Hem gönlünden geçeni, hem de kendine yakışanı yapacaktı Tacettin. Kim ne derse desin, ne pahasına olursa olsun evlenecekti Patricia’yla. Ailesinin şiddetle karşı koyması, kasaba ahalisinin en insafsız dedikodularla kazan kaynatacak olması umurunda bile değildi.
Asılanı ıslatan bu yağmura
Taşların yaklaştığı bir düğün dünyasında
Gölgeni büyüttün sen boyuna
Bir kav evine döndün
Yanık bir azık oldun ezik çakmaklara
Anne merdivenden indi yalvarışlarla
Dostun ölümünü yeni öğrenen bir yüzdü artık baba
Yüz çizgileri derindi zaten daha derin oldu
Ayakkabı çıkarılmadan giyildi yeniden
Unutuldu iyice fark edilmiş kuşluk ikindisi
- Kuşluktu ama ikindi gibi -
Alıp götürüyor o arkadaş kuşkusuz
Birlikte boyadığımız iplikleri şimdi demek ki
Gidiyor ama kim gibi
Zekeriya gibi mi İsa gibi mi
Baba düşünüyor
Yeni bir Dicle kıyısından dönmüş olarak
Sırtında kırların ilk ırmak izleri
Bu yürüyüş bir düşünüş gibi
Kafanın bir duvarından bir duvarına
Kasaba kuzeyinin sülükle döğmeli sularına
Karınca köylerine cin yurtlarına
Hızırın içinden geçmeye çalışan bir şeytana
Çocuk ve süt umulan peri yurdu bir pınara
Pazartesinden pazara
Cumartesinden cumaya
Eve varıldığında
İçinde bir Yunan heykeli büzülmüş gibi
Ölümün kıyısında kıvrılmış örtüler
Örtüler birdenbire artar çoğalır nerd"vse ürer bir evde
Bir göz yeni örtülmüşse size
Sartre, Heidegger ve Camus bir bara girerler.
Sartre derin bir iç çekip der ki: "Hayatın hiçbir anlamı yok, her şey bomboş. Garson, bana bir bira ver!"
Heidegger ekler: "Asıl mesele 'Varlık'ın kendisidir ama o da Hiçlik'te gizlidir. Garson, bana da bir bira!"
Camus masaya vurur: "Hayat tamamen absürttür dostlarım! Anlamsızlığa karşı tek başkaldırı yaşamaya devam etmektir. Garson, bana da bir bira!"
Garson biraları getirir, masaya bırakır ve şöyle der:
— "Madem hayat bu kadar anlamsız ve boş, hesabı kim ödüyor? Yoksa varoluşsal olarak hesabı da mı Hiçlik'e yazıyoruz?"
"Kim bir mecliste oturur ve orada bir sürü faydasız ve mânasız sözlerle vakit öldürür de, o meclisten kalkmadan önce: 'Sübhâneke Allâhümme ve bi-hamdike. Eşhedü en lâ ilâhe illâ ente. Estağfiruke ve etûbü ileyke: Allahım! Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih ve hamdinle tesbih ederim. Senden başka bir ilâh olmadığını kesinlikle belirtirim. Senden bağışlanmamı diler ve Sana tövbe ederim' derse, o mecliste yapmış olduğu hataları bağışlanır."
(Tirmizî, Daavât 39).