• Uzak Yakınlık

    Soruyordun
    İlkyaz işte
    Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
    Tenhalık böyle

    Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
    Beklesem hemen gelecek olduğun
    Tam öyle olduğun
    Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
    Kırıp dökük de olsa yanımda
    Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda
    O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
    Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.

    Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
    İkimizdik, iki kişi değildik
    Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
    Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
    Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
    Sanki bir bakıma ayrılık böyle.

    Karşılıklı otursak da ne zaman
    Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
    Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
    Ayak bileklerimizden gerisin geriye
    Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
    Gereksiz ama yalnızlık böyle.

    Sonrası Kalır 1
  • Sanıyorum karşılık vereyim diye yaz lan bir şeydi, ardından "ayı polmuyor mu ya?" dendi... Bu da hoşuma getmedi. Bir yerde beklemeye başladık, su lak bir yerdi. İnsanların o sulak yerden geçtiğini gördüm. Belden aşağısı tutmuyordu bu insanların. Küçük bir atölye gibi bir yere girdim, kimse yoktu. Bir kağıdın içine sarılmış altın tozuydu evet... Susmadan da anlatayım! Çok şaşırmıştım, saklamalıydım. Sonra yine o sulak yerdeyiz, yalnız değilim. İstasyona giriyorum; kapatılmış, terk edilesi. Başkaları yerleşmiş burasına. Hocamın bur arada ders anlattığını, birkaç arka daşımı görüyorum, hatta birbirimize sakal aşıyoruz. İçimde uzun zaman sakladığım bir şeyi bir nefreti kusuyorum, anlıyorum, o da şaşırdanmıyor zaten, kabul ediyor. Yemek yiyeceğim sarıda onu görüyorum. Sen de varsın, aynı masadasınız. Ardından yok oluyorsun, ben geliyorum masaya, doğrusu bu... Herkes dıgınıyor, üç beş kişi daha var.... Üçümde bir korku var, cesaretim yok fakat kararlıyım: önünde... Belki de ekser-i mahlukatın en zayıf kaldığü an onun dıgunduğu andur, bilemiyorum. Kendi aç izliğimde boğulurken onun boguzuna siralıyorum, sıkmaya başlıyorum gücüm tükürene dek. Ellerimden kurt ulumaya calışıyor. Birkaç tane yukrum sallıyorum sonunda yeduğu şeyleri çükarıyor. Köri soslu bir yemek yediğini anlıyorum tabbi. Bir yerde izlemiştim, köri sosu kanseri önlüyormiş. Belki de onun öleceği vardı, ben de yardım ettim. Yine bir baş kası yüzünden bir başkasının hayatını mahvettim, 28 yıl sonraki ölümümü bekleyorum.
  • "Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildir. Bazen şans ters dönebilir yoksa. Ayarında istemeyi bilmeli kişi..."
    John Steinbeck
    Sayfa 28 - Sel Yayıncılık
  • Ne yazık ki ölümsüzlük, borç karşılığı gösterilebilecek bir ipotek değildir ve karın doyurmaya da yaramaz. Avusturyalı romancıların en büyüğü, 1942'de sığınmacılığın yoksulluğu içersinde öldü; geride kalan belgeleri arasında şu not bulundu: "Artık devam edemem! Kendim üzerine yazıyorum, ve yazar olduğumdan bu yana bu, ilk kez oluyor. Söylemek istediklerim, başlıkta. Ve son derece ciddi... Enflasyondan önce, bana sade koşullarda ulusuma bir yazar olarak hizmet etmemi sağlayan bir mal varlığına sahiptim. Çünkü bu ulus, sözünü ettiğim olanağı bana kitaplarımı satın alarak sağlamıyordu. Kitaplarımı okumuyordu. Ancak kitaplarımı okuyan birkaç bin ya da on bin kişi vardı, ve bana bugünkü ünümü getiren eleştirmenler ve amatörler de onların arasındaydı. Şu tuhaf ün! Güçlü, ama yüksek sesli değil. Çoğu kez üzerinde düşünmeye zorlandım: Bu ün, bir görünümün varolmasıyla varolmaması konusunda düşünülebilecek en çelişkili örnek..." Ve ikinci bir not: "yaşamım, ...her gün kopabilecek bir pamuk ipliğine bağlı ve son yıllarda, Niteliksiz Adam üzerinde çalışırken, insanın can düşmanı için bile istemeyeceği epey zamanlarım oldu." Ve isviçre'deki acı sürgünden, bir vatansızın örümcek ağı kadar zayıf yaşamından önce, onu umursamayan bir vatanda yazdıkları: "Gerçekte ise, daha Niteliksiz Adam yazmaya başladığımdan bu yana o kadar yoksulum ve yaradılışım nedeniyle her türlü para kazanabilme olanağından öylesine yoksunum ki, yalnızca kitaplarımın geliriyle, daha doğru söylemek gerekirse, yayıncımın belki de böyle bir gelirin gerçekleşebileceği umuduyla bana verdiği avanslarla yaşıyorum."
  • "Bu evin içinde birçok kişi yaşıyor olmasına rağmen, o, kalabalığın içinde fevkalade yalnız görünüyordu. Nitekim, kalabalığın içindeki yalnızlık, dağ başındaki ya da ıssız bir adadaki yalnızlıktan daha kötüydü."
  • Bütün bakış açılarının hiçbir işe yaramadığını fark eden kişi özgürdür; buradan gerekli sonuçları çıkaran da kurtulmuş.