Frazer, elimizdeki kitapta, din ve mitolojiyi karşılıklı olarak ele almış ve bunu genellikle ‘tanrısal’ bağlamda işlemiştir. Burada tanrı fikri, sadece görünmeyen bir varlık değil, aynı zamanda insanlarla yakın ilişkiler kuran, hatta ve hatta onlarda bedenleşen bir tanrıdır. Aslında ilkel insanın düşüncesinin bu yönde olduğunu kitap içerisinde fazlasıyla hissetmekteyiz. Yani, tanrının onlara çok uzak olmadığını düşünen yabanıllar, etraflarında gördükleri somut varlıklara tanrısallık yüklemişler. Onlara inanmak istemişler ve ortaya bu kitap çıkmış. Frazer kitabın başında çok değerli bir söz dile getirir: ‘Yabanıllarla benzerliklerimiz, farklılıklarımızdan daha fazla.’ Aslında çok kıymetli bir söz. Gelişen zaman içinde biz daha modern yaşama adapte olduk fakat yine de, hala içimizde bir yerlerde atalarımızın düşüncelerini besliyoruz. Örneğin hala bir ağaca zarar verdiğinde o ağaçtan af dileyen insanlar var, vurdukları halde geyiğin yanına gidip, ruhundan özür dileyen insanlar var, hala güneşi selamlayan insanlar var, hala rüyasını suya anlatan insanlar var ve dahası... Yani biz ne kadar modern olduğumuzu düşünsek de, atalarımızın özelliklerini, fikirlerini, inançlarını fark etmeden de olsa kendimize (belki modernizme) uyarlıyor ve yola öyle devam ediyoruz. Dünyanın dört bir yanından uygarlaşmamış kabile ve toplulukların inançlarından büyü, din ve mitolojinin köklerine inen Frazer’ın ele aldığı toplum ve kabilelerde yer alan doğuma yönelik inançlar, ölüme, rahip-krallara, ağaçlara, bereket tanrılarına, hayvan iyelerine, gökte yaşayan tanrılara, yerde bedenleşmiş tanrılara, yeraltında depremlere neden olan, gökte şimşeği çaktıran tanrılara olan inançlar hala bir yerlerde yaşıyor. Fakat modernleşme adı altında bunlar tamamen unutulmuş durumda. Modern insan, kendisi ile