Rahat etmez olmayan râh-ı kanâ’at
Kayddan âzâde olmaz çokça mâlın mâliki
Gerçi İstanbul envâ’ı ni’am mebzuldür
Harput’a gitsem de bir keşkek yeseydim kâşkî
Beyaz kaskı ve kirli, kanlı bezi çıkardığında ağlamaya başlamıştı. Elini bir kez daha poşete daldırdı. İçeride tek bir şey kalmıştı. Soğuk, lastiğe benzeyen bir dokusu vardı. Çukur'da ona saldıran kişiyle karşı karşıya kalınca benzi attı. Saldırganın kesip yırttığı kirli, gevşek yüzü elinden sarkıyordu.
"Her kes sıradandır", dedim bana uzattığı kaskı alırken. "Değeri başkası yükler".
"Tatlım", dedi beni onaylamayarak.
"Bana servetleri yetmez".
"Kimse tarafında sevilip sahiplenilmedikten sonra", diye mırıldandım başımı yorgunlukla sırtına yaslarken. "Paha biçilmez olmanın ne anlamı var ki?"
Bana cevap vermedi. Çünkü ona hiç öğretmemişlerdi...
Siperine zırh geçirdiğim, tahrip olması kesinlikle mümkün olmayan karbondan bir motosiklet kaskı bu.İçine iki dinamit çubuğu yerleştirdim, uçlarından iki ip sarkıyor... Böylece günün birinde annem ve babam kendimizi yok etmemize izin verirlerse kaskı kafana geçirirsin, kayışını çenenin altında bağlarsın ve sonra iki ipi çekersin. Kafan kaskın içinde patlar ve duvarlar kirlenmez.
Ah Kâşki gözümü kaldırıp sana bakmasaydım. Belki gözümden gönlüme inen aşkın böyle soygunculuk yapmazdı. Kusur gönülden, günah gözdendir. Âh şu gönülden, yüz bin âh şu gözden...