Bir kavanoza 100 tane kırmızı karınca ,100 tane siyah karınca 🐜 konduğunda hiç bir şey olmaz. fakat kavanozu hızla salladığınız da siyah ve kırmızı karıncalar birbirini öldürmeye başlar.çünkü kırmızı karıncalar siyahları , siyahlar da kırmızı karıncaları düşman olarak algılar. Oysaki gerçek düşman kavanozu sallayandır .insanoğlu da birbirine saldırma konusunda böyledir. her şeyden evvel kavanozu kimin karıştırdığını düşünseler keşke..
İnsan
İnsan… İnsan nedir sorarım size? İnsanı insan yapan şey nedir? Vicdan yoksa insan olur mu? Kalp körse, gözler görse ne olur. Dil yanlışa dönüyorsa, doğru sözün ne değeri kalır. Hırs bürümüş tüm nefisleri. Kalpler katı, bedenler buz, sözler anlamsız. Dertle dertlenmeyi unutmuş zihinler. İnsan-ı Kâmil şûrunu kaybetmiş bir beden. Ruh, çığlık
Reklam
İÇ ÇAKRA Dharana'ya Hazırlık Bu kitapta ücretsiz renkli Tattwa yantra plakalarını bulun. Bunlar kesilebilir veya kitabı bir fotokopi veya hızlı baskı merkezine götürüp, renkli kopyalarını yaptırmayı ve hatta kullanımınız için büyütülmesini tercih edebilirsiniz. İç Çakra Dharana'nın prensibi, gözbebeklerinin arkasındaki belirli renk
Dış Çakra Dharana Tekniği 1. Mumla aydınlatılan bir odada meditasyon halinde veya bir sandalyede oturun. 2. Diyagramın aydınlatılması için Muladhara çakranın sarı kare Tattwa'sını önünüze mum bir tarafta olacak şekilde yerleştirin. 3. Yavaşça, yumuşak bir şekilde sarı kareyi düşünün ve duyulabilir bir şekilde tonlayın (udgita) Bija mantrası
Ne ölüm, ne de hayat! Hiçbiri kovalamıyor beni rüyalarımda. Hiçbirinin eli bana değmiyor. Çünkü ellerim ceplerimde hiç olmadıkları kadar. Varlığıma nedensizlikten delirdim ben. Hiçbir nedeni kendime yakıştıramadığımdan. Hepsini giydim. Hiçbiri olmadı. Hepsi dar geldi. İnansaydım herhangi birine, uğruna gerekirse dünyayı kan gölüne çevirirdim. Okyanuslar kırmızı olurdu. Pıhtılaşmış kanlardan siyah dağlar yükselirdi. Ama inanamadım. Bir türlü inanamadım... Bütün hayat bir illüzyon. Benim gibi. Kayra gibi… Hakan Günday Kinyas Ve Kayra
Tenekelerden İnciler
En büyük sevinçlerimizden biriydi, etrafı paslanmış; içinde az miktarda salça kalmış siyah, kırmızı renklerdeki salça tenekelerinde soğan yetiştirmek. Tenekenin altını çiviyle delerken öğrendik, dibe düşenin havaya ne çok ihtiyaç duyduğunu. Çok su verirsek büyür sandığımız soğanımız fazla sudan küflenip çürüyünce anladık; seviyenin, ölçünün önemini ve o çürüyünce kaldı ilk heves kursağımızda. Anne şefkatli hayaller kurmuştuk yeşerecek soğana fakat öften püften hayallerdi bunlar teknoloji ve tasarım dersi için. Uzaya danayanmış merdiven, geçmişi unutturan makine ve geleceği gösteren küre düşlemek varken. Oysa biz sabrın zorluğunu, beklemenin sıkıntısını ektiğimiz soğanı beklerken çekmiştik. Hangi makine bunları öğretebilirdi? Aramızda başarıyı da tadanlar da oldu elbet Şanslı olup soğanı yeşertmeyi başarınca. Soğanı yeşermiş sonunda! Uzayı, geleceği, küreyi kim, ne yapsın?  Herkes soğan ekmezdi tabi farklı zevkleri olanlar da vardı aramızda. Kimisi fasulye ekerdi mesela kisimi buğday... Çiçek ekenimiz pek olmuyordu daha o yaşta öğretmişlerdi çünkü ekmek davasının keyif davasından daha mühim olduğunu. Öğrettiler de ne oldu? Şimdi "Dante gibi ortasındayım ömrün" ve tek derdim salça tenekesinde ektiğim soğanımın yeşermesi. Yoksa bir heves daha kalır, bir heveslik yeri kalan kursağımda.
Reklam
1.000 öğeden 31 ile 40 arasındakiler gösteriliyor.