Kişinin kendini kesmesi de bir isyan ya da dikkat çekme eylemi olarak görüldüğü halde, çoğu zaman kişinin kendini iyileştirme girişimi olarak değerlendirildiği takdirde daha iyi anlaşılabilir. Beyin, kesme işlemini daha önceden travma geçirmiş ve disosiyasyonla rahatlamış kişilere bunu daha cazip gösteren opioidler salgılar. Kendisini kesen herhangi bir kişi belirli bir dereceye kadar opioid etkisini hissetse de, bu deneyim daha önceden geçirdiği travmalar yüzünden hassaslaşmış bir disosiyatif tepki geliştirmiş ve duygusal yönden acı çeken kişilere daha keyifli ve çekici gelebilir. Aynı şey eroin ya da oksikontin gibi uyuşturucular kullanan kişiler için de geçerlidir. Yaygın kanının aksine, bu uyuşturucuları deneyen birçok kişi bunların aşırı bir mutluluk verdiğini hissetmez. Hatta çoğu kişi bunların yarattığı uyuşukluk hissinden hoşlanmaz. Ama aşırı stres ve travmanın sonradan yarattığı etkilere maruz kalmış kişiler bu maddeleri ölümcül değil, rahatlatıcı ve sakinleştirici bulabilir.
"Hastalık" kavramı yalnızca kişi diğer insanlardan daha hasta olduğunda deneyimlenir. Herkesin aynı hastalıktan muzdarip olması durumunda, hastalık kavramı bilincimizde belirmez. Bu içsel boşluk, bu içsel endişe, saplantılı tüketim aracılığıyla sembolik olarak iyileştirilir.
Enteresan bir şekilde insan gözü dairesel mesafeleri tahmin etmekte pek iyi değil. Örneğin, bir su bardağı alın. Sizce boyu mu daha büyüktür yoksa çevre uzunluğu mu? Birçok kişi boyunun daha büyük olduğunu düşünecektir ama genelde çevresi daha büyüktür. İnanmıyorsanız, başparmağınızı ve işaret parmağınızı bardağın üstüne karşılıklı olarak yerleştirip, çap uzunluğunu yaklaşık olarak bulun. Büyük bir ihtimalle, bardağın boyunun 3 tane çap boyundan daha kısa olduğunu farkedeceksiniz.
Ne yazık ki akıl sağlığı alanında hâlâ yaygın olarak geçerli olan bir diğer zararlı inanç devreye girdi. Ben buna 'psişik irin' teorisi diyorum. Bunun altındaki fikir, tıpkı patlatılması gereken bir çıban gibi bazı anıların da toksik olduğu ve insanların travmalarını atlatabilmeleri için bunların çıkarılıp tartışılması gerektiğiydi. Birçok kişi terapiler aracılığıyla kişisel geçmişlerinin 'Rosetta taşlarını hâlâ arıyor ve hayatlarını anlamlandıracak ve var olan sorunlarını derhal çözecek tek bir anıyı bulmaya çalışıyorlar.
Aslında, bellek bu şekilde işlemez. Travmatik anılarla ilgili sorun bunların şimdiki zamana müdahale etme eğilimi taşıma-sıdır, bunları hatırlamakla ilgili bir beceriksizlik değildir. Bu anılar müdahale ettiklerinde, bunları tartışmak ve nasıl bilinçaltımıza sızarak davranışlarımızı etkileyebileceklerini anlamak son derece faydalı olabilir. Örneğin, bir çocuk boğulmaktan kıl payı kurtulduğu için suya yaklaşmaktan kaçınıyorsa, plaja gideceği zaman bunu konuşmak tekrar güven içinde yüzmeye başlamasını sağlayabilir. Öte yandan, bazı kişiler korkularıyla savaşarak ve acı veren anılarını asla tartışmayarak veya açık açık hatırlamayarak iyileşirler. Anılarının şimdiki zamanda olumsuz etki etmediği kişilerin bunlara odaklanması için baskı yapmak onlara zarar da verebilir.