Kendime not...
Çocukluk dönemlerinde sürekli yönetilmiş ya da gerekli rehberlikten yoksun bırakılmış kişiler, kendi seçimleriyle değil, tehditle güdülenirler. Burada tehdit sözcüğü ile anlatılmak istenen gerçek bir tehlikenin yaklaşmasından çok, bir insanın yapması gereken işleri son dakikaya bırakması gibi örneklerdir. Toplumumuz bireylerinde oldukça yaygın bir biçimde görülen bir olgu da, kendi zamanının yönetim sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenememiş olmaktır. Ne var ki, eyleme geçmeyi ertelerken organizmanın harcadığı enerji, o eylemi gerçekleştirerek harcayacağı enerjiden çok daha fazla olduğu gibi, kişinin kendine saygısını azalmasına da neden olur. Çünkü en sonunda eyleme geçmek "zorunda" kaldığımızda bu artık kendi seçimimiz olamaz. Kendi seçimimizin dışında sürüklenmiş olmanın bedeli ise mutsuzlukla ödenir. Hepimizin içinde var olan "tembel"e de fırsat tanımalıyız, ama zamanını iyi seçerek. Bazı durumlarda ise eyleme geçmekten tümden vazgeçer, "Yapamam ki!", "Beceremem ki!" gibi gerekçeleri kullanırız. Oysa, bir şeyi denemeden beceremeyeceğimizi nasıl bilebiliriz. Yenilgiyle yüzleşme korkusuna tutsak olmak ise daha büyük bir yenilgidir. Üstelik, "Yapamam ki!" gerekçesiyle gerçekleştirmekten kaçındığımız davranışların çoğu aslında yapmak istediklerimizdir. Yapmak istemediklerimiz zaten aklımıza gelmez.
Sayfa 107 - Metis Yayınları
Alıntı
Bir kaç perdelik bir oyun izlediğinizi hayal edin. Tek görevi arkanıza yaslanıp rahatlamak ve hikayenin gelişimini izlemek. Performansı yönlendirmek sizin işiniz değil, sahneye çıkıp anlatılan hikayeye müdahale etmeye başlamak da sizin işiniz değil. Mesele, ne olursa olsun tek işiniz oyunun gelişimini izlemek. Ancak bazen ertesi gün yapacaklarınızı düşünürsünüz ve bu noktada, sahnede olanlardan tamamen habersiz kalırsınız. Meditasyon yapmayı öğrenirken bu yaygın eğilimdir, bu yüzden kendinize fazla yüklenmeyin. Ayrıca zihninizin dağıldığını fark ettiğiniz anda hemen oyuna döner ve tekrar hikayeyi takip edersiniz. …( devamını kitaptan oku (kendime not))
Sayfa 93·Kitabı okuyor
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kendime not niyetine
Nefret ve acıyla dolu bir dünyada yaşıyoruz, karanlık zamanlardan geçiyoruz ama ararsan hâlâ bulabileceğin sevgi ve ışık da var. Tanıdığın herkes hem iyi hem de kötü olma potansiyeline sahip. Birisinin doğrusu, başka birisinin yanlışı da olabilir. Güzellik ve kusursuzluk gibi sahte fikirlere gereğinden fazla önem yükleyen bir topluluk yarattık. Dünya klon gibi davranan insanlarla dolu; hepsi belli bir şekilde görülmek ve duyulmak istiyor. Küçük ekranlarda kendilerini başkalarıyla durmaksızın kıyaslamakla öyle meşguller ki daha büyük resmi göremiyorlar. Ben dünyayı değiştiremeyeceğimi kabullendim ama eşsizliğin korkulacak ya da hor görülecek değil, kutlanacak bir şey olduğuna inanıyorum. Hayat hem güzel hem de çirkin, bizim de madalyonun iki yüzüyle birden yaşamayı ve karanlıktaki ışığı görmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Dünya Güzel-Çirkin, ilişkiler Güzel-Çirkin, insanlar Güzel-Çirkin. Bunu anlamak hayatı yaşamayı kolaylaştırıyor.
Sayfa 213·Kitabı okudu
Kuran'ı bütün olarak yaşamak
".... Yoksa siz, Kitab'ın bir kısmına inanıp geri kalanını inkâr mı ediyorsunuz?...." -Bakara 85 Kendime not: Allah'ın Kitap'da koyduğu hükümlerden nefsine uyanı almak uymayanı almamak Müslümanlık değil, işine gelse de gelmese de uymak zorundasın
Sayfa 12·Kitabı okuyor
Sadece okumak değil, Yüzleşmek..
Okurken yalnızca bir yazarın düşüncelerine eşlik etmedim; aynı zamanda kendi alışkanlıklarım, zaaflarım, ertelemelerim ve mutluluk arayışımla da yüzleştim. Modern çağın görünmez bağımlılıklarını, sürekli uyarılma hâlimizi ve tatmin olamayan zihnimizi anlatan bu kitap, bunu didaktik bir dille değil; düşündüren, sorgulatan ve zaman zaman insanı kendisiyle baş başa bırakan bir üslupla yapıyor. Her sayfada “Evet, bu tam da benim yaşadığım şey” dediğim anlar oldu. Kitabın en güçlü yanı ise bölümlerinin birbirinden bağımsız gibi görünmesine rağmen aynı bütünün vazgeçilmez parçaları olması. Açıkçası tek bir bölümü bile gereksiz ya da sıradan bulmadım. Her bölümün içinde altı çizilecek, not alınacak, hatta dönüp dönüp okunacak cümleler vardı. Bazı kitaplarda birkaç etkileyici bölüm öne çıkar; bu kitapta ise her bölüm kendi başına bir alıntı kadar değerli, bir farkındalık kadar güçlüydü. Yazarın dopamin kavramını yalnızca bilimsel bir terim olmaktan çıkarıp günlük yaşamın merkezine yerleştirmesi oldukça etkileyiciydi. Telefon ekranlarında geçen saatlerden ertelenen hedeflere, anlık hazların uzun vadeli mutluluğu nasıl gölgelediğine kadar pek çok konu sade ama derinlikli bir şekilde ele alınmış. Bu nedenle kitap sadece bilgi veren değil, davranışlarımızı yeniden değerlendirmemizi sağlayan bir eser hâline geliyor. Okurken en çok hoşuma giden şeylerden biri de yazarın okuyucuya yukarıdan bakmaması oldu. Suçlayıcı bir dil yerine farkındalık oluşturan bir yaklaşım benimsemiş. Bu da kitabın samimiyetini artırıyor. Kendinizi eleştirilmiş değil, anlaşılmış hissediyorsunuz. Kalk Bir Dopamin Demle, günümüz insanının en büyük sorunlarından biri olan dikkat dağınıklığını, motivasyon eksikliğini ve sürekli tüketim döngüsünü anlamak isteyen herkes için değerli bir kaynak. Ancak bence bu