Tıknefes sandala koştu.Ucu bucağından uzun yolculuguna daha sakin,daha kendinden emin,daha beklenilir bi halde çıkmayı tercih ederdi.bilinmez.ictigi bütün sigaralar top mermisine dönüşmüş ciğerinde patlamıştı ,hepsi,hemde ard arda.Tek anlayamadigi arkasindan kovalayan olmadığı halde neden bu hayatta hep koşmuş olduğuydu.Kendine şaşırdı,ne işe yarayacaksa ,şaşakaldı.sandala düşer adım girer girmez ,yeniden nefes almayı denedi,aldı da.
Hayatı boyunca elinde o kadar çok sey tutmuş,o ellerle o kadar çok yük çekmiş(en büyüğü mü neydi,siz hiç ateş gibi dudakları yanardagin içinde söndürmeye calistiniz mi,bilmezsiniz yani ağırlığını o dudaklardaki ateşin ) bu adamın ,en sonunda ellerinde iki kürekle yıpranmış bi sandalı açık denize doğru kazıyarak sürükler halde itişi bi andan sonra denizin sakinliginide üstüne alıp yavaşlamasına neden oldu.
Bi yerdeydi,bi yerden gidiyordu, gidemeyeceğini bildiği bi yere doğru sandalın içinde durar adım sallanıyordu.zihnindeki karmaşa midesindeki karmaşayı çoktan aşmış ,denizin tuttugunun bile farkına varamaz olmuştu.Beynindeki tutulma,denizin tutmasının yanında okyanustaki bi damla kadardı.Ya da tam tersi.
Yırtık,çatlak hayatının her yerinde baş göstermeye basladigindan beri,anlamını bilmediği bir sürü anlamsız eylemin içinde olmuş,aklıyla ve kalbiyle arasında oluşan en büyük yarığı hiç bı şekilde kapatamamanın verdiği ızdırap onu en sonunda bu açık denizin ortasında bi sandalın içine düşürmüştü .
Eski,rengi maviden beyaza dönene kadar aradaki flu reklerin hepsini kaybetmiş bi boya artigiyla tahtaları çevrilmiş de olsa,halihazırda kendini diğer kendine doğru götüren yegane aygıt olduğu için eğilip ,tuz ve tuz ve tuz kokan sandalı öptü,onu son kez öptüğünde dudagindan aldığı tatlı tuzu animsayarak.
Yırtıldı.
Çatlak , büyüdü.Dermanı