Uzun zamandır kitaplarla ilgili yazı yazmadım. Kalemi elime aldığımda, okuduklarımdan çok kendime yöneliyordu. "Kendini anlatmak yetmedi mi artık, Burcu?" deyip, bu kez kalemimi kitaplara yönelttim.
Ocak ayında Matt Haig’den İnsanlar’ı okudum. Yazarın ilk okuduğum kitabı, oldukça popüler olan Gece Yarısı Kütüphanesiydi. Matt Haig’in bu iki kitabının ortak noktası, bana bilim kurgu filmlerini hatırlatmalarıydı. Gece Yarısı Kütüphanesi’ni okurken Mr. Nobody, İnsanlar’ı okurken de K-Pax filmi aklıma geldi. Sanırım yazar, bilim kurgu atmosferi içinde okuyucunun kendi hayatı üzerine düşünebileceği hikâyeler oluşturmayı seviyor.
İnsanlar, başka bir gezegenden gelip insanlığın gelişimini durdurmakla görevlendirilen bir varlığın dünyaya adapte olma sürecini anlatıyor. Çıplak halde dünyaya bırakılan ve bir insanın yerine geçen bu varlık, sevmek, sevilmek, aşk, acı gibi pek çok insanî duyguyla tanışıyor. Başta her şey ona yabancı gelse de, ait olmadığını düşündüğü bir hayatın parçası oluveriyor.
Kitabın başı bana K-Pax filmini hatırlattığı için benzer bir son beklemiştim ama bu noktada yanıldım. Sevginin ve bağlılığın, dünyaya ait olmayan bir canlıyı nasıl değiştirdiğini görmek ilginçti. Edebî anlamda tam olarak tatmin etmese de, kafanızı dağıtmak ve “Vay be, bizi insan yapan şey neymiş?” diye düşündürmek için bir şans verilebilir.