'ydı. İstiklal yolunda kucağında bebeği kağnısında cephanesiyle Dumlupınar'a umut taşıyan Şerife Bacı tipi ve kar altında donarak şehit oluyor. Güneş ışıkları Şehit Şerife Bacı'nın üzerindeki karlara vururken Dumlupınar'da Türk Milleti bir ölüm kalım savaşı veriyordu.
Kayık ve KağnıHasan Basri Şenel · Post Yayınevi · 20188 okunma
"𝐁𝐄𝐍 𝐀𝐒̧𝐊 𝐈̇𝐒𝐓𝐈̇𝐘𝐎𝐑𝐃𝐔𝐌.
𝐎𝐍𝐔𝐍 𝐀𝐒̧𝐊𝐈𝐍𝐈 𝐈̇𝐒𝐓𝐈̇𝐘𝐎𝐑𝐃𝐔𝐌.
𝐘𝐎𝐋𝐔𝐌𝐔 𝐊𝐀𝐘𝐁𝐄𝐓𝐌𝐈̇𝐒̧𝐓𝐈̇𝐌.
𝐒𝐎𝐍𝐔𝐍𝐃𝐀 𝐃𝐀 𝐃𝐔̈𝐍𝐘𝐀𝐃𝐀
𝐈̇𝐙 𝐁𝐈𝐑𝐀𝐊𝐌𝐀𝐊
𝐈̇𝐂̧𝐈𝐍 𝐍𝐄 𝐊𝐀𝐃𝐀𝐑 𝐈̇𝐋𝐄𝐑𝐈̇
𝐆𝐈𝐃𝐄𝐁𝐈̇𝐋𝐄𝐂𝐄𝐆̆𝐈𝐌𝐈̇
𝐎̈𝐆̆𝐑𝐄𝐍𝐌𝐈̇𝐒̧𝐓𝐈̇𝐌."
@authorhalle #ölümcülkonular
Sydney, okuduğu üniversiteden atıldıktan sonra kendini çıkmazda bulur. Kalacak yeri yoktur ve geleceğini yeniden kurabilmek için tek şansı, Alzheimer araştırmaları yürüten Madrona Vakfı'nın ekibine katılmaktır. Seçilip seçilmeyeceği konusunda endişeler taşıyarak Vancouver Adası'na gelir. Ancak adaya adım attığı ilk andan itibaren bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder.
Zamanla yaşadığı tuhaf olaylar artarken, adanın derinliklerinde saklanan sırlar da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. İlk gün karşılaştığı profesör ise hem ders hocası hem de psikoloğudur. Sydney, açıklayamadığı bir şekilde ondan etkilenir ve bu etki zamanla aşka dönüşür. Fakat adada yaşanan garip olaylar, ölü hayvanların dirilmesi, koridorda gölgelerin dolaşması, kapı arkasından gelen fısıltılar, sıcak havada kar yağması gibi ürkünç olayalar yaşaması ve bunlara da kimse mantıklı bir açıklama getiremezken, Sydney kendi akıl sağlığını sorgulamaya başlar.
Acaba gerçekten delirmekte midir, yoksa en çok güvendiği kişi olan profesöre güvenmemesi mi gerekiyordur?
Bu kitabı Semra tavsiyesi ile, #engelsizokurlaokuyoruz grubumuzla birlikte okudum. Böyle bir kitabı okuma grubu ile birlikte okumak kitabın gizemli atmosferini benim için daha da keyifli hâle getirdi.
Atmosferiyle, gizemiyle ve gotik havasıyla merakımı son sayfaya kadar diri tutan bir kitaptı. Özellikle finaliyle beni oldukça şaşırttı. Karanlık romantizm, gotik gerilim ve psikolojik gizem sevenler için göz atılabilecek bir kitap.
İçerik Uyarısı: Kitabın başında yazar tarafından bir içerik uyarısı paylaşılmış. Ahlaki açıdan gri
Sanki burası herkesin unuttuğu bir yerdi ve kar sessizce dünyanın sonuna yağıyordu... Dönemin şartlarını bir şehir üzerinden anlatan müthiş bir eser...
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,7bin okunma
On Üç Pipo & Tröst (İlya Ehrenburg)
Sovyet edebiyatının usta kalemlerinden İlya Ehrenburg'un "On Üç Pipo" ve "Tröst" eserlerini bir araya getiren bu derleme, kapitalist sistemin çürümüşlüğünü ve insanlığa faturasını çarpıcı bir edebi kurguyla teşhir eder. "On Üç Pipo"da Avrupa'nın farklı coğrafyalarından ve sınıflarından insanların yaşamlarına dokunan pipolar üzerinden; savaşın, yoksulluğun ve burjuva ahlaksızlığının yarattığı yıkımlar son derece vurucu kısa öykülerle resmedilir. "Tröst" (Avrupa'nın Yok Edilişi Tarihi) ise, kâr hırsının sınır tanımadığı emperyalist tekelci kapitalizmin, bütün bir kıtayı ve insanlık birikimini nasıl göz kırpmadan felakete sürükleyebileceğini anlatan keskin bir politik kara mizahtır. Ehrenburg, her iki metinde de sermaye egemenliğinin yarattığı yabancılaşmayı, faşizmin yükseliş koşullarını ve emperyalist paylaşım savaşlarının absürtlüklerini tarihsel materyalist bir duyarlılıkla edebiyata taşır. Sınıf mücadelesinin ve sömürünün sadece kuramsal metinlerle değil, sanatsal tahayyülün ironisiyle de ne denli güçlü tartışılabileceğini gösteren bu çalışma, politik edebiyat okumaları için vazgeçilmez bir eserdir.