Türk kökenli Tebrizli yazar ve psikiyatrist Gulam Hüseyin Sâedi (1936–1985), İran edebiyatının en keskin kalemlerinden biridir. Henüz 18 yaşındayken gazete ve dergi çıkararak yazmaya başlamış, 20 yaşında Tıp Fakültesi’ne girmiştir. Psikiyatrist olarak çalıştığı yıllarda toplumun ruhsal hastalıklarını yakından gözlemlemiş, yoksullara ücretsiz hizmet veren bir klinik kurarak edebiyatını doğrudan hayatın içinden beslemiştir. Sâedi, İslam Devrimi döneminde muhalif kimliği nedeniyle baskı görmüş, Paris’e sürgün gitmiş ve 1985’te orada vefat etmiştir. Bugün Père Lachaise Mezarlığı’nda, “Kör Baykuş”un yazarı Sadık Hidayet’le yan yana yatmaktadır.
Sâedi yalnızca öykücü değil, İran sinemasında bir dönüm noktası yaratan isimdir. “Gav (İnek)” adlı öyküsü, 1969’da Daryuş Mehrjui tarafından sinemaya uyarlanmış ve İran Yeni Dalgası’nın başlangıcı olmuştur. Siyah-beyaz çekilen bu film, yoksul bir köyde yaşayan Maş Hasan adlı bir köylünün tek varlığı olan ineğini kaybettikten sonra yaşadığı çöküşü konu alır. Maş Hasan zamanla deliliğin eşiğine gelir ve kendini ineğiyle özdeşleştirir. İneği kaybetmek onun için yalnızca geçim kaynağını değil, kimliğini de kaybetmek anlamına gelir. Bu hikâye, yoksulluğun insan ruhunu nasıl parçaladığını ve onurunu kaybeden bireyin insanlıktan uzaklaşmasını anlatır. Gav, yalnızca bir delilik öyküsü değil, bir toplumun ruhsal travmasının alegorisidir.
Sâedi’nin “Dendil” adlı kitabı dört öyküden oluşur: Dendil, Şifa Mahali, Yangın, Keykavus ve Kel ve Ben. Farsçada “ayı” anlamına gelen Dendil, kitapta ahlakın çöktüğü, sefaletin sıradanlaştığı bir mahallenin adıdır. Bu mahalle, yalnız İran’ı değil, sömürülmüş bütün coğrafyaları temsil eder. Sâedi, psikiyatrist kimliğiyle insanın içgüdülerine hapsolmuş halini, vicdanını kaybetmiş toplumların aynasında