Yetenekli Çocuğun Dramı benim okurken en çok durup düşündüğüm kitaplardan biri oldu.
Kitabın temel fikri aslında çok basit gibi görünüyor: Bazı çocuklar o kadar uyumlu, o kadar anlayışlı ve o kadar “iyi çocuk” oluyorlar ki kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi bile bırakıyorlar. Çünkü küçük yaşta sevgi görmek için başkalarının beklentilerine göre davranmayı öğreniyorlar.
Kitabı okurken ister istemez çevremdeki insanları ve kendimi düşündüm. Hepimizin hayatında sorunsuz görünen, kimseyi üzmeyen, herkesi anlayan insanlar vardır. Bazen o insan biz de olabiliriz. Ama acaba gerçekten öyle mi? Yoksa çocukluktan beri başkalarını mutlu etmeye alıştıkları için kendi duygularını bastırıyorlar mı? Onlara uygun görülen rolleri mi oynamaya devam ediyorlar sadece?
Alice Miller bazı yerlerde oldukça sert. Hatta zaman zaman anne babalara karşı fazla acımasız davrandığını düşündüğüm bölümler oldu. Kendim de yeni anne olduğum için “Ben süreci acaba nasıl yöneteceğim, çocuklarımda istemeden yaralara sebep olacak mıyım?” diye de kaygılandım. Yine de vermeye çalıştığı mesajın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocukların sadece fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının yeterli olmadığını, duygusal olarak da görülmeye ihtiyaç duyduklarını çok net anlatıyor.
Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, yetişkinlikte yaşadığımız bazı sorunların kökeninin çocuklukta aranabileceği fikriydi. İnsan bazen hayatındaki bazı kırgınlıkların, bazı ilişkilerinin ya da bazı davranışlarının nedenini ilk kez fark ediyor. Bu farkındalık rahatsız edici olabiliyor ama aynı zamanda açıklayıcı da.
Bence bu kitap anne babaları suçlamak için değil, insanı kendini anlamaya davet etmek için okunmalı. Çünkü çoğu anne baba da kendi yaralarıyla çocuk büyütüyor. Bu yüzden kitap bana suçlu aramaktan çok, nesilden