Yazarın başka kitaplarını da okudum, dili, kurgusu çok akıcı. Türk polisiye, gerilim kitapları arasında en iyisi diyebilirim.Diğer kitaplarındaki hikaye ve kişiler için gerçekte olabilir, kurguda olabilir diyebiliriz fakat bu kitap çok gerçekçi, bana"evet olabilir, olursa bir felaket olur" dedirtti. Daha açık yazmam gerekirse tehlikeli buldum bu kitabı, bu çağda ruh sağlığı bozuk o kadar insan var ki kitapta özellikle "din" adına yapılmış vurgusuda olunca psikopat ruhlu insanlara yol göstermiş gibi...Açıkçası endişe duydum.
Merhaba dostlarım. Sizlerle güzel bir kurgusu olan, biraz klişe kaçsa da halen tadını koruyan ayrıca bu yıl ki 100. kitabım olan Cennete Açılan Kapı’nın içeriği ve olayları hakkında bilgi vermek istiyorum.
Mustafa Çoban. Bir vakıfta çalışan, kendi halinde, biraz da ‘aptal’ olarak lanse edilen biridir. Kim derdi ki içinden bir psikopat çıkacak. Melahat Karagülle cinayetiyle başlar her şey. Katil aylardır bunu tasarlamış ve kadının canına kıymıştır. Kendisinin ilahi bir güçle onurlandırıldığını ve yozlaşmış toplumun kendisi tarafından düzenleneceğini iddia etmektedir. Aslında alışılmış kurgular ama farklı bir yere dikkat çekeceğim.
Melahat Karagülle cinayetinde duvara Melahat’in kanıyla bir “M” harfi kazıyacaktır önce. Ardından da Cüneyt Çakar adında birini öldürecektir. Cüneyt’in de erkek olup erkek özellikleri taşımadığını tahmin edebilirsiniz. Burada ise katil bir mesaj bırakacaktır, gene maktülün kanıyla ve o mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü bırakılan mesaj aslında bir Hadis:
“-Ey Kullarım! Sizler gece ve gündüz durmadan günah işleyen kimselersiniz. Günahların hepsini de mağfiret eden ancak benim. Öyleyse benden mağfiret isteyiniz de sizleri bağışlayayım.”
Şimdi hep söylemek istediğim ama söylemeye fırsat bulamadığım, çünkü saçma sapan iletiler paylaşmıyorum burası kitap okuma yeri ve ben paylaşım yapacak olsam bunu sosyal medyadan da yaparım, sürekli bahsetmek istediğim bir konu, sırası gelmişken konuşmak istiyorum. Toplumumuzda çok kötü bir algı var. Hatta olay şu ki herkes aslında bu insanları yargılıyor. Mesela fahişeler, hafif meşrep kadınlar ve hatta sadece biraz açık giyinenler bile. Diğer yandan da kısaca LGBT diyebileceğimiz insanlar ve diğer yandan da bunların ölmesinin iyi olacağını düşünenler. Mesela ben, açıkçası bu LGBT toplumundan haz
Dikkat spoiler içerir.
15 yaşında iken annesini bir adamla sevişirken görüp öldüren Mustafa Çoban, Mardin'den kaçıp İstanbul'a gelir ve yıllar sonra günahkar olarak gördüğü insanları öldürmeye başlar. Her işlediği cinayet yerine bir yazı bırakmaktadır. Olayı soruşturan cinayet büro komiseri Cem, polis muhabiri Mine ile en başta sadece iş amaçlı konuşurken sonradan yakınlaşır. Mustafa işlediği bir kaç cinayet sonrasında oradan kaybolur ve 4 ay sonra geri döner. Öldürdüğü kişi Mine'nin bir zamanlar arkadaşı olan Ayla'dır ve artık Mine de tehlikededir. Cem yıllık izin alır ve onun evinde kalmaya başlar. En son bir imamı öldüren Mustafa Mine'nin evine gizlice girer. Acaba Cem ve Mine ne yapacaktır? Mustafa onları öldürebilecek midir? Cem ve Mine ölmezse evlenecek midir? Keyifle okunan bir roman.
Kerime Nadir tadında Türk Gerilimi :))
Ya bitirir ve yarın unutursunuz ya da nefret eder yarım bırakırsınız. Ortası yok.
Ben sevdim. Vakit geçirmek için ideal.
Cennete Açılan Kapı Bir Osman Aysu Klasiğine Eleştirel Bakış
Osman Aysu’nun Cennete Açılan Kapı adlı romanı, yazarın tipik tarzını yansıtan, temposu yüksek ve sürükleyici bir eser. Okur, ilk sayfalardan itibaren merak duygusuyla hikâyeye bağlanıyor. Kurgunun akıcılığı ve olay örgüsündeki dinamik yapı, kitabı elden bırakmayı zorlaştırıyor. Ancak, bu güçlü akışın içinde dikkat çeken bazı sorunlar da mevcut.
Öncelikle romanın duygusal sahnelerinde belirgin bir yüzeysellik hissediliyor. Özellikle erkek karakterin başroldeki kadına yaptığı evlenme teklifi sahnesi, inandırıcılıktan uzak ve yapay kalmış. Hikâyenin genel gerçekçiliğiyle bağdaşmayan bu bölüm, yazarın tecrübesine rağmen aceleyle yazılmış bir izlenim bırakıyor.
Daha önemli bir mesele ise, Osman Aysu’nun eserlerinde sıkça tekrarlanan bir karakter kalıbının bu kitapta da karşımıza çıkması. Yazar, kötü karakterleri çoğunlukla İslam dinini yaşayan ya da Doğu kökenli kişiler olarak tasvir ediyor. Bu yaklaşım, uzun süredir Aysu’nun romanlarında göze çarpan bir önyargı haline gelmiş durumda. Bir edebiyatçının, toplumsal çeşitliliği bu kadar tek yönlü sunması hem edebi derinliği zedeliyor hem de okurda rahatsızlık yaratıyor.
Bu eleştiri, bir tesadüfi okurun değil, Osman Aysu’nun 41 kitabını okumuş bir takipçinin gözlemidir. Aysu’nun kaleminin gücü tartışılmaz; ancak artık karakter ve kültürel temsiller konusunda daha dengeli, daha adil bir yaklaşım sergilemesi gerektiği düşünülüyor.
Gerçek edebiyat, kalıpları yeniden üretmek yerine onları kırar.
Sanki osman aysu da gezikafası var ,yani her türlü günahı yapıpda kalbi temiz insanlar varya , iste tam bu kafa.
Neden okudum pek bilmiyorum aslında. Film gibi geldi ve bu iyi bir şey fakat film olsa izlemezdim o ayrı. Yani sonuç olarak elde ettiğim bir şey olmayan kitaptı. Yine de sevdim akıcılığı ve cinayetlerin o biçimde anlatılması hoşuma gitti şahsen.
Gayet iyi ve akıcı bir kitap polisiye severlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri kitap bir kaç bölümden oluşuyor örneğin 2.ci bölüm 4 kısımdan oluşuyor
CENNETE AÇILAN KAPI
Polisiye & Cinai Roman; Osman Aysu; Alfa Yayınları; İstanbul, 2010, 335 Sayfa (8) (27 Mayıs 2012)
Devrettim CENNETE AÇILAN KAPI adlı bu sürükleyici romanı. Güzeldi; hoşuma gitti doğrusu. Hayatta en olmayacak olayların romanlarda gerçekleşmesi ne ilginç. Yazarların, bu hayatta en olmayacak olayları en basit hâliyle roman kurgularına katabilmesi bir yandan şaşırtıyor beni, diğer yandan hayran bırakıyor.
Romandan bu dediğime örnek veriyorum, bu yüzden kitabı okumak isteyenler buradan sonrasını okumasalar iyi olur:
Son bölümde Katil (hem de Seri Katil) gizlice eve girmiş, evin içerisinde bir yere saklanmıştır. Eve gelen Mine ile erkek arkadaşı Cem (Komiser Cem) kapının kapalı olmasına rağmen kilitli olmadığını anlıyorlar. Kapıyı kilitleyip kilitlemediklerine dair şüpheye düşüyorlar. Bu durum bilhassa Cem'i tedirgin ediyor. Komiser Cem aşağıda polis otosunda bekleyen arkadaşlarını çağırıyor eve. Evde katilin saklandığına dair kuvvetli şüpheleri olmasına rağmen yeterince aramıyorlar odaları... Tamamını yazmayayım ama tahmin ediyorum romanı okuyacak olanlar bu bölümde benim gibi düşüneceklerdir. Bu ne biçim arama yahu, dedim kendi kendime.
Sonuç mu? Romanı çok rahat okudum; beğendim. Eleştirmem gereken yanı ise yüzeysel anlatımı oldu. Olayların biraz daha derinine inilmiş olmasını yeğlerdim.
Çerez tadında okunabilir. Yavan bir kitap, çok klişe ama akıcı ve hızlıca okunuyor. Osman Aysu okuyanlar bilir zaten. Yine de okumasaniz da olur öyle bir kitap.
CENNETE AÇILAN KAPI
Polisiye & Cinai Roman; Osman Aysu; Alfa Yayınları; İstanbul, 2010, 335 Sayfa (8) (27 Mayıs 2012)
Devrettim CENNETE AÇILAN KAPI başlıklı bu sürükleyici romanı...Keyifliydi; hoşuma gitti doğrusu. Hayatta en olmayacak olayların romanlarda gerçekleşmesi ne ilginç. Yazarların, hayatta en olmayacak olayları en basit hâliyle roman kurgularına katabilmesi bir yandan şaşırtıyor beni, diğer yandan hayran bırakıyor.
Romandan örnek veriyorum: Son bölümde bir olay yaşanıyor. Katil (hem de Seri Katil) gizlice eve girmiş, evin içerisinde bir yere saklanmıştır. Eve gelen Mine ile erkek arkadaşı Cem (kendisi komiser) kapının kapalı olmasına rağmen kilitli olmadığını anlıyorlar. Kapıyı kilitleyip kilitlemediklerine dair şüpheye düşüyorlar. Bu durum bilhassa Cem'i tedirgin ediyor. Komiser Cem aşağıda polis otosunda bekleyen arkadaşlarını çağırıyor eve. Evde katilin saklandığına dair kuvvetli şüpheleri olmasına rağmen yeterince aranmıyor odalar. Tamamını yazmayayım ama tahmin ediyorum romanı okuyacak olanlar bu bölümde benim gibi düşüneceklerdir: Bu ne biçim arama yahu!
Sonuç mu? Romanı çok rahat okudum; beğendim. Eleştirmem gereken yanı ise yüzeysel anlatımı oldu. Olayların biraz daha derinine inilmiş olmasını yeğlerdim.
Osman Aysu, Türkiye’de polisiye-gerilim türünde romanları ile en bilinen yazarlardan biridir. İstanbul’da doğmuş ve İstanbul’da büyümüştür. Soyu Osmanlı’dan gelen ailesi de 3 asırdan beri İstanbul’da yaşamaktadır. İlk ve orta öğretimini İstanbul’da tamamlayan yazar üniversite eğitimini de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde devam ettirmiştir.
Öğrenimini tamamlayan yazar, uzun süre avukatlık mesleğini icra etti. Bu sürede Mike Hammer ve Philip Marlowe gibi yabancı polisiye roman yazarlarının eserlerinin müdavimi olan yazar, yerli polisiye roman bulamamanın sıkıntısını yaşamıştır.
1955 yıında Haydarpaşa Lisesi'ni tamamlamasının ardından, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1961 yılında mezun olmuştur. 1972’de başlayarak altı yıl kadar serbest avukatlık yaptıktan sonra ilk kitabını 1994 yılında yayımlamıştır.
Sorumluluk sahibi bir Türk olarak yabancı kaynaklara mahkûm kalmamak için suç edebiyatını ele almayı gerek görmüştür. Bu süre zarfında beş altı polisiye roman yazmıştır. İlk kitap taslağından birini okuyan eşinin tavsiyesi ile kitaplarını yayınlatmaya başlamıştır.
Tüm eserleri mesleğinin ve merakının da etkisi ile suç edebiyatından olmuştur. Eserlerinde akıcılık özelliğine önem veren yazar, bunun okurun sıkılmadan kitabı okuyabilmesi, yarıda bırakmadan merakla kitabın sonuna gelebilmesi için önemli olduğunu düşünür. Yazar sezgilerinin de etkisi ile gerek yaşanılan ya da gelecekteki olayları tahmin ederek eserler yazabildiğini dile getirmektedir. Buna örnek olarak Cellât kitabını gösterir. Susurluk kazasının başka bir görünümü olduğunu iddia eder ve yaşadığı çağın olaylarını dikkatle gözlemleyen her insanın, çevresinde neler olup bittiğini ve yakın gelecekte neler olabileceğini kolaylıkla kestirebileceğini söyler.
Türkiye’de polisiye-gerilim romanlarının öncüsü sayılan yazar günümüze kadar birçok eser üretmiştir. Bu eserler ile kendisinden sonra gelenlere de örnek teşkil eder. Yazarın kitaplarının başlıca karakterlerini dedektifler, casuslar ve ajanlar oluşturur.
Yazar, günümüzde daha ince hesaplanmış olayları ve suçları içeren, psikoloji ağırlıklı polisiye romanlarını yazmaya devam etmektedir. Yazar, eserlerindeki bu sıçrayışı ?birinci kategori eser yazma? olarak tanımlar.
Gençliğinde gazeteci olmak isteyen yazar, muhabirliğin yazarlık için ön aşama olduğunu düşünür. Polis muhabirlerinin, mesleklerindeki gözlemleri ve deneyimleri ile ileride iyi bir polisiye yazarı olabileceklerini söyler.