İslami gelenekteki "Beraat Gecesi"ne karşılık olarak düşünülebilecek Yom Kippuröa, yani kefaret ve tövbe gününde, Yahudiler toplumun günahlarına karşılık iki keçi seçer ve bu keçileri kurban ederlerdi. Keçiterin kanlarını akıtmak suretiyle toplum da günahlarından temizlenmiş olurdu. Hristiyanlıkta İsa'nın kendisine iman edenlerin günahları için öldüğü düşüncesi, bilinçaltımızdaki günah keçisi sendromunun bir devamıdır. Antik Yunan'da, Antik Orta Doğu'da ve dünyanın birçok yerinde tarih, bazen keçilerin, bazen insanların toplumun günahları adına Tanrı'ya feda edilmesi ve toplumun bu şekilde kendisini güvende hissetmesine ilişkin kurban ritüelleriyle doludur.
Bu kadar zahmete ne hacet? Bu koca kitabın anlattığı fikirler bir gazele sığabilir. Bu eser keçi boynuzuna benziyor. Fuzûlî yarım kilo bal için iki çeki odun yemeğe gelemez. İşte mütekâmil ve olgun Şark ruhunun edebiyata getirdiği bir estetik kaidesi ki bugünkü ilmî ve psikolojik esaslara da hiç yabancı değildir. Dedelerimiz özü çörçöpten ayırmak, şiiri teksif etmek kaidesini estetiklerinin ruhu yapmışlardır.
Sayfa 106
Reklam
Böyle bakılınca böyle aramadan, böyle yalın, böyle çocuksu gözlerle bakılınca, güzeldi dünya. Ay ve yıldızlar güzeldi, güzeldi çay ve sahil, orman ve kaya, keçi ve uğurböceği, çiçek ve kelebek güzeldi. Güzel ve iç açıcıydı dünyayı böyle gezip dolaşmak, böyle çocuksu, böyle uyanmış, çevresine karşı böyle kucak açarak, güvensizlikten böylesine uzak. Güneş, insanın başını bir başka türlü yakıyor, ormanın gölgesi bir başka serinlik veriyordu, bir başkaydı çayın ve sarnıcın, bir başkasıydı kabağın ve muzun tadı. Gündüzler kısaydı, geceler kısa, her geçen saat denizde bir yelken gibi uçup gidiyordu altındaki tekne, hazinelerden geçilmeyen, haz ve zevklerden geçilmeyen bir yelken gibi dolu dizgin.
Sayfa 54·Kitabı okuyor
İhtiyarların ocak başındaki küçük hülyaları
Köy uyuklamak üzereydi. İhtiyarlar ocak başında küçük hülyalara dalmışlardı. Üç keçi, on keçi haline nasıl gelebilirdi? Beş keçiyi bir inek yapmak daha iyi değil miydi? Peki bir inek on keçiye dönüşse nasıl olurdu? Çocuğa düğün yapılamazdı. Düğün ahırın bereketine kibrit suyu ekerdi. Kaçırsa iyi olurdu. Komşu nasıl oldu da birdenbire zenginleşti? İnşallah ahırına güçlü bir hastalık girer. Aileden birisi Almanya'ya işçi olarak gönderilemez mi?.... Hülyalar hülyaları kovalıyordu. Köpekler, muhtarın ahırda anıran eşeğini dinliyorlardı. Batı yakasında sahte şimşekler çakıyordu.
Sayfa 281 - UMUT YAYIMCILIK 7. BASKI: MAYIS 1998·Kitabı okuyor
Alıntı
... ''Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir, Mawyndule. Ne kadar yükseğe çıkarsan manzara o kadar güzelleşir. Arada bir arkana bakarsın. O yükseklikten geride bıraktığın yolları görebilirsin: geçtiğin ve budalaca ihmal ettiğin keçi yollarını, üstün bir zeka sayesinde değil de tamamen şans eseri gözden kaçırdığın açmazları. Ayrıca peşinden gelen başkaları, aynı aptalca kararları veren başkaları gözüne takılır. Yüksekteki konumundan onların kötü seçimlerine, seninle aynı yerde durmadıkları için göremediklerine tanıklık edersin. Aşağıya bağırabilir, onları uyarmaya çalışabilirsin ama sana nadiren kulak asarlar. İzlemiş olduğun güzergahın seni oraya, yani kendilerinin de gitmek istedikleri yere götürdüğü gerçeği onları kör eder.''
Sayfa 73 - İthaki·Kitabı okudu
GÜL BAHÇESİNİN SIRRI...
(...) Serbest tedailerle ilerliyoruz… Azlem: Çok zâlim, pek zâlim. Çok karanlık… Ezlem: Boğazı altında sarkık uzun kılları olan keçi… Ezmel: Hareket etmek. Muztarib olmak, acı çekmek. Savt, seda, ses. (“Sesleniş”) Gül… Elzem: Çok lâzım. Ziyade mucib. Küçük parmaklı… Rilke’nin o ünlü şiirini hatırlıyoruz: Gül Ey saf çelişki Nice gözkapağının altında Hiç kimsenin uykusu olmamanın Sevinci… Dante, eserinde bu çelişkiyi şöyle dile getirir: Birdenbire gözün görmez olması; geçici körlük… Bu hâl, “ebedî gül”e yakınlığın, yakınlaşmış olmanın alâmetidir… Erdem: Usta gemici… Ermed: Gözü ağrıyan adam. Boz renkli nesne (Borges, körlükte bu rengin hâkim olduğunu söyler)… Ermida: Gül… Rose (İngilizce): Gül. Gül gibi, gül renkli. Ümid verici durum. Şen; gül gibi geçinip giden… İslâm Tasavvufunda, zâhir ile bâtının eşsiz bir SILA terkibinde buluşmasını gösterici Mahmud-u Şebüsterî Hazretleri’nin ünlü “Gülşen-i Râz” isimli eserini hatırlıyoruz. Kelime mânâsı, “Sırrın Gülbahçesi”… Veya “Gülbahçesinin Sırrı”…
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam