Yaşam bohçasının düğümünü ne kadar sıkı bağlasanız bağlayın dışarı mutlaka bir şekilde taşar..
İçimi yaktı, yutkunamadım!.. Boğazımda takılıp kalan bu yumru; acı mıydı, fazlasıyla hüzün müydü kestiremedim!?. Yürek burkan,kemremsi bir tadı vardı ama, anımsıyorum.
Bir hikayedeki herkes haklı olabilir mi?
Herkes kendi hikayesinin haklısı olabilir mi peki?
Herkes kendi içiyle savaşırken, bir başkasının, yanı başımızdakinin bile kırgınlığını, kızgınlığını göremez miyiz? Görmeli değil miyiz?
Üç kadının dilinden anlatılıyor yazar ve anlatmaya kim başlasa, hemen onun penceresinden bakmaya başlıyorsunuz gayri ihtiyari. Kimene hak veriyor,onunla kederlenip,kahroluyor, kimine (Müsemma hanım) bir yerlerde bir türlü hak veremiyorsunuz... Her çocuk sevilmeyi ve bunu hissetmeyi hak eder. Bu kucak dolusu bir sarılmadan ziyade nedir?
Kim içi acırken annesinin şefkat dolu kollarında olmayı istemezdi ki? Annen yoksa kimsen yoktu! Hep yarım,hep eksik,hep geç kalmış,hep fazlaydı...
Evi yuva yapan çatısı değil, içindeki (YAŞAYAN) insanlar ve duygularmış... Gerçi kim ondan daha az bencil olduğu iddiasında bulunabilir ki tüm yaşamı boyunca?..
Ne kadarını anlayabiliriz muamma sırtımızda kambur yokken? Sahi, kambur(larımız)umuz yok mu hiç bizlerin de?
Ne kadar beriyiz ki biz, saklanmaktan kokuşmuş, küflenmiş duygulardan, yolunu bulamadığı için yosun bağlayan göz pınarlarından, acısını bastıralım derken çağın hastalıkları olup çıkan endişe ve korkularımızdan?..
Yüreklerinin köşesinden kopan kıymıklar, canınızı acıtacak, belki de gözlerinizdeki yaşları silerken bulacaksınız kendinizi.
Hiçbir şeyin tesadüfler silsilesi olmadığını zaman geçtikçe mi anlamak, anlamlandırmak gerekiyor illa ki?
Durup dururken 'AN' a bakarak neden bir şeyler anlamıyoruz da kaderin binbir türlü