(...) Meselâ (Furkan'dan) rastgele bir sayfasını açıyorum: 130… Bu başlığın altında tam 87 madde (kelime) var. İlk birkaçı:
"Ayn: Göz. Pınar, kaynak, çeşme. Tıpkısı, tâ kendisi. Zât. Eşyanın hakikati. Kavmin şereflisi. Diz. Altun. Nazar değme. Casus. Her şeyin en iyisi. Muayene etmek: 130. Kens: Süpürge ile süpürme: 130. Fülk: Gemi. Sandal, kayık: 130. Muayede: Bayramlaşmak: 130. Nigin: Yüzük. Mühür. Hatem: 130. Na’y: Ölüm haberi getirmek: 130. [*]
Bütün bu kelimeler, Osmanlı lûgatindeki kelimelerdir. Bütün bunların ebced değeri, 130’dur. Bütün bunlar, birbiriyle müşterek bir hizâ teşkil ederler. Ve bütün bunlar, yerine göre birbiriyle, birkaçıyla, birçoğuyla tâbir edilebilirler.
Nasıl yâni? Şöyle: "Dünya hayatında görülen şeyler, uyuyan kimsenin rüyâsında gördüğü şeyler gibidir; yalnız hayâldir… Böyle olunca onun tev'îl ve tâbiri lâzımdır…"