Mihaylovna'ya göre değişik sınıf ve tabakalar zaman zaman birbirine karışıp kaynaşmalıydılar: "Yoksa seçkin olmayanları kim eğitecek, aydınlatacaktı?"
Adam, şimdi, nerede, ne zaman birkaç kardeşi bir arada görse; insan için tek ve en ağdalı trajedi işte budur der. Huy edinmişti bunu: "Beriki ne, öteki ne olacaktı kim bilir?"
İşte kendileri; altı kardeş, hepsi de aynı sütü emdiler, aynı kanı, aynı görgüyü aldılar, aynı evin havasında aynı sevgi, aynı davranışlarla beslendiler, imkânlariyle ilgiler hepsi için eşitti. Ama sonunda Süleyman ne oldu, ikizlerin.. ikizlerin, o, yıllarca yalnız ağlayış ve gülüşlerinde değil, bütün tepkileri ve mimiklerinde bile aynı olan ikizlerin biri ne, öteki ne oldu? Aralarında mutlu olanlar da, başarılı olanlar da vardı, yürek paralayanlar da. Adam -altıncı kardeş- bundan daha trajik bir şey tanımıyordu. Ve bu kaderdi işte, iki'nin iki'ye -ne hacet- insanın insana eşitliğini bozan -ölümsüz-kuvvetti.
"Kim için yaşayabilirim, hangi gaye için? Neyi arayacağım? Ne için savaşacağım? Neyin rüyasını göreceğim? Hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı."
Aşk odu evvel düşer maşuka andan aşıka
Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervaneyi
Aşk ateşi önce sevilene, ondan sevene düşer
Muma bak, önce kendisi yanmadan pervaneyi yakmadı.