Kibrin tutsaklığı
Herkes.. Kendi sesini.. Duyurmanın telaşında.. Kimse.. Başka sesleri dinlemiyor.. Çünkü herkeste.. Ben doğruyum.. Paroyanası hâkim.. Tek doğrunun.. Kendisi olduğuna inanan.. Doğal olarak kendi gibi.. Düşünmeyenlerin.. Hatalı olduğun sanır.. Oysa.. Kendi kanılarımız kadar.. Bizi kolay ikna edebilecek.. Başka bir şey olmadığıdır.. Ne kadar aşırı güven varsa.. Başka doğruları görmek.. O kadar zorlaşır.. Kendimize karşı.. Yargısız olmamız bizi.. Kendi doğrularımızın.. Fanatik bir savunucusu.. Haline getirebilir.. Diğer tüm doğrulara.. Kapıları kapayabiliriz.. Oysa doğru hiçbir zaman.. Tek değildir.. Sadece kendi doğrularına..
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Reklam
Sabrımızın sınırındayız. Sabretmezsek ne olacak kendimize yazık edeceğiz. O yüzden "Sabır Cennetin anahtarıdır" buyuruldu.
Din
AYNA GÜNEŞİ İNCİTMESİN!..
İmam-ı Rabbânî (r.a) Mektubat'tan "Melikin atiyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Size de böyle olmuş mudur bilmem: Namaza başladığım ilk dönemlerde kendimle şu "al-ver"i çok yaşardım: "Şu hayatına bak, amellerine bak, arkadaşlıklarına bak. Şu boş sohbetlerine, kemliklerine, serseriliklerine bak. Şu, şu, şu... Bak, bak, bak..." En nihayet bu "al-ver"ler sonunda kendimi "namaz kılmaya layık olmaktan" öyle uzak görürdüm ki seccadeyi bırakırdım. Derdim: "Namaz kılmak için onu kılmaya lâyık bir hayat yaşamak lâzım. Sende böyle bir hayat yok. Kusurun bini bir para. O hâlde beynamazlığa devam." Elbette bugünden bakınca yaşadığımın bir "şeytan hilesi" olduğunu farkediyorum. (Elhamdülillah.) Çünkü buna ayılabiliyorum: Allah'a ibadet etmek, benim ibadet etmeye layık olmamla değil, Onun ibadet edilmeye lâyık olmasıyla ilgilidir. Allah Allah'tır. Ve dahi Rahman'dır, Rahîm'dir, Kerîm'dir, Rabbü'l-Âlemîn'dir. Tabiî ki koşulsuz ibadete lâyık olandır. Şükrüm Rabliğinin hakkıdır. Hukukullahtır. Ben ister öyle olayım, ister böyle, ister daha başka bir şekilde, bu beni ibadet etme ihtiyacımdan/borcumdan kurtarmaz. Çünkü Allah'ın Allahlığı değişmez. İltifatın sahibi ister bülbül olsun, ister karga, ister çekirge, gülün iltifatı haketmesi önemlidir. Gülün güzelliği gül yüzünde durdukça iltifatı da sesten sese bürünüp ona ulaşır. Ulaşmalıdır. Sesin çirkinliği gülün haketmişliğine zarar vermez. Kıbleyi göstermek parmağı kıble etmez. [...] Efendim, şöyle-böyle İslâmî konularda konuşmayı-yazmayı bir vazife olarak edinen herkesin, eğer haddini bilen birisiyse, şöyle bir vesveseye düştüğü olur: **Bir yanına kirli hayatını koyar. Diğer yanına hakkında kelâm edeceği hakikatlerin pir u pâklığını yerleştirir. Ve kara kara düşünmeye başlar: "Benim haddim mi bunlar hakkında söz
Tefekkürât
Solaris 1972, Andrei Tarkovski
Hemen yanıt veremedim, boğazım düğümlenmişti. Aramızda eski bir tılsımdı bu. Bu sözü söyledik mi, sadece yalan söylemeye değil, herhangi bir şeyi saklamaya da cesaret edemezdik artık ikimiz de. İlişkimizi kurtaracağına safça inanarak abartılı bir dürüstlükle kendimize eziyet ettiğimiz bir dönemdi. "Dosdoğru," dedim ciddiyetle. "Harey..." Söyleyeceklerimi bekliyordu. "Sen de değiştin. Hepimiz değişiyoruz. Ama söylemek istediğim bu değil. Gerçekten de öyle görünüyor ki... ikimizin de tam bilemediği bir nedenden ötürü... beni terk edemezsin. Ama iyi bir şey bu, çünkü ben de seni terk edemem..." Solaris Stanislaw Lem sayfa: 159
1000Kitap
İnsan birikmeden ibaret
Hayat, seçeneklerin çokluğundan dolayı çok yorucu hale gelebiliyor. Seçenekler, henüz var olmayan şeyler olduğu halde, farkına varmadan onları kendimize yük ederiz. Bu yükler yeri geliyor insanı hasta ediyor, perişan ediyor; anı yaşamaktan alıkoyuyor. İnsan, geçmişin yorgunluğu ile geleceğin belirsizliğini sırtlanıp anı yaşamaya çalışıyor. Kulağa bile çok gereksiz bir ağırlık oluşturuyor bu cümle... Hep gönlümüzce olacak diye bir şey yok. Gönlümüzdeki hayır mıdır bilmeden ısrar etmemek gerek. Bazen kalp kırıklığıyla, bazen de büyük bir veda gerektirecek kararlar almak zorunda kalabiliriz. Bu ihtimal hep var. İsterken, kimden istediğimizin farkında olarak istemeliyiz. İsteklerimizi sunduğumuz, bizi bizden iyi bilen, hayrı ve şerri tayin eden Yüce Mevla'mızdır. Ondan hayrı tayin etmesini istemeliyiz. Kula bazen kendi istekleri hayır gibi görünür ve bunda ısrar eder. Gerçekte öyle olabilir de olmayabilir de. Her şeyin yüzde elli ihtimali ile hareket etmek ve bu şekilde dua etmek gerekir. İhtimaller henüz yaşanmadı ve yaşanmayan şeylerin yükünü taşımak insanı bedenen de ruhen de yıpratır, yaşlandırır. Mutluluk bu dünyada pek mümkün değil. Bir dakika önce gülerken bir dakika sonra ağlar duruma düşebiliriz. "Mutluluk aslanın ağzında", biz huzurlu olmaya bakalım. Huzuru verecek olan da belli. Allah'ım; gönderdiğin her hayra, hissettirdiğin her güzel duyguya, vefaya ve daima kaderimiz için hayrı tayin edişine muhtacım. Bana ve sevdiklerime hayrı tayin et Rabbim. Ve bizi bundan mutmain kıl...
Reklam
Reklam