Hamlet Psikanalizin Gözüyle Okunabilir mi?
Psikanalize başlangıç için okunacak öncelikli isimlerden biri William Shakespeare’dır. Freud’un da açıkça belirttiği gibi, bir keşif yapılmadan önce o alana çoğu zaman bir şair nüfuz etmiştir. Bu anlamda Shakespeare, psikanalizin kavramsallaştıracağı birçok çatışmayı sezgisel düzeyde işlemiş bir yazardır. Nitekim Sigmund Freud ve sonrasında Jacques Lacan başta olmak üzere birçok düşünür Shakespeare’den beslenmiştir. Shakespeare’nin Hamlet adlı eseri, psikanalitik okumaya en açık metinlerden biridir. Hamlet’in babası Danimarka kralıdır ve amcası tarafından, Hamlet’in annesiyle birlikte işlenen bir cinayet sonucu öldürülür. Daha sonra babasının hayaleti Hamlet’in karşısına çıkarak gerçeği açıklar ve ondan intikam almasını ister. Hamlet, bu hakikati öğrendiği andan itibaren ne yapması gerektiğini bilir; buna rağmen eyleme geçemez. Savaşlarda kendini kanıtlamış bir prens olmasına rağmen, bir noktadan sonra tereddüt eden, erteleyen, hatta yer yer deliliğe sığınan bir figüre dönüşür. Onun bu bölünmüşlüğü, psikanalizin tam merkezinde yer alan bir çatışmayı açığa çıkarır. Freud, Hamlet’in bu eylemsizliğini Oedipus Complex çerçevesinde yorumlar. Buna göre Hamlet’i durduran şey, yalnızca ahlaki bir tereddüt değil, bastırılmış bir arzudur. Amca, Hamlet’in bilinçdışında taşıdığı arzuyu gerçekleştirmiştir: babayı ortadan kaldırmak ve anneye sahip olmak. Bu yüzden Hamlet, Claudius’u öldürmekte gecikir; çünkü onu öldürmek, kendi bastırılmış arzusuyla yüzleşmek anlamına gelecektir. Ancak bu okuma tek başına yeterli değildir. Jacques Lacan Hamlet’i farklı bir düzlemde ele alır. Lacan’a göre mesele yalnızca anneye duyulan arzu değil, öznenin arzusuyla kurduğu ilişkidir. Hamlet ne istediğini bilen ama bu isteği üstlenemeyen bir özne olarak karşımıza çıkar. Sürekli düşünür, analiz
Albert Camus'nün Diğer Makaleleri
••• The Absurd Man (28/12-30/12/2024) 28/12: •] Absürt insan, sonrasızlığı yadsımayan ama onun için hiçbir şey (* Uslamlama) de yapmayandır. "Cesaretini ve usunu buna yeğ tuttuğu için..." – "Absürt insanın kabul edebileceği tek bir ahlak var: Tanrı'dan ayrılmayan" •] Absürt insanın tanrısız ahlakla, subjektif doğrulamalardan bir yere varılamayacağı işleniyor. "Her şeye izin vardır!" "Bu suça salık vermez.., pişmanlığı yararsız kılar." – "Yaşama tanrı inancını verecek bir inanç, cezasız kötülükten daha da cazip." – "Sorumlular bulunabilse bile suçlu yoktur." * Camus'nün işlediği ana izlek budur. • Don Juanism NOT: Dun Juan, kadından kadına koşan, birini baştan çıkarıp diğerine yönelen birisi. "Carpe diem" yaşayıcısı. – "İnsan ne kadar çok severse Absürt de o ölçüde sağlamlaşır." – "Kederli olmanın iki sebebi vardır: Ya bilmezler ya da umut ederler. Don Juan bilir ve umut etmez." •] Deha, sınırlarını bilen ustur. – "Ruhunu sevindirmesini bilmemek, onu satmaktır." * Yalnızlığını,/kendi yaşamını kendisi anlamlandıramayan, onu başkalarına anlamlandırır. – "Bir zayıf, bir ülküselci ya da bir ermiş (* Absürt insan)." •] Don Juan'ın durumunda hiçbir şey değişmez ama her şey biçim değiştirir, aynı Sisifos'un o sonsuz döngüsündeki gibi.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Camus şöyle yazar: "Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir" Camus, intiharın gerçek tek felsefi mesele olduğunu söyler. Etiğin, politikanın, estetiğin, gerçekliğin doğasının ve bütün diğer şeylerin dışında tek gerçek olan şey. Bütün ötekilerin bu düşünceye bağlı olduğunu düşünür. Camus, intiharın her özgür kişinin hakkı olduğunu, felsefi anlamda aşikâr kılar. Ölümcül bir hastalık ile karşı karşıya kalındığında, mantıki bir edim. İşlence ya da kaçınılmaz ölümlerle karşı karşıya kalındığında kahramanca bir edim. Karşılıksız aşkın öfkesi içinde, görkemli bir edim. Fakat, Barnes tüm bu intihar şekillerine karşı çıkar. Adeta Kirilov'cu bir intihar şeklini tercih eder yarattığı karaktere. Roman kahramanı bıraktığı mektupta; Yaşamın istenmeden bağışlanmış bir armağan olduğunu, düşünen insanın hem yaşamın doğasını hem de bu doğanın birlikte geldiği koşulları incelemek için felsefi bir görevi olduğunu ve eğer bu kişi hiç kimsenin istememiş olduğu bu armağandan vazgeçmeye karar verirse, o kararın sonuçları üzerinde hareket etmenin ahlaki ve insani bir görev olduğunu söyler. Gazeteler, karakterin kendini "akli dengesi bozulmuşken" öldürdüğünü yazar. Yazar bu düşünceye karşı çıkarak şöyle söyler; “Hukuk, toplum ve din, aklı başında, sağlıklı olup da kendinizi öldürmenizin olanaksız olduğunu söyler. Belki de bu otoriteler, intiharın akıl yürütme mantığının, devlet tarafından organize edilen yaşamın doğası ve değerinin şüpheyle sorgulanmasından korkuyordur." - Görüyorsun, haklıydım. • Nasıl haklıydın, anne? - Eğer o kadar akıllı olursan kendini herhangi bir şeye inandırabilirsin. Sağduyu denen şeyi ardında bırakırsın. Onu gafil avlayan şey beyni, bu
Camus ve Dostoyevski
Rus dünyasından bir Kirilov geçmiştir. Tanrının yaşamak için gerekli olduğuna inanan, lakin tanrının olmadığını bilen bir absürt örneğidir. "Bunun kendimizi öldürmemiz için yeterli bir neden olduğunu nasıl anlamıyorsun?" diye haykırır Kirilov. "Tanrı yoksa ben tanrıyım." der Kirilov, "Tanrı yoksa da ölmek gerekir." der. O zaman "Tanrı olmak için kendimi öldürmeliyim." der. Uzamsal özgürlüğün tanrısı vardır Kirilov'da. Her şeye hükmeder çünkü kendine hükmeder. Basit bir dava uğruna kendini öldürmekten geri durmaz çünkü insan absürtüdür o. Kendini mantıksal olarak öldürmüştür oysa. Şatov'un sevgisine kavuştuğunu duyunca sevinecek kadar insan, yaşamayacak kadar tanrıdır da. "Boyun eğmezliğimi, yeni ve korkunç özgürlüğümü kesinlemek için öldüreceğim kendimi." der Kirilov; ahlâksal açıdan Nietzsche'nin üst insanı olmuştur kendileri... Roman dünyasının en absürt karakterlerindendir.
Felsefe

Mert

@avedionysos
·
"Kirilov'un tabancası Rusya'da bir yerde patlamış, ama insanlar kör umutlarını sürdürmüşlerdir. İnsanlar “bunu” anlamamıştır."
Sayfa 127 - Can Yayınları, 46. Baskı·Kitabı okudu
Dostoyevski
"Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında, özgürlüğüne kavuşur insan." 19.yüzyılın ikinci yarısındayız. Dostoyevski intihar olgusunun en derin roman karakteri olan Kirilov'u yaratır. Öyle ki, Albert Camus bile bu derinlikten o kadar fazla etkilenir ki bununla ilgili bir tiyatro oyunu sergiler. "Yangın zihinlerde, evlerin çatılarında değil." der Kirilov. Ve devam eder: Tanrı varsa, bütün irade onun elinde demektir ve ben de iradeye boyun eğmek zorundayım. Ama yoksa, her şey benim elimde demektir ve ben de özgür irademi ortaya koymak zorundayım. Benim için Tanrı'nın yokluğundan daha yüce bir fikir yoktur. Tüm insanlık bunun kanıtıdır. İnsanoğlu kendini öldürmeden yaşayabilmek için icat etti Tanrı'yı, sonra bu gerçek unutuluncaicat edilen silah mucidine doğru çevrildi. Tarihte Tanrı'yı icat etmeyi reddeden bir tek benim. Kirilov Tanrı'nın gerekli olduğunu, varolması gerektiğini sezer. Ama varolmadığını ve varolamayacağını bilir. "Bunun kendimizi öldürmemiz için yeterli bir neden olduğunu nasıl anlamıyorsun?" diye haykırır. Bu onun "tutsak edilemeyeceğini" kanıtlama biçimidir. Kirilov 'a göre Tanrı gereklidir. Tanrı'nın olması gerektiği ama varolmadığı gerçeği, Kirilov'u metafizik alemde incitir. Yaşamak önemsizdir artık onun için.İşte tezat da burada başlar. Kirilov intihar ederek ölüm korkusunu ve Tanrı'yı alt eder. Fakat Tanrı'dan geriye kalan boşluğa bir şeyin geçmesi gerekir. İşte bu yüzden, Kirilov istediğini tam olarak başarabilmek için, bir mucize gerçekleştirmelidir;Kendisini iki kez öldürmelidir. Kirilov'un hakkı var. Kendini öldürmek özgürlüğünü kanıtlamaktır. Kirilov tümüyle hakiki kalabilmek için kendini öldürmek zorunda olanlardan biridir. Varoluş yalancı ve durasızdır. Stavrogin: Öbür dünyadaki durasız yaşama inanıyor musunuz? Kirilov: Hayır,
Acıda esrarengiz şeyler dolandığını en iyi Dostoyevski anlamıştı. İnsan en çok da acıda özüne yaklaşıyordu. Bu yüzdendir ki Dostoyevski neşeli çığlıkların, coşkulu sevinçlerin, mutluluk için verilen kıyasıya mücadelenin olduğu bir evreni kabul etmemiş, dünyasının temeline insan ızdırabını yerleştirmişti. Ruh dünyamızı en can alıcı noktalarından vuran Raskolnikov, Prens Mişkin, Karamazov Kardeşler, Stravrogin, Kirilov, Şatov birer birer çıkar karşımıza. Onları anlamak varoluşumuza bir neden kazandırmaktır.
Edebiyat