Savaşın, tüm kötülüklerini, bütün gerçekliğiyle, sanki bir romanmış gibi anlatan muhteşem bir tarihi belgesel kitap. Yazar olayları o kadar güzel bir kurguyla anlatıyor ki, aynı anda her iki tarafta yaşananları, neredeyse zaman mefhumu olmadan, sanki maç anlatan bir spiker gibi bize an be an aktarıyor.
Konu,1944 yılı noeli yani yılın son günlerinde, Almanya ana topraklarına Sovyet ordusunun henüz girmemiş haliyle başlıyor. Yazar, 1945 yılının ilk günlerinde, Sovyet ordularının, Almanya ana topraklarına girip,1945 yılı Mayıs ayının ilk günlerinde Berlin'i tamamen ele geçirinceye kadar ki sürede yaşanan olayları gerek askeri açıdan,gerek siyasi açıdan,gerek ekonomik açıdan ve gerekse sosyal açıdan tüm vahşetiyle çok ayrıntılı olarak bize anlatıyor. Tabiiki sadece Sovyet cephesi değil,zaman zaman Amerikan, Fransız ve İngilizlerin saldırdığı cephelerdeki olan savaşlardan da bizi bilgilendiriyor. Tüm bu bilgiler haritalarla ve o günlerden kalan dramatik resimlerle de destekleniyor.
Vahşet ki ne vahşet,Bir yanda SS ve Nazi inzibatları,diğer taraftan daha önce kendi topraklarında yapılan vahşetin kat kat fazlasını bu defa Almanlara yapmak için gelen Sovyet askerleri ve NKVD (Almanların SS nin Ruslardaki karşıtı) mensupları. Her zamanki gibi arada kalan ve vahşetin en acımasızını yaşayan sivil halk. Böyle bir savaş ortamından,ölmeden,yaralanmadan,tecavüze uğramadan veya esir edilip yıllarca köle olarak ağır koşullarda çalıstırılmadan kurtulmak hemen hemen imkansız gibi bir şey.
Naziler Almanya'da iktidara yüzde otuzluk bir oy oranıyla gelip, ülkeyi tamamen tek adam hegamonyası altına almışlardı. Oysa iktidarlarının sonuna geldiklerinde Alman halkının sadece yüzde otuzu değil, yüzde yüzü de tükenmişti. Tek bir kişinin megalomanlığı, çevresindeki en yakın