• Bir kişi olman, kişiliğin olduğu anlamına gelmez.
  • Sihirbaz

    İsmail Kılıçarslan

    16 Eyl 2018, Pazar

    Derler ki Samiriye’de icra-ı sanat eyleyen o sihirbaz, Allah’a rüşvet vermeye çalıştığı için öldü.

    Hikâye uzun ama biz kısasını yazalım. Biz az yazalım, siz çok anlayın.

    Derler ki bu sihirbaz işinde mahir mi mahir biriymiş. Güya kaybolan eşyaları bulur, güya havada yürür, güya hastaları iyileştirirmiş. Elbette kaybolan eşyaları önce çalar, elbette havada özel bir düzenekle yürür, elbette kendi yoldaşlarına hasta numarası yaptırarak onları iyileştirirmiş.

    Böylelikle de kârına kâr, servetine servet ekler, şehir şehir, kasaba kasaba dolaşarak sihirbazlığa devam edermiş.

    Ta ki şehre, Hz. İsa Efendimiz’in bir havarisi gelene kadar…

    Kudüs’te hem Yahudilerin hem de Roma’nın bin türlü zulmüne uğrayan ilk Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın vaz’ ettiği hak dini yaymak için Filistin’in ve Ceziretü’l-Arab’ın her bir yanına hicret etmişler. Kelâmı ve akideyi yaymak için tebliğ çalışmalarına başlamışlar.

    İşte o ilk Hristiyanlardan biri de yolunu Samiriye’ye düşürmüş. Kadınları peçeli, erkekleri pazulu, sert iklimli, sert kurallı bir yermiş burası.

    Havari, şehrin pazar yerinde görmüş sihirbazın sahnesini. El çabukluğu ile bin türlü numara yaptıktan sonra güya felçli bir çocuğu da iyileştirmiş ki meydan bu gösteri ile coşmuş. Fakat gel gör ki, sihirbazın karşısına gerçekten yatalak durumda bir kadıncağız getirmiş halktan biri. “Madem hastaları iyi ediyorsun, bu yatalak hastamızı da iyileştir” demiş.

    İşte böyleyken böyle olur. El çabukluğu ile, üçkağıt ile, sahtekârlık ile iş görenin foyası dökülüverir en nihayet.

    Zor durumda kalan sihirbaz elleriyle kadının bedenini sıvazlamış ama onda gerçekten hasta olan birini iyileştirecek güç nerede? Halk sihirbazı yuhalamaya, eline geçirdiklerini adama atmaya başlamışken Hz. İsa’nın yoldaşı “Hele durun!” diyerek fırlamış sahneye. Elini yatalak kadıncağızın yüzüne koyup, “Kudreti yüce olan Rabbimiz’in adıyla ve onun gücüyle şifa bulasın” diye dua buyurmuş.

    Allah’ın izniyle kalkıvermiş kadın ayağa. Havarinin eteklerine kapanıp, “Malım mülküm, varım yoğum senin olsun” demiş. Havari de, “Bizim yolumuz yoksulluk yoludur, fukaralık yoludur. Bizim yolumuz tek olan Allah’a iman yoludur. Güç O’nundur, kudret O’nundur. Hepinizi Rabbimiz’e iman etmeye ve Hz. İsa’nın yolunu takip etmeye davet ediyorum” demiş.

    İşte Samiriye’de insanların fevç fevç kendi ata dinlerini bırakıp Nasrânî olmaları böylece başlamış.

    Körler, cüzzamlılar, yüzü iltihaplı yara olanlar, kolu-bacağı olmayanlar, kötürümler akın akın havarinin karşısına gelip şifa istemişler ondan. Havari de, “Şifa yalnız Şafi olandandır. Kudret Rabbimiz’dedir” diyerek dua buyurmuş onlara. Allah’ın izniyle her biri şifasını bulmuş.

    Manzarayı gören sihirbaz, malını mülkünü satıp bir keseye doldurmuş ve dolgunca keseyi havarinin ayaklarının dibine bırakıvermiş. Demiş ki: “Ey yüce kişi. Bilirim ki senin parayla işin yoktur. Ama isterim ki bu servetimle Samiriye’ye Rabbin adının bolca zikredileceği bir ibadethane yapasın. Dinini o ibadethanede gönül rahatlığı ile anlatasın.”

    Havari, sihirbazın doğru yolu bulduğunu, Allah’ın ona hidayet nasip ettiğini düşünmüş ama sözleri orada durmamış sihirbazın. Demiş ki: “Tabii, sen de bunun karşılığında Rabbinin bana da hastaları iyileştirme, onlara şifa verme gücü bahşetmesini sağla.”

    Havari, ayağının altındaki keseye bir tekme atıp, “Allah’a rüşvet vermek isteyene, O’nu parayla satın almayı düşünene lânet olsun” diye bağırmış.

    O andan itibaren Samiriye göğünü kapkara bir bulut kaplamış. Sihirbaz, oracıkta, o karanlıkta acılar içerisinde kıvranıp ölesiye kadar da şehrin üzerindeki bulut kımıldamamış bir yere.

    Derler ki o sihirbazın hatası Allah’ı satın almaya çalışmaktı. O’na rüşvet vermeye cür’et etmesiydi.

    Derler ki o havarinin hatası da sihirbaza hidayet dilemek yerine ona lanet etmesiydi.

    Ve derler ki o günden sonra o kara bulut, rüşvet ile iş yapmaya alışmış insanların, toplulukların, memleketlerin üzerinde gezinir ve cümle rüşvetçiler acı içerisinde ölmeden de oradan ayrılmazlar. Yalnız bir farkla: O bulutları ancak görmesini bilenler görür.
  • Benim aradığım kişi kafamdaki ütopyada zaten.
    Hayal ürünü gerçek kişi ve kurumlarla alakası yoktur..
  • " Bize, kişi sevdiğiyle beraberdir denildi, ayrı düştüm diyen kalbini yoklasın.

    not; düşmüşüm senin şehrine . !
  • Bir yandan göründüğüm kimseydim ama öte yandan olduğum kişi olarak görünmemem gerekiyordu.
  • Kral, dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan bir muhafıza sordu:
    -Üşümüyor musun? Muhafız:
    -Ben alışığım kralım dedi.Kral:
    -Olsun sana sıcak tutacak elbise getirmelerini emredeceğim dedi ve gitti.Ancak bir süre sonra emri vermeyi unuttu...
    Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cesedini gördüler ama muhafız duvara bir şeyler karalamıştı.Duvarda şunlar yazıyordu :
    "Kralım, soğuğa alışkındım, fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü!
    Türlü vaatlerle, insanları bekleterek bir umuda bağlayarak kesinlikle imtihan etmeyin çünkü insan, bekletildikçe değişir. Beklettiğiniz kişi hakkınızda telafisi imkansız olumsuz düşüncelere girer.
    Önce umudu öldürürsünüz.
    Ardından sevgi, saygı, güven ölür... Dostluk ölür, muhabbet ölür!
    İNSAN BİR DEĞERDİR SİZ SİZ OLUN, KİMSENİN UMUDUNU ÇALMAYIN...
  • İnsanlar ilişkiye girerken ya da ilişki isterken doğru insanı arama çabası içindedirler. Bu esnada "Benim için doğru insan kimdir?" sorusunu sormalarına rağmen, "Acaba ben doğru kişi miyim?" sorusunu sormazlar.
    Nevzat Tarhan
    Sayfa 283 - Nesil Yayınları PDF