MEYÂSİR:
(...) Hoca’nın bindiği eşeğin cinsine dâir merakın bulduğu bir kelime: Meyâsir... Mânâsı: Acem merkepleri. (Atlas ve ipek ile süslenen eşekler.) Meyasîr: Kolaylaştırılmış şeyler... Meysûr: Kolay. Kolay olmuş. Asan. Kolay kılınmış şey... Asân: Kolay. Sühûletli. Yesîr. Bükülmüş ipin her katı. Meyâsir: Ordunun sol kanatları. Sol cenahlar. Zenginlikler, servetler... Meysere: Ordunun sol cenâhı. Sol cenâh. Zenginlik, servet... Meysir: Meyser. Kolaylık yeri. Kolaylık. Kumar. Kumar için kesilen hayvan... Yesîr: Kumarbaz. Kolay. Az şey, az... Yesr: Öldürmek... Kusto?..
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
“Ufka varmak istesem de, hayatıma çizilmiş hududu geçemiyorum. Mukadderat dediğimiz o kati[kesin] muğlaklığın[belirsizlik] muhasarası[kuşatması] altındayım.”
Sayfa 73 - Everest Yayınları 15. Basım·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
İlk Hristiyanlar
bana Hıristiyan oldukları bildirilen kimselere karşı şu yolu izledim: onlara Hıristiyan olup olmadıklarını sordum. İtiraf ettiklerinde ölüm cezasıyla gözünü korkutarak ikinci ve üçüncü kez yine sordum, direndiklerinde cezanın yerine getirilmesini emrettim. İtiraf ettikleri şey ne olursa olsun, inatçılığın ve katı dikbaşlılığın cezalandırılması gerektiğinden kuşku duymuyordum.
Seneca’nın tanrısı, “çocuklarının dersleri kaçırmaları için erken uyanılmalarını buyuran, tatil günlerinde bile boş durmalarına izin vermeyen, onlara ter ve bazen de gözyaşı döktüren “katı bir babayı andırıyor. Çocuklarının gerçekten güçlü olabilmeleri için zahmetin, sıkıntının ve kaybın acısını bilmelerini “isteyen bir baba gibi bu Tanrı .
Sayfa 85·Kitabı okudu
Erken dini eğiti­mim, pedagojik açıdan tam bir felaketti - ailemin bağlı olduğu ortodoks Yahudi sinagogu, katı bir bo­yun eğmezlik arkasına saklanmıştı ki, bu fazlasıyla nahoş bulduğum bir otoriterlikti.
Uzun süredir okuduğum en çarpıcı sayfa
​"Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehâletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi biti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir."
Sayfa 111·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam