Bazi otomatik düşünceler, doğru olsa da birçoğu doğru değildir ya da gerçeģin yalnız bir zerresine sahiptir. Dùşüncedeki tipik hatalar, aşağıda belirtilmiştir
1. Ya hep ya hiç düşüncesi (Siyah ve beyaz, kutuplaştırılmiş ya da ikiye bölünmüş düşünce):
Bir süreklilik yerine iki farklı kategoriden bir durum üzerinde dùşùnürsünüz.
Örnek: "Ben tamamen başarılı değilsem başarısız biriyim."
2. Felaketleştirme (Ayrica falcılık olarak da adlandırılr):
Daha olası sonuçları dikkate almaksızin geleceği olumsuz olarak öngörürsünűz.
Örnek: "Çok üzgün olacağım, hiçbir işi uygun bir şekilde yapamayacağım."
3. Olumluda indirim yapmak ve yaptıklarını yetersiz bulmak:
Olumlu deneyimleri, edimleri ya da niteliklerin mantık dışı bir şekilde değersiz olduğunu kendi kendinize söylersiniz.
Örnek: "Bu projeyi iyi yaptım. Bur yetenekli olduğum anlamına gelmez, sadece şanslıydım."
4. Duygusal muhakeme: Düşündüğünüz bazı şeyler doğru olmalıdır çünkü düşüncenizin çok güçlü olduğunu "hisseder (gerçekten inanır)",gerçeği yok sayar ya da indirim yaparsınız.
Örnek: "iş yerinde birçok şeyi doğru yaptığımı biliyorum ama hâlâ kendimi
başarısız hissediyorum."
5. Etiketleme:
Kanıtların daha az felakete yol açabileceğini etraflıca düşünme-
den kendinize ya da diğerlerine genel bir etiket koyarsın
Ornek: "Kaybeden biriyim.", "O, işe yaramaz biri."
6. Büyütme-Küçültme:
Kendinizi ya da başka birini ya da durumu değerlendirdiğinizde olumsuz olanı büyütür ve/veya olumlu olanı küçültürsünüz.
Ornek: "Sıradan bir değerlendirme, benim ne kadar yetersiz kaldığımı kanıtlar. Yüksek notlar almam, benim zeki olduğumu göstermez."
7. Zihinsel Filtre (Seçici soyutlama da denir):
Resmin tamamını görmek yerine
olumsuz bir detaya aşırı dikkat edersiniz.
Ornek: "Kendimle ilgili değerlendirmemde, düşük dereceler alan biri
Yenilgi korkusuna katkıda bulunan ikinci bir düşünce yapısı, bireysel çabanızı gözetmeksizin performansınızı sonuçlara bakarak değerlendirmenizdir. Bu mantıksızdır ve "sürece odaklanmaktan çok "sonuca odaklanma"yı yansıtır.Bunu kişisel bir örnekle açıklayayım. Bir psikoterapist olarak sadece söylediğim şeyleri ve her hastayla nasıl etkileşime girdiğimi kontrol edebilirim. Bir terapi seansında, bir hastanın, çabalarıma nasıl tepki vereceğini kontrol edemem. Söylediğim şeyler ve etkileşime girme biçimim süreci yansıtır. Her bireyin nasıl tepki verdiği ise üründür (sonuçtur). Aynı gün bazı hastalar o günkü seanstan büyük ölçüde yarar gördüklerini söylerken, diğerleri seansın çok da işe yaramadığını söyleyeceklerdir. İş başarımı sonuç ya da ürün üzerinden değerlendirseydim, hastam olumlu tepki verdiğinde rahatlarken olumsuz tepki verdiğinde kendimi venilmiş ve ezik hissedecektim. Bu durum duygusal yaşamımı dönmedolap haline getirecekti ve özgüvenim tüm gün boyunca yorucu bir biçimde bir aşağı bir yukarı gidip gelecekti. Fakat, kendime, tek kontrol edebildiğim şeyin terapötik süreçte sağladığım gelişim olduğunu söylersem, herhangi bir seansta sonucu gözetmeksizin iyi, tutarlı bir iş çıkardığım için kendimle gurur duyabilirim. İşimi, sonuç yerine süreç üzerinden değerlendirmeyi öğrenmem büyük bir kişisel bir zaferdi. Bir hasta olumsuz geri-bildirim-de bulunursa, ondan öğrenmeye çabalarım. Bir hata yaparsam, onu düzeltmeye girişirim; pencereden atlamama gerek yoktur!
Bireysel yaşantıda tutarlılık için olan uğraş kendisini kimliğe duyulan ihtiyaç olarak göstermektedir: "Kendimi, kendimle tutarlı bir şekilde yaşamak istiyorum." Bunun anlamı, insanın kendi kişiliğini, hatıralarını ve uyumlu olarak güncel yaşadıklarını aynı paydada toplamak için uğraşmasıdır. Aynısı, kendisi için önemli olan yaşam çevresi için de geçerlidir: İnsan, sosyal yapılara (aile, akran grupları) ait olma veya ilişki kurma (ya da ayrı olma) konusunda açık kurallara sahip olmaya çalışır.
Sayfa 33 - Çocuklarda ve Ergenlerde Şema Terapi Uygulama Temelleri·Kitabı okudu
Kendimle baş başa kalmamın yine kendime zarar vereceğini düşünüp en büyük kaçış noktasına şarkılara sığınmaktan başka şansım olmadığını düşündüm.
Çünkü her zaman her koşulda şarkılar üzüntünü sırtlar, mutluluğuna sarılırdı.
ben yer değiştiren çarpışan, kıvranıp duran ve kısa süreli baygınlıklar geçiren, can çekişen insanların arasında kasvetle debelenip dururken böylesine bir müzik bana ulaşabildiyse, sözümona yalnız kendi kendimle dolu olduğum şu anda onu çok daha iyi duymam gerekmez mi?