Bedenin travmadan nasıl etkilendiğini ve iyileşmedeki merkezi rolünü anlamak zorundayız. Bunu yapmadığımız takdirde, travmanın üstesinden gelme girişimlerimiz sınırlı ve tek yönlü kalacaktır.
beyin dahil olmak üzere bedenin her bir organı kendi "düşüncelerini", "duygularını"ve "telkinlerini" ifade eder ve diğerlerinin ifadelerini de can kulağıyla dinler.
Doğulu ve şaman şifacılar, binlerce yıldan beri, yalnızca zihnin bedeni tıpkı psikosomatik tıpta olduğu gibi etkilemekte olduğunu kabul etmekle kalmamış, bedene ait her organ sisteminin zihnin yapısında ruhsal olarak eşit derecede temsil edildiklerini de onaylamışlardır.
Travma hayatsal bir olgu. Ancak bunun insanın kaderi olması gerekmiyor. Travma iyileştirilebilir ve bununla da kalmayıp doğru destek ve rehberlikle dönüştürücü de olabilir.
kendimizi daima ruhumuz tarafından kuşatılmış gibi hissetsek de, bizi çevreleyen bu ruh sabit bir hapishane değildir. Daha ziyade, ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak, onunla birlikte, bir hayal kırıklığı içinde sürüklenir, etrafımızda hep dışarıdan bir yankı değil de, içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını işitir gibiyizdir. Nesnelerde ruhumuzun onlara aksettirdiği, kendilerine değer kazandıran yansımayı bulmaya çalışırız, doğal ortamlarında nesneleri zihnimizde birtakım fikirlerle yan yana bulunmalarına borçlu oldukları büyüden yoksun bulunca, hayal kırıklığına uğrarız; bazen bu ruhun bütün gücünü dışımızda olduklarını, kendilerine asla ulaşamayacağımızı açıkça sezdiğimiz insanları etkilemek üzere, beceri ve ihtişama dönüştürürüz