Tolstoy okuma etkinliği kapsamında Anna Karenina'yı okurken araya sıkıştırdığım Tolstoy'un bu kitabi kesinlikle beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap beklentimin çok altında kaldı. Her okurun kendine has bir zevki vardır ve kaçınılmaz olarak ta birçok kişinin beğendiği bir kitap küçük bir azınlık tarafından beğenilmeyebilir. Ben de bu küçük azınlıktayım bu kitap bağlamında. Oldukça meşhur bir kitap dolayısıyla okuyanlarin çoğunun beğendiği bir kitap. Lev Tolstoy ise hem Rus Edebiyatı hem Dünya Edebiyatı için değerli bir isim. Ben de bu hırslanmayla ve Anna Karenina'nın verdiği güzel etki ile kitaba başladım. Birkaç kısa hikayeden oluşuyor. En çok beğendiğim "İnsana ne kadar toprak lazım" adlı hikaye oldu. Zaten iki puanımi da o hikaye için verdim. Kitabın adını taşıyan son hikaye ise gerçekten beni şaşırttı: Tolstoy; gerek okumakta olduğum Anna Karenina eserinde geldiğim sayfaya kadar olan kısmındaki tarzı, gerek benim beklentim ile uyuşmuyordu. Bazı insanlar karşı çıkabilir bana ama ben edebi kitaplarda (teolojik kitaplar hariç) çok fazla tanrı, melek gibi metafizik kavramlardan hoşlanmıyorum. Bu demek değildir ki saygı göstermiyorum. Sadece hoşlanmıyorum ve pek zevk alamıyorum. Tolstoy'dan daha güzel bir son beklerken olağanüstü bir şekilde göğe yükselmeler, tanrı tarafından affedilme şeklinde basit bir final yaptı. Son kısmı çok baştan savma hissi uyandırdı. Kitap günlük yaşamı baz alarak ilerlerken birden böyle bir ilahi sonla bitmesi beni biraz afallandırdı açıkçası. Ayrıca fakirlikle boğuşan karakterlerin bunu tanrının lütfudur gibi nitelemesi de bence insanları umutsuzluğa sevkeden bir yaklaşım. Her olayın nedenini tanrı istedi, tanrı lütfü, herşey tanrıdan vb. tarzda açiklamış. Kitapta başka şeylere de rastayabilseydim keşke ama genel hava böyleydi. Her
Tolstoy okuma etkinliği kapsamında Anna Karenina'yı okurken araya sıkıştırdığım Tolstoy'un bu kitabi kesinlikle beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitap beklentimin çok altında kaldı. Her okurun kendine has bir zevki vardır ve kaçınılmaz olarak ta birçok kişinin beğendiği bir kitap küçük bir azınlık tarafından beğenilmeyebilir. Ben de bu küçük azınlıktayım bu kitap bağlamında. Oldukça meşhur bir kitap dolayısıyla okuyanlarin çoğunun beğendiği bir kitap. Lev Tolstoy ise hem Rus Edebiyatı hem Dünya Edebiyatı için değerli bir isim. Ben de bu hırslanmayla ve Anna Karenina'nın verdiği güzel etki ile kitaba başladım. Birkaç kısa hikayeden oluşuyor. En çok beğendiğim "İnsana ne kadar toprak lazım" adlı hikaye oldu. Zaten iki puanımi da o hikaye için verdim. Kitabın adını taşıyan son hikaye ise gerçekten beni şaşırttı: Tolstoy; gerek okumakta olduğum Anna Karenina eserinde geldiğim sayfaya kadar olan kısmındaki tarzı, gerek benim beklentim ile uyuşmuyordu. Bazı insanlar karşı çıkabilir bana ama ben edebi kitaplarda (teolojik kitaplar hariç) çok fazla tanrı, melek gibi metafizik kavramlardan hoşlanmıyorum. Bu demek değildir ki saygı göstermiyorum. Sadece hoşlanmıyorum ve pek zevk alamıyorum. Tolstoy'dan daha güzel bir son beklerken olağanüstü bir şekilde göğe yükselmeler, tanrı tarafından affedilme şeklinde basit bir final yaptı. Son kısmı çok baştan savma hissi uyandırdı. Kitap günlük yaşamı baz alarak ilerlerken birden böyle bir ilahi sonla bitmesi beni biraz afallandırdı açıkçası. Ayrıca fakirlikle boğuşan karakterlerin bunu tanrının lütfudur gibi nitelemesi de bence insanları umutsuzluğa sevkeden bir yaklaşım. Her olayın nedenini tanrı istedi, tanrı lütfü, herşey tanrıdan vb. tarzda açiklamış. Kitapta başka şeylere de rastayabilseydim keşke ama genel hava böyleydi. Her