Aklın Rüyası, felsefe tarihi yazımı içinde “okunabilirlik” ile “tarihsel ciddiyet” arasındaki nadir denge noktalarından birinde duruyor. Kitap, Antik Yunan’dan Rönesans’a kadar Batı düşüncesini kronolojik bir hikâye gibi anlatmakta. Bunu da fikirlerin birbirini nasıl doğurduğunu gösteren bir entelektüel anlatı olarak yapıyor. Gottlieb, filozofları kutsal figürler gibi ele almıyor; onları hata yapan, tartışan, kimi zaman da açıkça yanılan insanlar olarak sunuyor. Bu tavır, metni daha “insani” yapmış ama bazı cümlelerini de itiraza açık bırakmış. Bu yüzden zaman zaman "Haydi ya öyle miymiş!" cümlesini kurarken buldum kendimi.
Platon ve Aristoteles bölümleri kitabın omurgası sayılabilir. Gottlieb burada hem açıklayıcı hem de eleştirel bir yaklaşım göstermiş. Platon’un ideal dünyasını tarihsel bağlamına yerleştirirken, Aristoteles’i daha sistematik ve “bilimsel düşünceye yakın” bir figür olarak göstermiş. Sonuç olarak kitap, felsefeye teknik uzmanlıkla değil, tarihsel bir merakla yaklaşanlar için yararlı olabilecek bir başlangıç olabilir. Felsefe tarihine aşinaysanız şaşırtıcı cümleler okuyabilirsiniz.