Daha öncede okuduğum çoğu kitap kurmaca bir hayal ürünü niteliği taşımaktan çok uçlarının her zaman belli bir gerçeklikle ilintili olduğu tarzda kitaplar olmuştur. Tıpkı Khaled Hosseini’nin “Uçurtma Avcısı” adlı romanında olduğu gibi beni derinden etkileyen ve bir solukta aynı gün içerisinde bitirmeme sebep olan derin bir hayranlık ve maalesef aynı zamanda üzüntü içerisindeyim. Çünkü bu kitap Orta Doğu’nun kanayan Harese yarasıdır... Hani develerin ağzında dikeni çiğneyip , kan kaybından ölümüne sebep olsada bunu yapmaktan zevk aldığı eylem. İşte bu kitapta da Mardin’den uzaklaşan İbrahim’in tesadüf eseri çocukluk arkadaşının ölüm haberini çalıştığı gazete acentesinde öğrendiği andan itibaren İŞİD denen oluşumun sırf Yezidileri etnik kimlikleri sebebiyle türlü türlü yaptıkları eziyetlere kadar uzanan bir yol... Meleknaz ve küçük bebeği Nergis’in ve onlar gibi çoğu bireyin yaşadıkları , medyalarda görünen , sığınmacı kamplarında sahte , samimi pozlarla çekilen maddi yardımlarla temizleyemeyecek bir ayıptır bu bütün insanlığının üzerine yapışan. Çünkü onların istediği acımanın getirdiği merhamet değil , sırf öyle oluşlarından dolayı gördükleri muamelenin yanlışlığının sorgulanmasıdır...
Kitap hakkında daha derinlere girip tüm hikayeyi anlatmanında benim kitap gönüllülerine yapacağım bir ayıp olduğunu düşündüğümden sadece bu kadar kısa ve net hem kitaptan hemde kendi yorumumdan bir açıklama ile yetineceğim.