Puan vermedi·544 syf.··
2026 4090. kitabı
Jodi Picoult yine zor bir konuyu alıp tam kalbimizin ortasına bırakmış. Bir Daha Bak, annelik, kimlik ve “doğru” bildiğimiz şeylerin aslında ne kadar kırılgan olduğu üzerine düşündüren bir roman. Okurken sık sık “Ben olsam ne yapardım?” diye kendime sordum ve net bir cevap veremedim. Kitap, bir annenin kızının aslında yıllar önce kaybolan başka bir çocuk olabileceğini fark etmesiyle başlıyor. O andan itibaren hikâye hem duygusal hem de vicdani bir çıkmaza sürükleniyor. Bir yanda büyütüp sevdiğin çocuk, diğer yanda gerçeğin peşinden gitme zorunluluğu… Picoult bu çatışmayı öyle gerçekçi işlemiş ki karakterlerin yaşadığı paniği ve çaresizliği hissetmemek mümkün değil. En sevdiğim tarafı, olaylara tek bir açıdan bakmaması oldu. Her karakterin haklı olduğu bir yer var ve bu da hikâyeyi daha çarpıcı yapıyor. Ancak bazı bölümlerde tempo biraz düştü, özellikle orta kısımda tekrar hissi yaşadım. Buna rağmen sonlara doğru artan gerilim ve duygusal yoğunluk kitabı toparlıyor. Dili akıcı, konusu sarsıcı ama okuması kolay bir roman değil. Özellikle ebeveynlik temasına duyarlı olanlar için fazlasıyla etkileyici olabilir. Beni en çok düşündüren şey şu oldu: Gerçek her zaman mutluluk getirir mi? Genel olarak duygusal, sorgulatan ve yer yer iç burkan bir kitaptı. Picoult’un tarzını sevenler için güçlü bir okuma deneyimi, ama hafif bir şey arayanlara göre değil.
Bir Daha BakJodi Picoult · April Yayıncılık · 2019308 okunma
Her istediğinizin gerçekleşeceği bir dükkanda ne isterdiniz?
8/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 13:15
Müşterilerin eli boş,zihni ferahlamış ayrıldığı dükkan “Hayatta en çok istediğiniz şey,hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?” Bu kitap ; psikodramanın Hanna Weiner tarafından geliştirilen “Magic Shop” isimli tekniğinden esinlenerek kurgulanmış. [Tekniğin kullanıldığı psikodrama oturumlarında, Büyü Dükkânı olarak tanımlanan bir sahne hazırlanır. Burası, alışverişlerin takas yoluyla yapıldığı, fantezide varolan bir yerdir. Sahnede, grubun yöneticisi ya da tecrübeli bir grup üyesi, dükkân sahibi olarak; gönüllü bir diğer üye de müşteri olarak rollerini alırlar. Tüm grubun izlediği oyunda, dükkân sahibi ile müşterisi arasında bir pazarlık başlar. Ustaca yapılan bir pazarlığın sonunda müşterinin, Büyü Dükkânı'ndan alabileceği en iyi şeyi alarak çıkması beklenir. Ancak bu, her zaman müşterinin en fazla istediği şey olmayabilir... Oyundaki başarının sırrı, pazarlığın inceliklerinde gizlidir.(sayfa 9)] Uzak diyarlardan birindeki bir ülkede "Büyü Dükkanı" denilen bir dükkan varmış... Bu dükkanda hayatta istenilebilecek her türlü şey var. Her insanın farklı bir hikayesi, hayattan istediği farklı farklı istekleri var. Kimi kaybolan yıllarını istiyor, kimi büyük bir aşk yaşamak, kimi hırs, kimi şöhret, kimi başarı, kimi korkularından kurtulmak istiyor, kimi bir an önce büyümek istiyor. Bu istediklerini almak için ne yollar aşındırıyorlar da geliyorlar büyü dükkanına. Büyü dükkanında alışveriş yapmaksa hiç de kolay değil. Bir kere para geçmiyor burada. Dükkanın satıcısı ak sakallı, bilge bir ihtiyar ve baya sıkı pazarlıkçı. Müşterilerinin istediklerine karşılık o da onlardan bazı şeyler istiyor. Müşterilerin hayatta en çok istedikleri şeye sahip olmaları için ödemesi gereken bedeller.. Kendinizi onların yerine koyuyor, "Ben olsam bunun karşılığında bunu verir miydim?"
Büyü DükkanıYeşim Türköz · Epsilon Yayınları · 20234,592 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Daha kaç kişi gelecek?
10/10
·299 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:57
Kitabın en vurucu, en ağır darbesi ve belki de en önemli noktası bu kısacık soru cümlesi: "Daha kaç kişi gelecek?" Sahaflardan satın aldığım, üzerinde yılların ve defalarca okunmuş olmanın izlerini taşıyan Kurtlarla Dans, uzun zamandır okuma listemde bekliyordu. Öncesinde onu yalnızca Kevin Costner'ın meşhur film uyarlamasının romanı olarak biliyordum. Ancak kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim ki: Kurtlarla Dans, çocukluğumuzda kovboy filmleriyle şekillenen ve Kızılderilileri çoğu zaman saldıran taraf olarak görmeye alıştığımız bakış açısının, tarihsel gerçeklerle tanıştıkça geçirdiği dönüşümün edebiyattaki karşılığıdır. Romanın merkezinde İç Savaş sonrası sınır karakoluna gönderilen Teğmen John Dunbar bulunuyor. Ancak kitap ilerledikçe Dunbar'ın hikâyesi kadar, hatta belki de daha fazla, Comanchelerin hikâyesini okumaya başlıyoruz. Michael Blake'in en büyük başarısı da burada yatıyor. Yerlileri ne romantik masal kahramanları ne de eski filmlerdeki gibi vahşi düşmanlar olarak gösteriyor. Onları yalnızca insan olarak gösteriyor. Bugün yaşayan biri için kitapta anlatılan dünya neredeyse fantastik gelebilir. Uçsuz bucaksız bufalo sürüleri, her yerde görülen kurtlar, geyikler ve av hayvanları... Tıpkı Red Dead Redemption 2 oynarken Arthur Morgan ile Valentine'dan Saint Denis'e doğru yol alırken olduğu gibi, roman boyunca günümüz dünyasında görmeye alışık olmadığımız sayısız hayvanla karşılaşıyoruz. Bugün bize neredeyse fantastik gelen bu manzara, aslında Kuzey Amerika'nın bir zamanlar sahip olduğu doğal zenginliğin son dönemleridir. Avrupa'nın çoktan kaybettiği bir dünya burada hâlâ yaşamaktadır. Bu yüzdendir ki romandaki av sahneleri yalnızca av sahnesi değildir. Bufalo, Comancheler için yiyecektir. Giysidir. Barınaktır. Hatta hayatın kendisidir. Beyaz
Edebiyat
Kurtlarla DansMichael Blake · Altın Kitaplar · 199187 okunma
8/10
·456 syf.··
2026 90. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 18:47
Selamlar. Nasılsınız? Ben bolca kahkaha atarak okuduğum bir kitapla karşınızdayım. Gelin sizleri Elbis ile tanıştırayım. Kendisi Kosyna şehrinin minik bir köyünde yaşayan şifacıya en yakın ama cadı olduğu düşünülen bir kadının çırağı ve evlatlığıdır. Oro ana ondan yine değişik şeyler istemişti. Listeyi tamamlamak için bir tilki ve karataç çileğine ihtiyacı vardı. Tilki bulunamayabilirdi lakin deliyürek ormanında çilekleri bulabilirdi. Kim derdi ki tilkiyide bulacak hayal mi gerçek mi belli olmayan bir şekilde o tilkinin peşine düşecek ve hatta genç canavarların eğitilmesi amacıyla kurulmuş Nyxhaven Akademisin de öğrenci olacaktı. Peki sıradan bir insanın bu akademi de ne işi vardı? Gerçekten Elbis gibi bende bu durumu anlayamıyordum. Gerçi bu kadar karmaşanın içinde normal birilerinin olması iyiydi. Mevzunun gerçek olduğunu anlayınca kafasında bir plan oluşturdu. Bu plana göre insan olduğunu belli etmeyecek ve buradan çıkmanın bir yolunu bulacaktı. Birde şimdiden okulda göze batmış, bir goblin ve bir vampirin düşmanlığını kazanmıştı. Bu akademiden çıkmanın bir yolunu bulabildi mi dersiniz? Ayrıca kıyamam ortamı ve olanları hayali sanması, hayal sandığı halde Viktor ile kurdukları o ilk bağ resmen kalbimi ısıttı. Elbis ve olup olmadık yerlerde acıkmaları beni kahkahaya boğdu. Buradan gitmeliydi. Kaçma denemeleri bir yana artik kendini ait hissetmesi de onu zor duruma sokuyordu. Lenora ve Viktor benim üzümlü eklerim. Favori yan karakterim kesinlikle Viktor. Her şey bir yana bir de akademide kaybolan öğrenciler işi dahada ilginç hale getiriyordu. Söylemeden geçemeyeceğim bir durumda kitap içinde kitaplar ve kütüphane muhabbetine bayılmış olmam. Tilki kızım, tanrıçam neden bu çocuğumu buraya getirdiğini anlatmadı ama bolca yol gösteren kaoslar çıkardı. Kitabın en
1000Kitap
Kaos TanrısıD. S. Yon · İndigo Kitap · 20265 okunma
Kitaptan Kalanlar: Hep O Şarkı — Yakup Kadri Karaosmanoğlu
10/10
·190 syf.··
2026 15. kitabı
Kitaptan Kalanlar Hep O Şarkı — Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kitap; ailevi değerleri yüksek iki komşu ailenin çocukları arasında başlayan masum bir arkadaşlığın, yıllar içinde derin bir aşka dönüşmesiyle birlikte İstanbul’un, ailelerin ve yaşam biçimlerinin geçirdiği değişimi de ortaya koyuyor. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1956 yılında yayımlanan bu eserini, bir kadının iç sesiyle anlatılan zarif dili sayesinde neredeyse bir nefeste okudum. Eski İstanbul’un Boğaz kıyısındaki köşklerinde; aşk, özlem, zaman ve hatıralar usulca birbirine karışıyor… Boğaz manzarası ve köşkler ise romanda yalnızca bir fon değil, kaybolan bir dönemin sessiz tanıkları gibi. O dönemin anlatımı içimde sessiz bir sızı bıraktı. Yazar; İstanbul Boğazı’nın mehtaplı gecelerini, boğazda dolaşan kayıkları ve dönemin yaşam biçimini öyle güzel anlatıyor ki, insan kendini o yılların içinde hissediyor. Üstad Sahaf’ın önerisiyle okuduğum Hep O Şarkı’nın; dönemin geleneklerini, aile yapısını ve insan ilişkilerini anlatırken kurduğu samimi dil beni çok etkiledi. Özellikle bir kadının iç dünyasını, çelişkilerini ve arzularını bu kadar doğal ifade edişi; dönemi için oldukça cesur ve güçlü hissettirdi. Kitabın sonunda ise, bir dönemin kapanışıyla birlikte yıllara yayılan bu sevdanın gerçek hayat karşısında ne kadar sıradanlaşabildiğine tanık olmak insanı hüzünlendiriyor. Kitabın kahramanı Fehime’yi hem çok naif hem de gerçekçi buldum. Hatta bir yerde kendi kendime şunu sordum: Biz kendimize bile bu kadar samimi olabilir miyiz? #yakupkadrikaraosmanoğlu #türkedebiyatı @book.painting.antique Hep O Şarkı Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Edebiyat
Hep O ŞarkıYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,299 okunma
8/10
·400 syf.··
2026 9. kitabı
“Kafasının içi, pırıl pırıl bir günün üzerine kapatılmış koyu renk perdeli bir oda gibiydi.” Bu kitaba ,arkasında yazıldığı üzere yasak bir aşk hikayesini anlatıyor dersem çok büyük haksızlık etmiş olurum.. Yalnız ve dışlanmış bir annenin hayatı, çocukluk hafızası, toplumsal sınıflandırma, kast sistemi içinde kaybolan değerler.. Kitap dram anlatıyor gibi görse de , insanlığın türlü acılarına değinirken bunu öyle hafif yapıyor ki, herkese üzülüyor ama kahretmiyorsunuz. Bu yüzden kitabın adı kendisine ve 400 sayfanın her birine çok yakışmış. Okurken acı bir şeylerin tadı geliyor ama dilinizi yakmıyor.. Kitapta zaman doğrusal akmıyor. Daha en başından şu soruyla birlikte okuyoruz kitabı ; ne oldu da buraya gelindi ? Bir sır var ama çözmeye çalışmıyoruz çünkü saklanmış değil. Sadece nedenini anlamaya çalışıyoruz. Bazı yorumlarda kitaptan kopulduğu, akışın kolay olmadığı yazılmış. Kısmen katılıyorum. Bazı yerlerde benim de atlamalarım geri dönmelerim oldu. Ama bu kitabın tadında bir eksiltme yaratmadı benim için.
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20201,739 okunma