Bab-ı Aşk

Şems-i Tebrizî
Tahmini Okuma Süresi:
6 sa. 53 dk.
Sayfa Sayısı:
243
Basım Tarihi:
2011
Yayınevi:
Uğur Tuna Yayınları
ISBN:
978-605-4309-38-2
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Türler:
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·243 syf.·
2025 10627. kitabı
Selamm, kitap tam anlamıyla Şems’in o sert ve sarsıcı ruhunu bugünün diliyle harmanlayıp önümüze koyan bir "kendine gelme" rehberi olmuş … Okurken "vay be, adam 800 yıl önceden bugünkü halimi görmüş" diyeceğin cila niyetine sözler var. Mevlana ile Şems arasındaki o devasa dostluğu, ilahi aşkı ve insanın kendi içindeki o bitmek bilmeyen kavgayı çok güzel anlatıyor. Kitap herkesin harcı değil :). "Ben sadece kafa dağıtmak, aşk meşk hikayesi okumak istiyorum" diyorsan yanlış kapıdasın; çünkü bu kitap adamın konfor alanını yıkar, geçer. 16-17 yaşından küçükler veya hayata sadece "mantık-matematik" gözlüğüyle bakıp her şeyde kanıt arayanlar bu kitabı okumasın… Ama "ben biraz içime döneyim, ruhumun tozunu alayım, manevi donanımlı bir dervişten ayar yiyeyim" diyorsan, Bab-ı Aşk senin için biçilmiş kaftan :)) Kısacası; samimiyet arayan okusun, "boş paket" peşinde koşanlar kapağını bile açmasın. Vesselam…
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
5/10
·243 syf.·
2017 27. kitabı
kitap bir kaç bölümden oluşuyor..önce şems in ağzıyla başlayan anlatım ve makalat kısmı .. sanki tam toparlayamamış yazar maksadını.. ordan burdan çorba gibi olmuş..dilbilgisi hataları da çoktu yani iyi redakte edilmemiş maalesef..içerik ise makalat a kadar çok zevkli iken ordan sonrası kopuk..keşke sonuna kadar hep şemsin ağzıyla anlatıma devam edilseydi..bazı yerleri hiç anlayamadım desem yeridir gerçi bu benim eksikliğimdir muhtemelen Şems i anlama kapasitem olmamasındandır belki ama bence yazar da anlamamış ki tam toparlayamamış hem konuyu hem yazımı..
Din
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
10/10
·243 syf.··
Beğendi
·
2020 17. kitabı
Ne yöne gidersen git çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arz-ı dolaşır ebe bilirki sancı çekilmeden Doğum olmaz ana tahminde ki bebeğe yol açılmaz senden yepyeni taptaze bir sen zuhur edebilmesi icin zorluklara sancılara hızar olman gerek
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
10/10
·243 syf.··
2016 65. kitabı
KİTABI ZEVKLE OKUYUP ELİMDEN BIRAKMAMA NEDEN OLAN BİR ŞEY VARDI Kİ O DA İNANÇ TI. Aşka inanç, dostluğa inanç, geleceğe inanç, sevgiye inanç, kendine inanç, mutluluğa inanç... tabi inançta beraberinde sadakati getiriyordu ..bu öyle bir sadakatti ki kişinin önce kendi kendisine ,karakterine , kişiliğine sadık oluşu muhteşem terimlerle anlatılıyordu ...sadakat ise bağlılığa yol açıyordu..şems-i tebrizi nin karşısındakine olan güveni asıl olarak kedine olan güveninden ileri geliyordu.. bu uğurda yaşadığı bütün güçlüklere azimle göğüs geriyordu...açık sözlülük onda olması gereken kılığa bürünmüştü...hayatımda onun gibi birisin olmasını isterdim onun gibi birini bulabilmek için onun gibi olmayı isterdim...herkese okumasını tavsiye ediyorum...
Din
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
Puan vermedi·243 syf.·
Beğendi
·
2019 58. kitabı
Ne yöne gidersen git, doğu batı, kuzey yada güney çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
Puan vermedi
Şems-i tebrizi'nin bütün eserleri birer şaheser her kütüphanede bulunması gereken bir eser Aşkı anlatan her kitaptan farklı AŞKIN KAPISI denebilecek bir kitap
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
Puan vermedi
Ne yöne gidersen git, doğu, batı, kuzey ya da güney çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır. Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
Aşk
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma
Puan vermedi·243 syf.··
2022 16. kitabı
Başlangıc beni heycanlandırsa da malakat kısmı ile ağırlaşan kitap da yazar tam istediğini verememiş Son kısımda ise şemsin sözleri derlenmiş. Kitapta beni rahatsız eden noktalar oldu. Maksadını aşmış bir takım söylemler buldum. Tercihlerinize sunuyorum
Bab-ı AşkŞems-i Tebrizî · Uğur Tuna Yayınları · 2011237 okunma

Yazar Hakkında

Şems-i TebrizîYazar · 14 kitap
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (Farsi: شمس تبریزی) (d: 1185 - ö:1248), İslam alimi ve mutasavvıf. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir. Kimliği Şems-i Tebrizi künyesinden de anlaşılacağı üzere, günümüzde İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti’nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinde m. 1185 yılında. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır. Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine "Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir. Hayâtı ve şâhsiyeti Daha sonraları Sacaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur. Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir: "Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar. Ölümü hakkındaki rivâyetler Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir. Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey'in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez. Lâkin bu konuda en kuvvetli tezlerden birisi Sipehsalar'a veya eflakiye göre şöyledir: Şems-i Tebrizî'nin dedesi Haşhaşiler tarikâtında mürittir. Daha sonra tarikâttan aile kurmak üzere ayrılmak ister ve ayrılır. Ailesini kurar ama tarikat yönetimi değişir ve torun Şems'in tarikâta bağışlanmasını ister. Dedesi de vermek istemez. Zaten Şems eğitim için Şam'a gider ve Şems'i takip bu aşamada başlar. İlk önce bulurlar lakin kaybederler Şems'i ama Şems Mevlânâ'dan ayrılıp Şam'a gittiği vakit tarikattan bir mürit Şems'i fark eder çünkü Şems Şam sokaklarında yine bir dervişi tâbir yerindeyse rezil etmiştir. Bunun üzerine Şems'i takip Konya'ya kadar sürer ve daha sonra Şems bir dergâha çağrılır, tam yedi derviş gelmiştir Şems'i öldürmek üzere, Şems Celâleddîn Rûmî'dan ayrılmak üzere izin ister ve tam da bir vedalaşma hissi vermeden kendi eliyle ölüme gitmiştir. Hatta ölüme giderken "Rabbim şu kuyu mezarım olsun" diye dua etmiştir. Dergâha gittiği zaman yedi derviş onu beklemektedir artık.O her bir dervişle odalarda ayrı ayrı görüşerek hepsini konuşmalarıyla bayıltmıştır. En son derviş en iri cüsseli ve bilgili olandır. Şems dervişlerden namaz kılarken öldürülmesini istemiştir. Ve namaz kılarken zammı sure olarak Şems suresini okumuştur. Ayrıca İslam aleminde Osman'dan sonra gece kılınan ikinci cenaze namazı Şems hazretlerine aittir. Şems hazretleri Mevlânâ'ya bir mendil gönderir ölmeden önce mendilde şu yazmaktadır: "Ölümümün gözlerinin önünde olmasını isterdim gör bakalım aşk için ölmek ne demekmiş", yazmıştır. Mevlânâ'da bayılmıştır. Ayrıca Şems'in Konya dan ayrılıp kaybolması zayıf ihtimaldir çünkü yüce Allah ona rüyasında kendisine istediğinin verilmesi karşısında ne verebileceğini sormuş Şems de: "Canlara kanlara boyanacak başımı" diyerek aşk yolunda başını vermiştir. Şems-i Tebrizî Camii ve Türbesi Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir. Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i öldürenler arasındadır. Şems’in Konya'daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlânâ -"En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir.