Hani bazı günler rüyalarımızda koşarız bir yere yetişmek için, tüm çabamızla kaçar, hızlıca uzaklaşmaya çalışırız bulunduğumuz yerden ama dönüp baktığımızda hiç yol almamış, alamamış olduğumuz yerde kalmış olarak buluruz kendimizi işte benim de İsmet Özel yolculuğum buna benziyor her kitap bittiğinde tıpkı böyle hissediyorum gitmiş olmam lazım diyorum ama daha yeni adım attığımı farkediyorum. Ama yine de adım atmaktan kendimi alamıyorum.
İsmet Özel okurken tekrara düşmekten, iki ileri bir geri yapmaktan kurtulamıyorum, sayfayı not al esra, sayfayı katla esra, kitabın bu pasajını sonra tekrar oku esra ki tüm bu saydıklarım benim için, üşengeç kategorisine rahatlıkla dahil edilebilecek biri için, çok katlanılacak şeyler olmasa gerek ama bunu ben istedim, bu hâle ben dönüştüm, rahatsız mıyım, asla.
Gelelim kitabımıza, kitabı ben şûle yayınlarından okuduğum için iki parça hâlinde okumuş oldum. Tiyo yayınları şiir okuma kılavuzu her iki kitabı da (şûle yayınları şiir okuma kılavu ve çenebazlık) içinde barındırıyor.
Kitapta sık bir şekilde şairin şiir tanımlarına rastlıyoruz, dahası şiire yüklenen vazifeye. Şairin farklı açlardan yaptığı tanımlar dikkate değer ki kendisi de şiiri tanımlamadan şiir yazılmaması gerektiğini ifade ediyor.
Tanımlar dallı budaklı her biri şiirin farklı bir yönüne götürüyor bizi, ayakları yere basmayan yani bir hayat belirtisi taşımayan şiir, şiir olmuyor.
Şiirin tanımlarını, oluşum sürecini yani şiire dair yazılanları okurken şair acaba konuyu çok mu abarttı diye ara ara beni yoklayan şüphe kitap ilerledikçe memnun kalınmış bir iknaya bırakıyor kendini, bu ilginç bir deneyim oluyor doğrusu.
Şiirin oluşumu, tanımlar derken şair bizi şiir vasıtasıyla bir noktaya ulaştırmaya çalışıyor aslında, şiirde yada şiir yazmakta maksat ne? Onda neyi