Narziss ve Goldmund ile Varoluşsal Amacımız Üzerine Bir Yazı Herman Hesse’den konuşmak istiyorum. Narziss ve Goldmund kitabı ile bir süre etkisinden çıkamadığımı söyleyerek başlıyorum.
Narziss ve Goldmund , bu olağanüstü iki genç aralarındaki dostluğu Mariabronn Manastırı’nda buluyor. Narziss düşünür, araştırır, akıllı, bilgili, üstün zekalı bir manastır öğrencisidir. Aynı zamanda bazı derslerde öğretmenlik de yapar. Manastır'ın yeni öğrencisi Goldmund ise düşlere ve hayallere yakın, içinde çocuksu ruhu barındıran bir karakterdir. Aslında ikiside yazgının özel bir çağrısını içlerinde taşırlar. Nerede olurlarsa olsunlar birbirlerini karşıt parçalarla tamamlarlar. Adeta puzzle parçaları gibi zaman bu parçaları yakalarken onlar birleştirir.
Yıllar geçsede Goldmund Narziss’den beslenmeye devam eder. Narziss’i tanıdığı ilk zamanlar körpe ruhunun tüm güçlerini seferber eden birini ideali olarak benimsemek doğru gelmesede zıtlıklar birbirini tamamlayan parçalara dönüşür, perde arkasında gizlenen bir Narziss her daim kendini gösterir.
“İnsanın yazgısını ve bu dünyadaki görevini yalnızca istekler belirlemez sanırım. Başka şeyler önceden takdir edilmiş kimi şeyler de rol oynar bu konuda.” Narziss
Bu sözleri söyleyen Narziss aslında belli bir güçten bahsediyor. Kendinde olan ussal bir güçten. Yani olaylar ve kavramlar arasında zorunlu bağıntılar kurma, bu bağıntıları algılama ve düşünme yetisine sahip biri olarak görüyor kendini. Okurken şaşırıyorum. Böyle bir kabiliyet gerçekte var mı? Aslında bu kabiliyet Goldmund için bir dönüm olmuştur. Narziss dostunun gizini ortaya çıkarmak, onu