Yine bulunduğun şartlara Bağlıdır peki bu şartların hepsi senin elinde mi ? Kısmen ..
Akıl, nakil ve gönül birliği..
Kurban bayramında bir velim bana danışmak istediği bir konunun olduğunu söyledi. Hocam dedi ben kurban parasını üniversite okuyan genç kızlara göndermek istiyorum, kurban hükmüne geçer mi, benim içim bunu kabul ediyor (aklı ve kalbi kastı) dedi. Ben beynimden vurulmuş hissettim ne oldu ki böyle bir karar aldı dedim dindar da bir hanım. Meğer üniversitedeki genç hanım arkadaşlarımız parasızlık ve ihtiyaç nedeniyle gayri meşru iliskilerin tuzağına pisliğine düşmüşler. Duyunca elbette kısmen ona hak verip şöyle öneride bulundum; dilersen büyük baş değil de küçük baş kurban kes ve kalan kısmıyla da genç hanımlara ulaş dedim. Öyle yaptı. Bana teşekkür etti, hocam dedi kaç gündür düşünüp Allahtan bir işaret istedim (kurban mı keseyim yoksa kızlara mi vereyim), siz bana cevap oldunuz, dedi. Ben ise kız kardeşlerimin durumuna kahroldum, kurban ibadetinin ise kesin emir olduğunu hatırlatmak ile de mesrur oldum. Bir de buradan şunu hatırlatmak istiyorum kendime ve sizlere; gücümüz nispetinde okuyanlara yardım etmek çok önemli. Hele ki bu pahalılığın içinde yaşamaya çalışırken genç arkadaşlarımızın hakkını da gözetmek icab eder. Daha güzel bugünler ve yarınlar için hepimiz sorumluyuz.
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan bir acının çemberinden geçerken hayata tutunmak için mücadele eder, bu sayede diri kalır. O mücadele bitip de kısmen rahata erdiğinde, ruhsal çökkünlük onu beklemektedir. Başına gelenleri düşünür, kaybettiklerini hatırlar. Buna 'hatırlamanın acısı' da diyebiliriz.
"Paçoz, kendi çıkarları için her yolu mübah sayan, küstah, peş para etmez, sokak kurnazı, zevzek, müptezel, basmakalıp, palavracı, rüküş, hoyrat, içtensiz, pespaye, nekes, terbiyesiz, aşağılık, ahlaksız, kalleş. Dostoyevski ‘Puşlost’ (Poshlost) der. Topluma musallat olan, iblis ayarlı, paçozluktur, Puşlost. İşte kitap paçozluğun hikayesi. Puşlost tüm bu kavramları içinde toplayan tanımlama. Bizde de Ömer Seyfettin’in Efruz Bey tiplemesi, Nesin’in Zübük’ü kısmen buna yakındır. Ama benim ele aldığım paçozluk süreci Puşlost’a daha yakın ve korkum o ki, bu iblis Türkiye’ye yerleşmektedir. Paçozluğun dini, ırkı, sınıfı, cinsiyeti, ırkı yoktur ve giderek Türkiye’ye yerleşiyor." Alev Alatlı
I. İlk Şüphe
1. Bölümde Voltaire, Descartes'i ve onun "Makine Hayvan" Teorisini hedef almıştır. Bahsedilen teori hayvanların birer ruhu veya gerçek anlamda hissetme yetisi olmadığını onların acı çekmeyen sadece mekanik tepkiler veren makineler olduğunu iddia ediyor. Ben de Voltaire gibi hiçbir şekilde bu düşünceye katılmıyorum. Voltaire onların da bizim gibi birer ruha sahip olduğunu savunur ve aradaki farkın akıl olduğunu şu dizeler ile dile getirir: "Oysa onlar ne olduklarını, niçin var olduklarını benim kadar bile bilmiyorlar." 2. Yine bu bölümün devamında "İnsan Merkezciliğini" Ve "Teolojik Doğa Görüşünü" reddeder. Teoriye göre evrendeki her şey insan için yaratılmıştır. Dini görüşümden dolayı kısmen bu görüşe katılsam da teorinin suistimal edilebilir yanı çok fazla. Voltaire' e göre ise insan "haddinden fazla izzetinefis" sergilemiştir. Zira şu dizeleriyle bunu destekler: "Ben insanoğlunun, savunmasızken daima hayvanlara yem olduğunu öldükten sonra da yine hepsine yem olduğunu gördüm. Kral olmak şöyle dursun, sonsuzluğun ortasında tek bir noktada sıkışmış, etrafımı saran her şeyin kölesi olan ben işe kendi kendimi aramakla başlıyorum." Cahil Filozof
Felsefe
(Birden hatıra gelen bir mes'eledir) Herşeyde, her musibette, hususan beşer eliyle gelen zulümlü musibetlerde, Risale-i Kader'de beyan edildiği gibi, iki sebeb var: Biri: Zahiren esbaba bakan beşerdir. Diğeri: Kader-i İlahîdir. Beşer zahirî esbaba bakar, bazan yanlış eder, zulmeder. Fakat kader başka noktalara bakar, adalet eder. İşte bugünlerde elîm bir endişe ile Risale-i Nur dairesine temas eden üç mes'ele, adalet-i kaderiye noktasında manevî suale cevaben ihtar edildi. Birinci Sual: Neden fedakâr, yüksek bir şefkatı taşıyan vâlide; bu zamanda veledinin malından irsiyet almasından mahrum edildi? Kader müsaade eyledi? Gelen cevab şu: Vâlideler bu asırda, bir aşılama suretinde şefkatlerini yanlış bir tarzda sarfetmeleridir ki; evlâdım şan, şeref, rütbe, memuriyet kazansın diye, bütün kuvvetleriyle evlâdlarını dünyaya, mekteblere sevkediyorlar. Hattâ mütedeyyin de olsa, Kur'anî ilimlerin okumasından çekip dünya ile bağlarlar. İşte bu şefkatin bu yanlışından, kader bu mahrumiyete mahkûm etti. İkinci Sual: Risale-i Nur'la münasebetdar bazı zâtlara acıdım. "Neden pederinin malından hakkı iki sülüs iken, o haktan kısmen mahrumiyete kader-i İlahî neden müsaade etti?" Gelen cevab: Şu asırda öyle acib bir aşılamakla, ebeveynine hürmet ve peder ve vâlidesinin şefkatlerine mukabil bilâ-kayd u şart kemal-i hürmet ve itaat lâzım iken; ekseriyetle o hakikî hürmet ve itaat bozulduğundan, iki sülüs almaktan zulmen mahrum edildiler. Kader, onların kusuruna binaen müsaade etti. Kızlar ise; gerçi başka cihetlerde kusurları çok, fakat za'fiyetlerine binaen, himayetkâr ve şefkatkâr ellere ziyade muhtaç bulunduklarından hürmetlerini, peder ve vâlidelerine karşı ihtiyaçlarını hassasiyetle bir cihette
Din