Sözün güzelliği parlaklığından değil SADAKATINDAN ötürüdür…
Ancak bu takdir de söz, canlı bir enerji kaynağı haline gelir.
Artık o, bizzat gerçeğin ifadesidir. Söz ile hareket, akide ile ahlak arasındaki mutâbakatı sağlamak kolay değildir.
Bu, sadakatla çalışmayı ve gayreti. icâbettirir.
Her şeyden önce de Allah'a bağlanı-mayı, O'ndan medet dilemeyi ve O'nun hidäyel kaynağı olan hakikatlardan yardım istemeyi gerektirir.
Hayatın zaruretleri ve mecburiyetleri çok kerre ferd ile i'tikâdının arasını açar.
Hayatın ka-rışıkığı îmanın dåvet ettiği yolu zorlaştırır.
Fâni olan fert ne kadar kuvvetli olursa olsun, ebedi olan kuvvete bağlanmadıkça za-yıtır.
Zira şerrin, tugyanın ve sapıklığın kuvveti insanı mağlab etmeye kåfidir.
Bakarsınız şer hareketi insanı bir kerre...
İki ker-re... Üç kerre... Alt edememiş olabilir.
Fakat zaaf ânını yakalayınca insafsızca mağlüb edeceği muhakkaktır.
Dününü de, bugününü de, yarınını da hüsrana mahküm eder.
Ancak insanóğlu ezeli ve ebedi olan kuvvete dayandığı takdirde kuvvetler üstün bir kuvvete sahiptir.
Nefsâni arzularına, hayatın zarüretlerine ve mecburiyetlerine karşı üstün bir kuvvet kazanır. Kuvveti; şerrin, tuğyâ-nın ve sapıklığın dayandığı bütün kuvvetlerin fevkindedir.
Bunun içindir ki Kur'an, yahûdileri daha evvel çağırdığı gerçeklere dâvet ediyor ve böylece zımnen bütün insanları da sabır ve ibâdetle Allah'dan yardım istemeye çağırmış oluyor.
O gün Medine'deki yahûdilerden; yaşadıkları muhitte elde ettikleri geçim vasıtaları ve maddi menfaatlar karşılığında— ki bu; ister dini hizmetler için aldıkları paralar, ister bütün maddi menfaatlar olsun
Sayfa 143 - Çelik yayınevi cilt 1.