Bireyci ve anarşist dervişler
9/10
·148 syf.··
2026 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 13:03
Bu kitapta Kalenderilik, Haydarilik ve Camiler gibi birçok derviş ve sufi hareketleri incelenmektedir. Kitapta özellikle Kalenderilik dikkat çekici. Kalenderilik marjinal ve radikal bir sufilik hareketidir. Kalender kelimesi Sanksritçe kökenlidir ve bohem yaşayan, düzen tanımayan anarşist ruhlu kimse demektir. Kalenderi olan sufiler son derece bireyci ve anarşist kimlikleriyle tanınmaktadırlar. Kalenderi sufiler asla ev sahibi olmazlar, sokakta yaşarlar, evlenmezler, çalışmazlar ve sokakta dilenerek geçimlerini sağlarlar. Bu Kalenderi dervişler sürekli cinsel perhizin içindedirler. Kalenderiler “çardarb” dedikleri bir usul uygularlar kendilerine; bu usule göre Kalenderiler saçlarını, sakallarını, bıyıklarını ve kaşlarını tıraş ederler. Bu Budizm’deki Sangha kültürüne benzemektedir. Diğer yandan Kalenderi dervişler üzerlerine sadece kuzu postu veya keçe giyinirler, yarıçıplak dolanırlar. Bu yönleriyle Hindistan’daki Jainistlere benzemektedirler, Balkanlar’dak gnostik Bogomillik hareketi de Kalenderiliğe benzemektedir. Kinik olan Diyojen de bir Kalenderi’ye benzemektedir. Bu kitapta Haydarilerden tutun Cami dervişlerine kadar Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki Anadolu ve Ortadoğu derviş hareketlerinden kısaca bahsedilmektedir. İyi okumalar dilerim.
Tarih
Tanrının Kuraltanımaz KullarıAhmet T. Karamustafa · Yapı Kredi Yayınları · 2016135 okunma
Komaçi ve Honeydome Kutusu ile Dosta Doğru
8/10
·224 syf.··
2026 18. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 20:10
Kütüphanecimiz Sayuri Komaçi hanımın, onunla kısacık sohbet edip kitap danışan kişilere önerdiği kitapların yanı sıra farklı içeriğe sahip bir kitap daha önermektedir. “Ek” adını verdiği küçük keçe işlemelerinden de hediye etmektedir. Kitapta beş farklı kişinin, Komaçi hanımın önerdiği farklı içerikli kitabı okuması ve “ek” üzerine düşünmesi, farkındalığa sahip olması üzerine işlenmiş. Ne hikmettir ki ermiş kütüphanecimiz nokta atışı yaparak en uygun eki vermektedir. Takıldığım kısım her danışanın Komaçi hanım için “şöööyyyle iriydiii, böyle kalıplıydı” şeklinde şaşırmaları. Japonya’da insanların çoğu yapı olarak zayıf olduğu için midir bilemiyorum. Bir de Komaçi hanım’ın aniden sohbeti bırakması, aniden keçesine gömülmesi, sert görünürken sesinin yer yer naif olmasını tezat buldum. Kibar sesle seslenen biri neden konuşmayı tak diye bırakır ki? Hikayeler ise umut vaat edici, pek çoğumuzun hayatta denk gelebileceği türden. İç ısıtıcı bir kitap. Keyifli okumalar 🩵
Aradığın Şey Kütüphanede SaklıMichiko Aoyama · Domingo Yayınevi · 20244,715 okunma
Reklam
1930'larda İstanbul.
Puan vermedi·360 syf.··
2026 6. kitabı
·
62 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 14:19
İstanbul okumalarıma devam ediyorum. Galata, Pera, Beyoğlu kitabından sonra tercihim Osman Cemal Kaygılı'dan "Köşe Bucak İstanbul", oldu. Kitap Osman Cemal' in 1931 yılındaki gazete yazılarından oluşuyor. Her yazısında İstanbul'un ayrı bir semtini, mahallesini, köyünü gezdiriyor Osman Cemal. Ama okuru Süleymaniye'nin avlusuna değil, o avlunun arkasındaki kahvehaneye götürüyor. Beyoğlu'nda pasajın girişindeki ışıltıya değil, arka kapısındaki çöp toplayan kişiye odaklanıyor. Osman Cemal çok iyi bir gözlemci, kitabındaki tiplemelerin hepsi şahsına münhasır. Ayrıca çok iyi ağız yapıp karakterlerinin konuşmalarını yazıya geçirmiş. Osman Cemal bir yaz insanı, sayfiye yerlerini çok seviyor. Çoğu yeri kışın kasvetli bulup yazının ne kadar güzel olduğundan bahsediyor. Manzaraya, doğaya, gezinti yerlerine hayran. Ayrıca kendisi iyi suyu çok seviyor, ama sadece Osman Cemal değil; muhtemel ki o dönemde iyi suya hayranlık durumu varmış. Bir sayfiye yerinin ya da bir semtin güzel olması için iyi bir suyunun da olması lazım geliyormuş. Kitapta bununla ilgili o kadar çok nüans var ki... Okuma notlarıma bunların çoğunu geçirdim. Keçe suyu, Valide suyu, Taşdelen suyu, Hamidiye suyu, Kanlıkavak suyu... Bunlardan en iyileri Kağıthane sırtlarından çıkarılan keçe suyu ve Belgrad Ormanlarından toplanılan valide suyuymuş. Eğer bir kahvehane keçe suyu veriyorsa kalite olarak bir tık daha yukarıda görülüyormuş. "Florya bence, bir de iyi su olsa, İstanbul'un en güzel yeridir." (syf 187). 1930ların İstanbul'unda deniz İstanbul'un sadece kıyısında duran bir süs değil, hayatın tam kalbinde bir eğlence alanıymış. Denize girmek toplu bir eğlence kültürüymüş. 1920lere kadar deniz hamamları varmış. Kadınlar ve erkeklerin ayrı şekilde denize girmesini sağlayan ahşap yapılar olan deniz hamamları
Tarih-Araştırma
Köşe Bucak İstanbulOsman Cemal Kaygılı · Can Yayınları · 201971 okunma
“Elveda Gülsarı” Kitap İncelemesi
9/10
·224 syf.··
2026 1. kitabı
·
126 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 14:51
Elveda Gülsarı, Aytmatov’un 1960’ların sonlarında yazdığı bir eseridir. Artık yazarlığının olgunluk dönemine giren büyük usta, şahane bir esere imza atmıştır. Romanda, bir Aytmatov eserinin pek çok klasiğini görebilmekteyiz. Mesela hikaye geri dönüşlerle anlatılır. Hikayenin kahramanlarından birisi bir hayvandır. Yine bir Kırgız masalına yer verilmiştir. Semboller üzerinden sistem eleştirisi vardır… Romana artık ihtiyarlamış olan Tanabay ile bir at olan Gülsarı’nın güç bela ilerledikleri sahne ile başlıyoruz. Esas zamanda yaklaşık 5-6 saatlik bir süre geçerken, Tanabay, çok sevdiği atının ki, maalesef kolhoz uygulaması ve komünizm yüzünden at onun değil, devletindir, son anlarında geri dönüşlerle geçmişi hatırlar. Bu hatıraların çoğunda bir zamanların efsane atı olan ve adı dillerden dillere dolaşan Gülsarı da vardır. Gülsarı, daha yaşına bile girmeden Tanabay’a emanet edilmiş, yorga bir attır. Bu arada yorga koşusunun ne demek olduğunu merak edenler, bir video açıp izleyebilirler. Çünkü muhteşem bir koşu biçimidir. Asla dörtnala gitmez, ancak uzun mesafede yorulmak bilmeyen yapısıyla çok hızlı giderken, binicisini hiçbir şekilde sarsmaz. Hatta üzerine bir tas su koyun, dökülmez. Öyle asil, öyle muhteşem bir koşudur bu… İşte Gülsarı doğuştan bir taypalma yorga cinsi attır. Dahası Kırgız ülkesi, özellikle sert kışı, dağları ve hayvancılık faaliyetleri ile keçe çadır, kökbar, kımız, kalpak gibi yerel motifleriyle yine gayet başarılı bir şekilde işlenmiştir. Velhasıl, Aytmatov büyük bir usta olduğunu burada da bir kez daha ortaya koymuştur. Doğrusu okuyacak kişilerin pişman olacağına pek ihtimal vermiyorum :))) Keyifli okumalar diliyorum
1000Kitap
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,2bin okunma
AMAT SÖZLÜK
Puan vermedi·239 syf.··
2026 7. kitabı
AMAT SÖZLÜK USKUNCA: Denizcilik terminolojisinde topun namlu içini temizlemek veya ateşlemek için kullanılan, ucu bezli uzun çubuk. KAVELA: İki tahta parçayı birbirine tutturmaya yarayan, sert ağaçtan yapılan silindirik çivi veya zıvana. YATAĞAN: Ucu aşağıya doğru eğri, tek ağızı keskin,genellikle 60-80 cm uzunluğunda özel bir Türk kılıcı veya pala türü. FOGA: Toplara ateş verme komutu. KARİNA: Teknelerin su altında kalan dış kısmını ifade eder. ( Latince "Sevilen" anlamına da gelir.) BÖRK: Genellikle keçe,deri veya hayvan postundan yapılan, Türk tarihinde savaşçıların, soyluların ve yeniçerilerin kullandığı geleneksel bir başlık. REDİNGOT: Genellikle dize kadar uzanan, beli oturan, arka kısmı yırtmaçlı ve çift sıra düğmeli resmi erkek ceket türü. PORSUN: Gemilerin güverte işlerinden, halat,demir,filika ve güverte donanımlarının bakım,tutum ve işletilmasinden sorumlu kişi.
1000Kitap
Amatİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 20256,9bin okunma
Ah be Zelal Ah be Süleyman..
10/10
·400 syf.·
2026 26. kitabı
Bu kitabın ciğerimi yakacağını biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Hayatın acı gerçeklerini yüzümüze vuran bir kitaptı.. Zelal'im öyle acılar sığdırdın ki yüreğine öyle sabırlı ve metanetliydin ki sana buyuk hayranlık duydum. Yaşadığın şeyler kolay değildi kaç kayıp sığdırdın koca yüreğine kaç sevgiyi barindirdin kalbinde.. Kayiplarini okurken seninle ağladım mucadeleni okurken seninle gurur duydum mutlu olduğun anlarda huzurla doldum. 1942 yıllarında küçük yaşta gelin olan Zelal'in hayatını okuduk. Onunla güldük onunla ağladık. Çocuk gelindi o, oyun oynayacağı yaşta evlenen çocuk gelin.. Bir çeşme başında gördüğü oğlan ilk kez adını sordu sonrası hem hüzün hem huzur. Spoiler.. Kitabı okuyacaklar varsa okumasin bu kısmi.... Zelal'im İsmail in merhametini sevdin Suleymanin ise kalbini iki sevgiyi de güzel taşıdın. İsmail'in Emin'in ve Süleyman'ın vefatlarinda gözyaşlarım dan okuyamadım, yüreğime oturdu. Kitabı okumadım ben yaşadım. Zelal in utangacligini çabasını her duygusunu hissettim. Ah ismail öyle güzel yüreğin vardı ki keçe'ni pamuklara sardın Annen baban gerçek ailesinden daha çok aile oldular. Yüreğim onlarin ölümüne de dayanamadi. Emin beklemiyordum ama senin kaybında yaktı. İsmail'in emanetiydin sen. Narin'im mutlu olmanı isterdim ama olmuyor değil mi o mutluluk herkesi bulmuyor. Ve Süleyman sana gelince... Ahh yine gözlerim doldu... Yazarım niye bu kadar güzel yazdin ki. Nasıl aşacağım ben Suleyman'ı.. o sevgisini.. sadakatini.. çabalarını.. Sende çok çektin tek başına kaldın ama Zelal için çocukların için çabaladin. O yıllar kolay değildi hep birlikte ayağa kalktıniz güçlü duruşunuz sizi yıkılmaktan korudu... Hala yuregim sızlıyor. Ben sizi unutamam Zelal ve Süleyman...
GelinŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2025274 okunma
Reklam
Reklam