Yılmaz Güney zaten sevdiğim bir yazar ve senarist aynı zamanda
Arkadaş adlı eserde kültürel yozlaşmayı ve sınıf farkının en bariz örnekleriyle anlatan bir eser ayrıca izlerken etkilendiğim bir eser çünkü eseri okurken kendimden bir şeyler buldum.
ArkadaşYılmaz Güney · Güney Filmcilik · 1976299 okunma
1974 yılında seyircilerle buluşan Arkadaş filmi Azem ve Cemil'in, iki farklı kutbun hikayesini anlatıyor. Cemil'in evine konuk olan Azem, Cemil'in battığı bataklığa, çürümüşlüğe en yakından tanık olur. ... Azem Cemil'e olan sevgisi nedeniyle buraya yakıştıramadığı arkadaşına yardım etmek ister.
ArkadaşYılmaz Güney · Güney Yayıncılık · 1973299 okunma
Köyde yaşamayan özelikle doğu denilen ülkeden tamamen soyutlanan, bir zamanlar unutulan...
Bu kitabı kolay kolay anlayamaz..
Her kelimesi hissederek...okumak..
Özelikle kitabın köyde geçen kısmı...
Sefaletimizin resmini çekiyorlar diyor yazar , gerçekten de öyle yıllarca sadece resmini çekmekle yetindiler..
O günlerin dönmemesi dileğiyle...
Keyifli okumalar arkadaşlar...
ArkadaşYılmaz Güney · Güney Yayıncılık · 1973299 okunma
Cemil ile "şapkalı arkadaşı" Âzem'in yıllar sonra karşılaşmaları...
Yıllar önce her ikisi de mühendis iken Cemil zamanla zenginleşmiş ancak çürümüş yoz bir hale gelmiş geldiği yeri tamamen unutmuştur. Arkadaşının bu durumunu gören Âzem, Cemil'i sarsarak kendine getirmeyi düşünür...
Konu açısından çok başarılı olsa da biraz didaktik bir tarzda olması biraz sıkıcı olabiliyor. Ancak yine de Yılmaz Güney'in elinden çıkan ve kendi dönemine göre kıyaslarsak son derece başarılı olan bir senaryo ve film.
ArkadaşYılmaz Güney · Güney Yayıncılık · 1973299 okunma
Kitap sadece senaryo değil kitabın başında filmin hikayesi ve ek olarak sonunda da eleştirileri ve küçük bir Yılmaz Güney röportajı var. Sosyalist realizmin yapı taşlarından olan bir filmin senaryosu mutlaka her sinemaseverin elinde olması gerekiyor.
dosluğun önemini bu kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım
kitabın konusu çok hoşuma gitti kitap müp kitabı tavsiye ederim bence okuyun.1975 yılında 12. Antalya Film Şenliği’nde En Başarılı İkinci Film ve En Başarılı Özgün Müzik ödüllerini kazanan Arkadaş’ın senaryosu, Onat Kutlar’ın film üzerine Yılmaz Güney’le yaptığı röportajla birlikte.
ArkadaşYılmaz Güney · Güney Yayıncılık · 1973299 okunma
Yılmaz Güney eserleri kalıplaşmış yargıları yıkan ve toplumu toplumcu gerçeklik ile ele alan bir yapıdadır. Onun en önemli eserlerinden olan "Arkadaş" olay örgüsünden ziyade bize manzaraları olgular ile açıklamaya çalışıyor. Eser insanı kendisine bağlamakla kalmıyor düşündürüyor. Özellikle Cemil karakteri yozlaşmanın bir tipi olarak karşımıza çıkıyor. Ama Yılmaz Güney imzası Cemil gibi tiplerde de farkını ortaya koymaktadır. Cemil zenginliği kendine amaç edinmiş ve buna ulaşmış bir tiptir. Yıllar sonra eski dostu şapkalı Âzem ile karşılaşması onu bir düşünme süreci ile karşı karşıya bırakacaktır. Fakat bu iki arkadaş artık bir çelişkinin ürünüdür. Hikayeden anlam çıkarmak tamamen size aittir iyi okumalar dilerim.
Eski arkadaşlar Cemil ve Azem uzun yıllardır görüşmemişlerdir. Bu süreçte yoksulluktan zenginliğe adım atan Cemil, bolca paraya ve karısıyla birlikte yolunda giden bir hayata sahiptir. Günler bu şekilde geçip giderken eski dostu Azem'in bir anda ortaya çıkması her şeyi değiştirir. Azem'in gelişi, Cemil'in hayatındaki görünmez aksaklıkları ortaya çıkararak hikayedeki herkesi farklı noktalara sürükleyecektir.
Sosyal statü farkları, ahlaksal kavramlar ve temelde 'insan olma'nın aksayan yönlerini irdeleyen yapıt Yılmaz Güney imzalı. Arkadaş, özellikle son sahnesiyle ölümsüzleşmiştir.
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.
Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.
1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.
Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.
Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.