Filozoflar, kendi söylediklerini yapmıyorlar.” Oysa söylediklerinden daha fazlasını, ahlâklı bir zihinle benimsedikleri şeyleri yapıyorlar; zira sadece sözlerine uygun davransalardı, onlardan daha mutlusu olabilir miydi? Bu arada, iyi sözler ve iyi düşüncelerle dolu kalpleri de kötülememen gerekir.
Herhangi bir pratik sonuç doğurmasa bile, insanlar yararına olan uğraşlar övgüye değerdir. Dik patikada ilerleyenlerin zirveye varamamasında şaşıracak ne var? Aksine, adamsan, başarısız olsalar bile büyük işlere girişenlere saygı duy. İnsanın kendi gücünü değil, doğasının gücünü göz önünde tutarak bir işe girişmesi, yüce hedeflere ulaşmaya çalışması ve kendisine büyük bir cesaret bahşedilmiş kişiler tarafından bile başarılamayacak büyük işleri zihnen amaç edinmesi saygıdeğer bir davranıştır.
Böyle biri şunu ilke olarak benimsemiştir: “Ben ölüme ve komedyaya aynı yüz ifadesiyle bakacağım. Ben zorluklara, ne kadar büyük olurlarsa olsun, bedenimi cesaretle güçlü kılarak katlanacağım. Ben zenginliği, ona sahip olayım ya da olmayayım, aynı şekilde küçümseyeceğim; zenginlik başka bir yerdeyse üzülmeyeceğim, yanımda parıldarsa şımarmayacağım. Ben talihe, onun gelmesine ya da gitmesine aldırış etmeyeceğim. Ben tüm toprakları bana aitmiş, kendi topraklarımı da herkese aitmiş gibi göreceğim. Ben diğer insanlar için doğduğumu bilecek ve bu nedenle nesnelerin doğasına şükran duyarak yaşayacağım; zira doğa benim çıkarlarıma bundan daha iyi hizmet edebilir miydi?
Beni bir birey olarak herkese, herkesi de yine birer birey olarak bana verdi. Sahip olacağım şeyi ne cimrilik edip koruyacağım ne de müsriflik edip dağıtacağım. Bana iyice bahşedilmiş olandan fazlasına sahip olmam gerektiğine inanmayacağım. Yaptığım iyiliklerin sayısını ve ağırlığını hesaplamayacağım, sadece iyilik yaptığım
Bazı insanlar son derece neşeli ve arkadaş canlısıdır. Bu tür kişiler bir ortama girdikleri anda dikkatleri üzerlerine çekerler. Size ömrünü birlikte geçireceği o dostu bulmuş gibi davranır, samimi davranışlar sergiler ve hatta size bir anda vurulmuş gibi flört ederler. Onlarla anında yakın bir bağ kurmuş gibi hissedebilirsiniz. Ancak geriye dönüp baktığınızda, bu kişiler hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğinizi fark edebilirsiniz. Bu tür insanlar genellikle sadece en iyi yönlerini gösterirler ve başkalarıyla nadiren gerçek bir bağ kurarlar. Gerçek ilişkilere sadece güzel bir dış görünüş değil, tarafların birbirlerinin kusurlarını kabul etmesi de dâhildir.
"Bireyler mutluyken sağırlaşırlar. Neden böyledir bilmiyorum ama öyle olduğunu bizzat gözlemledim. Mutsuzluk duymamıza yardım eder. Acı çekerken daha fazla şeyin farkına varırız. Güzelliği daha net görür, başkalarının çilesini daha rahat duyarız. Beni geri getirdiğinden beri her gün doğumu daha parlak geliyor, her esinti haz veriyor. Sanırım trajedilerden sağ kurtulan kişiler yaralanmaktansa arınıyorlar. Kulaklarındaki kir çıkıyor ve gözlerinin önündeki bulutlar dağılıyor. Dünya ile aralarındaki engeller kalkıyor."
Nobel ödüllü yazar Orhan
Pamuk, “insanın başkalarının acısı, keyfi, neşesi, sıkıntısıyla özdeşleşmek konusundaki eşsjz yeteneği [ni] ” tutkuyla savunarak yazıyor ve bu başkalarına hiç hoşlanılmayan kişiler de
dahil (“biriyle özdeşleşmek o kişiyle aynı fikirde olmak anlamına gelmez”).
Fakat Pamuk radikal İslamcıların bakış açısını yansıtan bir kitap kaleme aldığında (Kar, * 2002) “türban taraftan” olmakla itham edilmişti. Biz ve onlar diye basit bir şekilde kesin kanılara varmak, kültürel ayrımları aşan rahat kaçırıcı herhangi bir insani dayanışma önerisinden üstün geliyor demek. Sanki nefret ve ötekileştirme, başkalarının duygularına ortak olmaktan daha rahat ve daha etkin bir biçimde deneyimleniyor günümüzde. Oysa insanların aradığı şey duygu paylaşımı. Karşılıklı anlayış ve iyilik hâlâ toplumsal hayatın aranan unsurları.
Zaten Kilise'yi iyi tanıdığım için onun tehditkâr ve yıkıcı ordularını bütün iyi niyetime rağmen bir türlü fark edemiyorum. Kim bilir belki de zamanında; Laterano Kilisesi'nin mahzeninde Kardinal Ruini hoşa gidecek şekilde, mükemmel, dar görüşlü, uysal Katolikler klonlamıştır; bunlar yüzyılların çabasıyla ulaşılmış özgür uygarlıkları yok etmek için yola çıkacak bir termit ordusu gibi hazırlanmışlardır. Ama ben burada da demagojik bir korkutmacanın söz konusu olduğunu hissediyorum. Artık kiliseler bomboş ya da yarı boş durumdalar; ayine gelenler ise ağırlıklı olarak kır saçlı kişiler. Pek çok mahalle kilisesi terk edilmiş durumda, az sayıdaki papaz ya yaşlı ya yabancı. Gerçek dindar halk, kesinlikle azınlıkta. Kişisel görüşüme göre Kilise toplumu derin ve yararlı bir kriz dönemi geçirmekte çünkü toplumsallıkla benimsetilmiş bir din olan Hıristiyanlık, kişinin olgun bir seçimi haline geliyor; hedonizmin altın yaldızlı pelerini altında bize sadece olumsuzluk, bölünme ve ölüm sunan toplumda, inanç gerçekliğin ve hayatın tanıklığı haline geliyor. İnanç sahibi insanlarda otoriterlik ve zorlamaya hiç rastlamadım; gazetelere manşet atanların bayıldıkları bağnazlık, tekelcilik, aforoz, dışlamaya da tanık olmadım. Tam tersine hep araştıran, açık ve uyumlu, farklılıkları anlamaya ve kucaklamaya hazır insanlar gördüm.