Anadoluda koyun sürelerine,koyun damlarına kışın acıkan kurtlar girer,koyunlara saldırırlar,bir koyunu alıp götürmezler,bütün bir sürüyü ısırırlar,yaralarlar,parçalarlar,kaçarlar. Kurdun dişlerinde yaralanmış koyunlar iflah olmaz,ölürlermiş eninde sonunda. İşte böyle köye kurt girdiği sabahı köylüler atlanırlar,kurtların ardına düşerlermiş. Kurdu,kurtları yakalayınca fiske bile vurmazlar,sağlam bir zincirle,kopmaz kirişle kurtların boğazına birer zil takar onları bırakırlarmış. Kurtlar kurda,kuşa,hiçbir canlıya,hiçbir yaratığa yaklaşamazlar açlarindan ölurlermiş.
İşte Türkiye cumhuriyeti hükümetleri de bu kurt metodunu köylülerden öğrenmiş,her hoşuna gitmeyen insanın boynuna bir zil takıp bırakıyor bozkıra. Ben sizi bilmem amma bir çok insanın boynunda hep zil oldu...
“ ve sanki birdenbire zamanın bütününün şeytani tekdüzeliği keşmekeşin tümsekleri üzerinden atlatarak yükseklikleri yarattığını, sonra da deliliği çarpıtıp bir gereksinime dönüştürerek ölümsüzlüğün devinimsiz küresinde soytarılık yaptığını duyumsarcasına o aynı akasya dalında baharın, yazın, güzün ve kışın geçip gittiğini gördü…
"Nefretin ortasında,içimde yenilmez bir sevgi olduğunu buldum. Gözyaşlarının ortasında,içimde yenilmez bir gülümse olduğunu buldum.Karmaşanın ortasında,içimde yenilmez bir sakinlik olduğunu buldum. Tüm bunların içinde fark ettim ki kışın ortasında içimde,yenilmez bir yaz olduğunu buldum. Ve bu beni mutlu ediyor. Çünkü dünya üstüme ne kadar gelirse gelsin,içimde,onu gerisin geri yollayan daha güçlü,daha iyi birşey var demektir."