Neydi kaybolan?
"Eski zamanlar, neşeli, tatlı ve basit zamanlar, sanki zaman genç ve korkusuzmuşçasına... Çünkü dünya değişiyordu, tatlılığı kalmamıştı, fazilet keza. Çürüyen bir dünyaya tasa sızmıştı; kaybolan neydi, terbiye, rahatlık ve güzellik mi?
Sayfa 139·Kitabı okuyor
Alıntı
... hepimiz yaşamımız boyunca kaybolan diğer yarımızı ararız.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Karşılaşma
"Kendimizi kaybetmiştik,sen ikimizi de buldun." Peyami Safa/Bir Tereddüdün Romanı
Gelenekler tedricen zayıflarken ilişkilerin vaatleri artar. Kaybolan her şey beklenmedik şekilde diğerinde aranır. İlk önce Tanrı çekip gitti (ya da biz onun varlığını unutmayı tercih ettik). Bir zamanlar “deneyimlemiş olmak” anlamına gelen “inanç” (gloube, belief) kelimesi, doğru olmadığını bile bile bugün artık nispeten süfli bir tona büründü. Tanrı ile birlikte rahibe gidip günah çıkarma imkânı da kayboldu; dolayısıyla suçluluk hissi büyüyor ve artık kurtulma imkânı da yok. Doğru ile yanlış arasındaki farklar bulanıklaşırken, suçluluk hassas sorgulamalar karşısında önemsizleşmiyor, sadece gittikçe daha kestirilemez hâle geliyor. Giderek artan çileyi en azından nasıl yorumlayacağımızı bildiğimiz sosyal sınıf kültürü hayattan koparak, demeç ve istatistiklerden oluşan bir buhar haline geldi. Hatıralar ve etkileşimlerle dolu komşuluklar hareketlilik sebebiyle eriyip gitti. Tanışıklıklar sağlanabiliyor ama hepsi de kendi merkezleri etrafında dönüyorlar. İlişkilerin paleti büyüyor, gelişiyor ve renkleri artıyor ama bu çokluk onları buharlaştırıp vitrinden ibaret kılabiliyor. Kişilerin birbiriyle ilgilenme beyanının ötesine geçme düşüncesi bile derhal reddediliyor. Cinsel mahremiyetler bile böyle yaşanıyor, geçici, neredeyse tokalaşma gibi. Bu koşullarda hayat devam edebilir ve “imkânlar” doğabilir ama yine de bu farklı farklı ilişkiler muhtemelen istikrarlı asli bir ilişkinin kimlik-oluşturucu gücünün yerini tutamayacaktır. Yapılan çalışmaların gösterdiği üzere şunların ikisi de zorunlu: ilişki çeşitliliği ve kalıcı cinsel mahremiyet. Mutlu bir evliliği olan ev hanımları temas sorunlarından ve toplumsal izolasyondan muzdarip. Boşanmış erkekler sorunlarını ortaya dökmek için gruplar oluşturuyor ama ağlara dahil olarak bile boşanmayla doğan yalnızlığı yenemiyorlar.
Sayfa 172·Kitabı okuyor
Ruknettin’in Kalbi İçin Kehanetler
I rüknettin’in aynalarda ağladığı kadar var. bir mevsimin kıyısından tutarsan rüknettin kurak ovalara yağmurlar yağar, ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi, kalbin şiir olup vadilerini sular. senin de vadilerin vardır rüknettin! kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini kurtarıp o yangında ilk önce kalbini niyedir, aynalarda azalır sesin. II doktorum ben bu kalbimi sarınır örtünürüm kış gecelerinde o nu yakar ısınırım üşürsem helak olacağımdan korkarım. doktorum gayya kuyusuna inmek istemem bana bir ip uzat, yağmurlar istemem aynaları kırarım,suretimi istemem mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem yalnız Allah’ı anmak isterim ben Allah’ı isterim. III
Hakiki aşk, kaybolan bir eldiven ya da bulunan bir mendil için yeise kapılır, sevince bogulur; vefakarlıgı ve umutlan için ebedilige muhtaçtır. O, aynı zamanda hem sonsuz büyüklükten hem de sonsuz küçüklükten oluşur.
Sayfa 133 - Cilt 2·Kitabı okudu
Alıntı