Hiçbir karanlığın perdeleyemeyeceği ışığını sonsuza dek yansıtmaya devam edecek bir hayat... Çocukluk ve ilk gençlik yıllarından, Nadire Hanım’ın vefatına kadar, kendisine hem anne hem baba olan biricik annesinden tüm gücünü alarak başlamıştı zorluklarla geçecek olan hayatına Bahriye. Milli Mücadele yıllarında doğmuş, Gazi Paşa’nın devrimlerine şahitlik etmiş, tüm bunları adeta çivi gibi zihnine işlemişti.
İlköğretiminden sonra geldiği İstanbul’da Kandilli Kız Lisesi yılları Bahriye'nin sanatla, müzikle, edebiyatla, tarihle içiçe büyüyen, aynı zamanda okuldaki arkadaş çevresinden dolayı siyasetle de yakından alakadar bir genç kız olmasını sağlamıştı. Ardından gençlik hayali olan devrimin kalbi olarak nitelediği Ankara’da, Dil Tarih’te devam eden üniversite yılları Bahriye’nin hayatında yeni ve sonuçlarının ne olacağını bilemeyeceği fırtınalı bir hayata adım adım götürdü onu.
Bir öğrenciyken inkılaplara olan duruşu çok netti, katıksız bir devrimciydi Bahriye. Bu konuda tavrı çok katiydi, inkılaplara karşı çıkmak kabul edilemezdi onun için. Yaşamıyla şahit olduğu bu sıkıntılı zamanlarda ve kadın olarak gelebildiği konumların zor koşulları altında bir kadın ilahiyatçı olarak, laikliğe, Cumhuriyet inkılâplarına inanan bir aydın olarak mücadele ediyordu, bunu bütün hayatı boyunca kararlılıkla sürdürmeye yeminliydi. Yaşadığı coğrafya, devrime rağmen, kadını, din ve toplum ilişkilerinde ikinci plana itme, ikinci sınıf görme eğilimindeydi. Bu eğilimin aslında Türk tarihinde olmadığını yazdığı nice makaleler, yazılar, kitaplar, ve radyo programları ile ispat etmeye çalışıyordu Bahriye.
Bahriye’nin gözlemlediği bir diğer husus ise Cumhuriyet devrimiyle değişim yoluna girilmesiydi, ama bu değişimin topluma yansıtılmasının, devrimin halka doğru anlatılmadığını düşünüyordu.