Büşra Karataş

Büşra Karataş
@karatasb
"Defeat, my Defeat, my shining sword and shield..."
Mütercim-Tercüman
İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi
İstanbul
Denizli, 1 Ocak 2000
7 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
Nedense hayatta bir müddet beraber yürüdüğümüz insanların başına bir felaket geldiğini, herhangi bir sıkıntıya düştüklerini görünce bu belaları başımızdan savmış gibi ferahlık duyar ve o zavallılara, sanki bize de gelebilecek belaları kendi üstlerine çektikleri için, alâka ve merhamet göstermek isteriz.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim

Büşra Karataş

, bir kitap okudu
7/10
·472 syf.·
58 günde okudu
·
2022 2. kitabı
Ayfer Tunç
8.3/10 · 11,7bin okunma

Büşra Karataş

, bir kitap okudu
Puan vermedi·248 syf.·
461 günde okudu
·
2022 1. kitabı
Montaigne
8.4/10 · 65,7bin okunma
Üryan geldim gene üryan giderim Ölmemeye elde fermanım mı var Azrail gelmiş de can talep eyler Benim can vermeye dermanım mı var Dirilirler dirilirler gelirler Huzur-ı mahşerde divan dururlar Harâmî var diye korku verirler Benim ipek yüklü kervanım mı var Er isen erliğin meydana getir Kadir Mevlâm noksanımı sen yetir Bana derler gam yükünü sen götür Benim yük götürür dermanım mı var Karac'oğlan der ki ismim överler Ağu oldu bildiğimiz şekerler Güzel sever diye isnad ederler Benim Hak'tan özge sevdiğim mi var
Üçer beşer liraya kiralı, ayı inlerine benzeyen odalardan ceketleri omuzlarında erkekler boğula tıkana öksürerek çıkıyor, ellerini yüzlerini yıkamaya lüzum görmeden basıp gidiyorlardı. Yüzlerinden düşen bin parça, insan biçimine girmiş canlı birer küfüre benziyorlardı. İyi gıda alamamış ya da uykuya doyamamışlıkları yanında işsizliğin verdiği sıkıntı her hallerinden belli oluyordu. Sabah sabah nereye gidiyorlardı? Bildikleri yoktu ki! Şehrin çeşitli yerlerindeki insan pazarlarının kalabalığına karışacak ya sırt hamallığı ya da günübirliğine herhangi birer iş uydurup üçün beşin yolunu bulacaklardı. Çokluk bu da geçmiyordu ellerine. Hızla yükselen güneşin acı sıcağı ya da mevsim kışsa bardaklardan boşanan yağmurun altında sırılsıklam, aç acına bir çatı altı bulup sığınıyorlardı ki, sıkıntıları alabildiğine artıyor, gelip geçen hususilere öfkeyle bakıyorlardı. Akıl erdiremedikleri, madem bir Allah vardı, ne diye onlara süreli bir ırgatlığı çok görüyordu da, hususilere lüzumundan fazla önem veriyordu? Hak mıydı bu? Adalet miydi? Çalışmaksa, işin en ağırına razıydılar. Yoktu, yoktu Allah belasını versin. Keyiflerinden miydi sabah sabah tatlı uykularını bırakıp sokaklara döküldükleri? Yukarıda bir Allah varsa, içlerini de biliyorsa apaçık bilmeliydi ki keyiflerinden değil. Ne tembeldiler ne de çalışmadan kazanıp yemekten yana. Kana kana çalışmak, karşılığında az buçuk bir şeyler ele geçirip çoluk çocuklarıyla yemek, uykuya ekmeğe doymak istiyorlardı. Buncacık şeyi bile çok görüyordu onlardan yukardaki!