Diwan (Metne Kurdi - Türkçe Çevirisi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1375
Gösterim
Adı:
Diwan
Alt başlık:
Metne Kurdi - Türkçe Çevirisi
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
528
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944360180
Kitabın türü:
Dil:
Kürtçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nubihar Yayınları
Baskılar:
Diwan
Diwan
Dîvân
Diwan
Şahîkaya edebiyata kurdî, "Dîwan"a Melayê Cizîrî ji nû ve bi tîpên latînî, di nav weşanên Avestayê de çap bû. Kitêb ji aliyê Emîn Narozî ve hatiye amadekirin. Ev edisyona dîwanê, ji bo xwendevanê Cizîrî rêberek e, ji ber ku bi hemû çapên girîng re hatiye muqayesekirin û wekî not li eynî rûpelê hatiye nivîsandin. Emîn Narozî, di pêşgotina kitêbê de balê dikişîne ser van xalan:

"Ji ber ku dilê min dixwest û min diva herkes Melayê Cizîrî û hunerê wî yê honraweyî ku li gorî min rewanbêjtirîn û suxenwertirînê serdema xwe bûye, fêhm bike û qenc bibîne ka vî ustadê mezin honan û ristina suxenê/gotinê çawa bi zimanê kurdî bi taybetî jî zaravayê kurmancî bi bilindtirîn û rêkûpêktirîn xwedristiyê bi kar aniye. Çendî ku Zivingî Dîwana wî hempayê ya Ibn el-Farid, Hafizê Şîrazî, Fizûlî û Camî dibîne jî, lê bi rastî li gor şert û mercên xwe li bal min ew hê di ser wan re ye jî, herweke ku ew bi xwe jî bi van risteyên jêrîn vê yekê qewî û xurt dike:

"Her ji ber vî sedemî jî min ji mêj ve dixwest yan Dîwana wî rave bikim yan jî ji nav yên weşandî bi rêkûpêktirîn raveya wê ku ya Zivingî ye wergerînim kurdî û zaravayê kurmancî.
Bir molla düşünün kendini aşkın ikici şeyhi ilan etsin. Bir molla hayal edin kendisini aşka anlam katan deniz, aşkın dillendirilmesine aracılık eden belagat ikliminin emiri, şiirin cihangiri olduğunu iddia etsin. Üstelik yüksek tondan aşk tasavvurunu haykıran bu zat, Gülistan’ın sahibi Sa’di Şirazi’ye çekinmeden meydan okuyarak “incilerle bezenmiş bir nazım istersen şayet gel Mela’nın şiirini gör Şiraz’a gitmene ne hacet” diyerek aşkın pirlerine kafa tutsun. Sizce bu türden yüksek perdeden meydan okuyan zat kim olabiliri? En iyisi siz merak deryasına fazla dalmadan ben merakınızı gidereyim. O zat tasavvufun piri, aşkın nevi şahsına münhasır şahsiyeti, şarkın Mevlana’sı Şeyh Ahmed el-Cizîrî’den bir başkası değildir.
Sözün ustası olan Mela’nın sözünün merkezinde aşk vardır. Mela aşksız ne lam der ne de cim der. Onun sözünün başı da ortası da sonu da aşktır. Bu açıdan aşk, Mela için kendisi ile sevdiği arasında ayırıcı dipsiz kuyuyu kapatma arzusuyla gerçekleştirdiği vicdani, sanatsal ve şiirsel bir eylemdir. Zira Mela’ya göre aşk varlığın temel gerekçesidir. Bir başka deyişle Mela’nın tasavvurunda aşk, Mabde-i Evvel, varlık ve yaratılışın temel gayesidir. Mela’nın tasavvurunda varoluş eylemi, sevgiye dayalı bir eylemdir. Mela’nın varlık teorisinde âlemin varlığı anlamına gelen hareket, bir sevgi ve aşk hareketidir. Kâinattaki devinimin en önemli muharrik gücü aşktır. Bu nedenle Mela, her türlü düşünce, teori ve bakış açısını sevgi temeli üzerinde inşa etmiştir.
Mela’nın aşk felsefesinde sevginin merkez üstü kalptir. Bu nedenledir ki Mela’nın aşk yüklü kalbinde sevdiğinden masivaya dair kumalığa asla yer yoktur. Mela’nın aşk tasavvuru vahdet zemini üzerine inşa edilmiş çift yönlü tek amaçlı bir iştiyak halidir. Mela’nın çift yönlü aşkı muhatap kabul ettiği insanın çift boyutlu bir yapıya sahip oluşundan kaynaklanmaktadır. Mela insanın çift yönlü oluşundan hareketle bedensel aşkın faniliğinden ebedi aşkın bekasına uzanmayı hedeflemiştir. Bu bakımdan Mela aşk nazariyesini temellendirmede insanın süfli boyutunu ulvi boyuta basamak yaparak arzuladığı vuslat menziline kavuşmayı arzu etmiştir. Bir başka deyişle Mela, fani aşkı ebedi ve baki aşka aracı kılmıştır.
Mela, ruhani aşkı “ateş ve nur”, bedensel aşkı da “geçici heva, süreklilik ve sadakat barındırmayan araz” olarak tanımlar. Bir başka deyişle Mela, ateş ve nurdan oluşan “ruhani sevgi”yi şeffaf bir cevhere, maddi ve yoğunluklu bir doğaya sahip olan “bedensel aşkı” da içgüdüsel bir kaynağa dayandırmıştır. Mela, bedensel aşkı inkâr etmemiş, bilakis bedensel sevgiyi ruhani sevgiye giden bir yol ve köprü olarak görmüştür. Bir başka deyişle bedensel aşkı araç, ruhani aşkı ise amaç edinmiştir. Mela aşk ikilemini beden-ruh üzerinden temellendirirken bedenin faniliği ve ruhun bakiliğini göz önünde bulundurarak hareket etmiştir.
Mela, bedensel aşkı, gül-bülbül metaforu üzerinden temellendirmiştir. Mela’ya göre bülbülün güle olan aşkı geçicidir. Gülün aşk rengindeki kırmızısı geçince bülbül de gülden vazgeçer. Zira arızi bir illetin üzerine kurulan her nesne arızidir ve tükenmeye mahkûmdur. Cüneydi Bağdadi’nin deyimiyle “bir amaca mebni olarak gelişmiş aşk, bu amacın ortadan kalkmasıyla kendisi de ortadan kalkar.” Mela, ilahi aşk menziline varmak için kâinatta nakşedilmiş her zerre faniyi ebedi vuslat menziline varmaya aracı kılmıştır. Zira Mela’ya göre bütün mevcudat ilahi güzelliğin tecelligahıdır. Kelami bir tabirle eser müessirin aynasıdır. Aşk yolundan âşık adeta “sarp yokuşun eşiğinde olan bir yolcu gibi” zirveye tırmanmak için cehd içinde kâinatın her bir zerresinden bir ipucu çıkararak vuslat menziline varmaya gayret eder. Bu nedenle Mela için kâinattaki her bir detay gerçek maşuka varmak için bir araçtır.
Mela, ruhani aşkın hazına varan aşığı kelebeğe benzetir. Zira kelebek-ateş metaforunda olduğu gibi gerçek aşk hâsıl olunca seven sevilenin varlığında fena bulur. Tıpkı kelebeğin bedenini ateş sarınca vuslatı gerçekleşmiş olur. Zira bu durumda seven ile sevilen bir olmuştur. Tabir yerindeyse iki farklı beden tek bir ruhun çatısı altında birleşip bütünleşmiştir. Mela’nın tasavvurunda bu birlikteliğin adı “ittihad”tır. Yani sevilenin zatının sevenin zatının aynasına dönüşmesi, sevenin zatının da sevilenin zatının aynısına dönüşmesidir. Zira ruhani aşkın temel gayesi, sevenin zatı ile sevilenin zatının vahdet makamında buluşmasıdır. Aşığın maddenin prangalarından kurtulup mananın deryasında anlam bulmasıdır. Gerçek aşka meftun aşığın süfli kovuğu olan beden toprağından sıyrılıp safi ruh semasında kanatlanmasıdır. Netice itibariyle aşığın beşeriliğin faniliğinden ruhaniyetin bekasında anlam bulmasıdır. Aşk iddiasında olan aşık bu makama erişebilmek için evvela kalbini ondan gayrisinden arındırmalıdır. Bu bakımdan âşık, kalp sarayına konan masiva putlarını bir bir LA balyozuyla yıkmadıkça, masivadan arta kalan tortu ve kalıntıları İLLA süpürgesi ile süpürmedikçe aşkın İLLALLAH sarayına varması mümkün değildir. Bir başka deyişle âşık ilk önce kalbini masivadan boşaltmalı ki nihayetinde onunla dolabilsin.
Mela’ya göre ruhun parıltısını perdeleyen bedensel karanlıklar izale edilmedikçe, nefsin duvarlarına zamk gibi yapışan günah lekeleri temizlenmedikçe âşık, maşukun huzuruna varamaz. Bunun için âşık kalbini her türlü günah ve nifakın pasından cilalamalı ki o menzile erişebilsin. Bu da ancak ruhu terbiye, nefsi tezkiye ve masivayı ondan tasfiye etmekle mümkündür. Mela’ya göre o zaman aşk iddiasında bulunan kişi ruhi miraca yükselebilir. Bunun için âşık, muhdes ve fani olan bedensel aşktan ezeli ve ebedi olan ruhani aşka kanat çırpmalı. Bedensel aşkta amaç olan teni ilahi ve ruhani aşka muttali olmada araç kılmalıdır. Aşık bedensel aşkın görme merci olan baş gözünden ruhani aşka açılan basiret penceresinden bakmalıdır. Bir başka deyişle âşık, bedensel aşkın muharrik gücü olan tensel cazibeden ruhani aşkın muharrik gücü olan ulvi idrake uzanmalıdır.
Tüm âşıklara, aşk iddiasında bulunanlara, aşkın acısında huzur arayanlara dahası bedenleri ruhlarına sineleri hissiyatlarına dar gelenlere ve fani aşkların cefasından ebedi aşkın hazına varmak isteyenlere Molla Ahmed el-Cizîrî’nin Divan’ı ab-ı hayat gibidir.
》》Bereketle okumanızı diliyorum.

Allah'u Âlem / Vesselâm

Seyyid Kutub Ali Şeriati Aliya İzzetbegoviç Hasan El Benna Ebu'l A'lâ el-Mevdudi Ebu’l Hasan Nedvi Muhammed Kutub Necip Fazıl Kısakürek Malcolm X Cahit Zarifoğlu Bediüzzaman Said Nursî Erdem Bayazıt Rasim Özdenören Salih Suruç Dücane Cündioğlu Sezai Karakoç Hafız-ı Şirazi Niyazi Mısri Fuzuli Mustafa Kutlu Seyyid Hüseyin Nasr Roger Garaudy İmam Gazali Zeynep Gazali İbn-i Haldun İbn Rüşd Nuri Pakdil Malik Bin Nebi Atasoy Müftüoğlu Şeyh Sadi Şirazi İskender Pala Halil Cibran Melayê Cizîrî Nazım Hikmet Ran Khaled Hosseini Franz Kafka Stefan Zweig Victor Hugo Lev Nikolayeviç Tolstoy Mevlana Celaleddin-i Rumi Yunus Emre Şeyh Galip Sema Maraşlı Ahmet Hamdi Tanpınar Oscar Wilde Karl Marx Nizamülmülk Dostoyevski Mehmet Akif Ersoy Nurettin Topçu İmam Humeyni İmam Gazali Aristoteles Ehmedê Xanî Roger Garaudy Fazlur Rahman Salih Suruç Salih Mirzabeyoğlu Tahsin Özmen Michel de Montaigne Lev Nikolayeviç Tolstoy Tahsin Özmen Ahmet Hamdi Tanpınar Abdullah Galib Bergusi Muhammed Emin Yıldırım Muhammed Hamidullah Tarık Tufan İbrahim Tenekeci İsmet Özel İskender Pala Ebu Mansur El Matüridi Ömer Nesefi Mark Twain Abdulfettah Ebu Gudde İlber Ortaylı Yaşar Kemal Orhan Pamuk Elif Şafak John Steinbeck Umberto Eco Hasan Ali Toptaş Amin Maalouf Jules Payot Mehmed Uzun Nevzat Tarhan Antoine de Saint-Exupéry Serdar Tuncer Kemal Sayar Yaşar Kemal Zülfü Livaneli
528 syf.
·Beğendi·10/10
Sibehul xeyrî canê min
Şehê şerîn zebanê min
Tu î rûh û rewanê min
Bibit qurban te canê min
Tealallah çi zat î tu
Çi şêrîn sifet î tu
Ne wek qend û nebat î tu
Yeqîn rûh û heyat î tu
Heyat û reheta canim
Sibehul xeyrî ya xanim
Were, bînahiya çavan
Bibînim bejn û balan
448 syf.
Melayê Cizîrî’yi biliyoruz az çok okunması gerektiğinide düşünüyorum ancak bu kitabı değil. Ben kitabı okudum Özellikle kürtçe kısmıylak çok sıkıntı yaşadım. Kaldık Benim Kürtçem iyidir...Çevirmenin günümüzdeki Türkçeyle 17.yüzyıl dönemindeki kürtçe aynı kitapta okura sunması bence ciddi anlamda bir eksikliktir. Ki eğer öyle bir kitap sunmak isteniyorsa sadece Kürtçe sunmalıdır (yada hangi dile yazılmışsa o dilde sunulmalıdır çünkü ancak araştırmacıların inceleyeceği bir durum olabilir...Yanlışta anlaşılmasın dil canlıdır kendini yeniler çünkü durağan bir şey değil yani)Aslında çevirmenin böyle bir şeyi yapmasının nedeni de bilmiyorum. Bence bu okura da bir haksızlıktır. Sonuçta insan bir şey yani kitabı okudumu anlamak için okur.Ayrıca Çeviride çokça hata gördüm.Dolayısıyla eğer dil edebiyat üzeri çalışmalar yani araştırma inceleme yapmıyorsanız bu kitabı önermiyorum.
328 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kürt şiirinin mihenk taşı sayılabilecek bir eserdir Melaye Ciziri Divan ı .Başucu kitabı olarak raflara yerini almalı diye düşünüyorum . Birbirinden güzel şiirler , kalıplaşmış mazmun cümlelerle kendinizi rüya alemindeymiş gibi hissediyorsunuz . Şiddetle tavsiye ediyorum herkese .Özellikle kendi dilinde Kürtçe olarak okunması halinde daha bir zevkli oluyor.
Molla Ahmed-i Cezirî veya Molla-yı Ceziri (1570-1640), 15. yüzyılda yaşamış olan Osmanlı Kürt alim ve mutasavvıfı.

Asıl adı Ehmed olan alimin doğum tarihi hakkında kesin bilgiler mevcut değildir. Kendisinin şiirinde belirttiğine göre Hicri takvime göre 974’te Cizre’de dünyaya gelmiştir.Miladi takvime göre 1566’a denk gelir. Dindar bir ailede büyümüştür. Diyarbakır, Bingöl, Hasankeyf gibi farklı yerlerde eğitim alan alim, imamlık görevini Diyarbakır’da yapmıştır. Diyarbakır’dan sonra Sırba, Hasankeyf ve Cizra’de imamlık yapmıştır ve hayatının sonuna kadar Cizre’de kalmıştır.

Alimin en önemli eseri Divan’ıdır. Divan’ının birden çok elyazması nüshaları mevcuttur. Bunlar arasında en eskisi Muhammed Tayyar Paşa-yı Amidi’nin 1131 Hicri tarihli el yazmasıdır. Bir diğer eski nüsha da Alman şarkiyatçı Martin Hartman (1851-1918) tarafından 1904 yılında Berlin’de Almanca bir önsözle birlikte tıpkıbasımı yapılan nüshadır. 2007 yılında alimin Divan’ı Kent Yayınları tarafında Türkçe olarak yayınlandı ve bu çalışmada eserin mevcut nüshaların tümü göz önünde tutularak hazırlanmıştır.
Bediüzzaman Saidi Kurdinin İstanbul’da kolunun altında taşıdığı, yanından ayırmadığı tek kitabı olduğu söylenir. Üstad, Mela Cizîrî hakkında ayrıca şöyle der: “Melayê Ciziri, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve Mevlânâ cami aşk makamında birdirler. “
Kürt tasavvuf şiirinin en önemli temsilcisidir. Onun divan’ı geleneksel eğitim sistemi içinde temel derslerden biri olarak görülmüş, iyi şiirin standardı olarak benimsenmiş ve Mevlânâ, Hafız, gibi tasavvufçu alimlerle eşdeğerde görülmüştür. Böylece bir çok şair kuşağı tarafından rehber olarak takip edilmiştir. Hâlâ şiirleri sözlü olarak bile halkın arasında gezinmekte ve onun hayatı üzerinden efsaneler üretilmektedir. Doğum tarihi bir çok spekülasyona neden olmuştur. Bazı araştırmacılar onun 1589 yılında, bazıları ise 1570’li yıllarda doğduğunu söyler. Bu tarihi çok daha erken zamanlara çekenler de vardır. nitekim araştırmacı Farhad Shakely “şairin doğumu ve ölümü hakkında verilen en erken ve en geç tarihler arasında tam olarak dört buçuk yüzyıllık bir aralık vardır” demektedir. Yine başka bir iddiaya göre Cizre sarayında prens ve prenseslere ders verirken yazmış olduğu aşk kasidelerini zamanın Cizre Miri yanlış yorumlamış ve önce Mela’yı idama mahkum etmiş sonra vazgeçip Diyarbakır’a sürgün ettirmiş. Diyarbakır’da kaldığı yedi yıl süre içinde Cizre’ye bir damla yağmur yağmadığı iddia ediliyor.

29773_122800784416938_4308362_nCizîrî’nin nerede doğduğu da bir muamma olmasına rağmen onun Cizre bölgesinde yerleşik olan Botî aşiretine mensup olabileceğini söyler araştırmacılar. Hayat hikâyesinin belirli bir kayıt altına alınmaması, onun etrafında daha da mistik bir atmosferin oluşmasına neden olmuştur. İlk eğitimini babasından alan Cizîrî, daha sonra medreselerde geleneksel dini eğitimi almak üzere yola çıkar. Diyarbakır, Hakkâri gibi yerlerde eğitimini tamamlar ve daha sonra Diyarbakır’ın Sterebas köyünde o dönemin önemli alimlerinden Molla Taha’dan dini icazetini alır. Cizîrî’nin bazı şiirleri onun daha sonra Şam’a ve Irak’a gittiğini de bize işaret eder.

Cizîrî’nin hayatının kronolojisi etrafında örülen efsaneler onu şark’ın diğer alimleriyle yan yana getirir. Önceleri Kur’an eğitimi, daha sonra geleneksel eğitim sistemi, bilgi almak için çıkılan uzun yolculuklar ve camide vaiz olarak yada saray şairi olarak yapılan görevler. Nitekim Cizîrî’nin yaşamını bu kronolojiden ayıran ve onu biraz da Mevlânâ’ya yaklaştıran en önemli benzerlik ise aşkta yatmaktadır. Mevlânâ, Şems-i Tebrizi’yle karşılaştıktan sonra aşkın çeşitli boyutlarını yaşamaya başlar ve o zamana kadar sürdürdüğü geleneksel alimliği bir kenara bırakır. Cizîrî’de de aynı durum söz konusudur. Cizîrî’nin hayatının kırılma noktası onun Hasankeyf mirinin kızı Selma’ya olan aşkıyla başlar. O döneme kadar geleneksel bir din alimi olan Cizîrî, Selma’yla karşılaştıktan sonra aşk üzerine şiirler yazmaya başlar. Selma’nın aşkını ilahi bir aşka dönüştürür. ‘sureti öz’e yaklaştırır. Tasavvufi şiirlerinin de bu zamanda yazıldığı söylenir. Cizîrî, Divan’ında mela, melê ve nişanî gibi mahlaslar kullanmıştır.

Bu büyük şairin bilinen tek eseri divan’dır. bugüne kadar onun başka bir eserine de rastlanmamıştır. Nitekim elimizdeki divan da çok daha sonraları başkaları tarafından derlenip yayınlanmıştır. kendisi böyle bir derlemeye gitmemiştir. Ancak el yazmaları mevcuttur.

Melayê Cizîrî’nin divan’ı ilk defa 1904 yılında Berlin’de Martin Hartman tarafından basıldı. Daha sonra ise bugüne kadar en güvenilir kaynak olarak başvurulan kamışlı müftüsü Ahmedê Zivingî’nin bastırdığı ve derleyip toparladığı divan basıldı. Bu divan’da yüz yirmi şiir ve üç rubaiye forma bakılmaksızın, kafiyelerin son harfine göre alfabetik yer verildi. Bir başka önemli derleme kaynak ise Kürt şairlerinden Hejar’ın yayımladığı divan olmuştur. Yakın zamanda ise Celalettin Yöyler’in İstanbul Kürt enstitüsü tarafından basılan Şîroveya Diwana Melayê Cizîrî önemli bir kaynak olarak gösterilebilir. Diğer yandan şu anda elimizde bulunan ve Nûbihar yayınlarınca okuruyla buluşan Kürtçe ve Türkçe metin ise derli toplu bir şekilde Cizîrî’nin bütün şiirlerine yer vermektedir. Önemli bir başvuru kaynağı ise yine yakın zamanda Türkçeye çevrilen Melayê Cizîrî, sevgi ve güzelliğin şairi, kitabıdır.

Cizîrî’nin şiirlerinde tasavvufi konular ve imgeler başattır. Ama temel teması aşktır. Aşkın çeşitli halleridir. Şiirlerin temel öğeleri belli bir ahenk çerçevesinde tema ve fikirlerle örülmüş ve sembolik olana çoklukla yer verilmiştir. Güzellik kavramı ise Cizîrî’nin şiirlerinde aşkın hemen yanı başında yer alır. Cizîrî’nin güzelliğe bakışı, diğer sufi düşüncelerine benzer. Cizîrî de güzelliği tanrının sıfatlarından biri olarak tanımlar ve onu bu şekilde benimser, şiirlerinde işler. Evrenin bir ayna olduğunu ve tanrının suretini yansıttığını belirtir. Nitekim şair evrende var olan güzelliği ilahi bir güzelliğin simgesi olarak işler. Aşkta da aynı mecrada ilerlemiş ve Selma’ya duyduğu aşk zaman içinde öz’e duyulan bir aşka dönüşmüştür.

Cizîrî’nin şiirlerinde şarhoşluk imgesi de önemli bir yer tutmaktadır. Sarhoşluk ruhsal bir olgu olarak belirir şairde. Bu onun tasavvufi ve şiirsel dünyasının bir parçasıdır. Bu anlamda dönemin diğer kültürlerindeki örneğin Mevlânâ, Hafız gibi sufi şairlere benzerliği de söz konusudur. Sarhoşluğu ilahi güzelliğin bir sonucu olarak görür. Cizîrî’ye göre bu güzelliğe kavuşmanın yolu ruhsal terbiyeden geçer.

Diğer yandan Cizîrî’nin gazelleri ise onun mistik olana tutkusunu, ilahi aşkı ve felsefi düşüncesini işler. Şair birçok şiirinde aşkını ve kırılganlığını dillendirmek için sevgilisine seslenir. Tanrı kavramı etrafında hiçleşme ve onunla birlik olma tarzındaki tasavvufi değerler şiirlerinde kendini okura hemen sezdirmektedir. Onun şiirlerinde aşık ve maşuk öylesine bir olmuşlardır ki (hem bedenen hem ruhen) sevilen onu kendi suretinde, aynada gördüğü gibi tanır, bilir ve sever. Şair ayrıca şiirlerinde çeşitli metaforlara da yer verir. Bu metaforlar daha çok önemli şark şairlerinde görülen metaforlardır. Kafes, yeni ay, sevgilinin kaşları gibi… Cizîrî’nin şiirlerinde aşkın dışındaki temel konular da vardır. Astronomiden, tarihe, felsefe ve fizike kadar birçok konu onun şiirlerinde yer almıştır.

Cizîrî’nin, Kürtçenin bütün lehçelerinin yanı sıra Arapça, Farsça ve Türkçe de bildiği şiirlerinde belli olur. Bu dillerdeki kelimeleri şiirlerinde kullanmakta bir sakınca görmez. Araştırmacılar Cizîrî’nin, Cizre sınırları içinde bulunan medreseya sor’da (kızıl medrese) dersler verdiğini, öğrenciler yetiştirdiğini ve orada vefat ettiğini söyler. Farhad Shakely de buna değinir: “Cizîrî’nin hayatı ve şiiri bağlamında bir diğer önemli mesele onun kızıl medrese, medreseya sor, ile olan ilişkisinde yatar. Bu yapı şairin çağdaşı olduğu sanılan mir şerefler’den biri tarafından inşa edilmiştir. Söylendiğine göre, uzun süre sürgünde kaldıktan sonra II. Mir Şeref Cezire’yi ele geçirmek üzere yola çıktı, Allah’a dua etti ve şehre girdiği noktada bir cami inşa edeceğine söz verdi. Böylece kızıl medrese ve bir de cami inşa edildi. Cizîrî’nin kızıl medrese’de yaşayıp ders verdiği çok sık iddia edilen bir husustur.”

Melayê Cizîrî ve divan’ı hem Kürt edebiyatı hem de dünya edebiyatı için çok önemli bir eserdir. Yüzyıllardır dilden dile dolaşan ve hiç eskimeyen şiirler onun üstün şiir kalitesini de gösterir. Estetiğe önem vermesi, aşkı yüceltmesi ve onu bütünsel bir yere taşıması, dünyadaki diğer felsefi akımlardan haberdar olup bunları şiirine konu etmesi ve daha birçok nedenden dolayı onu Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, Hafız ve Mevlânâ cami ile aynı merhalede görmeyi zorunlu kılar.”

Divanında toplam 140 şiir bulunan Ahmedê Cizîrî’nin eseri 2008 yılında Divan Osman Tunç tarafından Türkçe’ye kazandırıldı. Kürtçe ve Türkçe karşılıklı basılan eserin ilk sayısının tükendiği bildirildi.
Mislê te ma bûne weya ma dibin
Roj ku tecella ye çi hacet delîl
**
Var mıdır ya da olur mu hiç senin eşin
Güneş ortada dururken, delil aramak niçin
Melayê Cizîrî
Sayfa 361 - Nubihar
Dil yek e dê 'işqi yek bit' aşiqan yek yarî bes
Qible dê yek bit qulûban dilberek dildari bes
**
Gönül birdir, aşk da bir olmalı; aşıklara bir yar yeter
Kıble bir olmalı, kalplere gönül çelen bir yar yeter.
Melayê Cizîrî
Sayfa 315 - Nubihar
Sevdalısıyım her gördüğümde o cazibeli yüzün
Mecnunuyum o Müşteri ve Zühre güzelinin
Güneş şeref burcunda ve yüzlerce yıldız var etrafında
Ardından gelen Müşteri ulaşınca istivaya, kıble oldu âşıklara...
Ma bi le'lên canfeza navê me bînit carekê
Bi'ddua bellix tehîyyatî li Selma ya berîd
**
Adımızı anar mı acep bir kez olsun ruh ferahlatan dudaklarla
Ey haberci, dua ile selam ilet bizden o sevgili Selma'ya
Melayê Cizîrî
Sayfa 285 - Nubihar yayınları
Mela’ya sor Aşkın sırlarını ki, halletsin sana
Çözemez yoksa bu muammayı yüz molla ile yüz müstaid...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Diwan
Alt başlık:
Metne Kurdi - Türkçe Çevirisi
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
528
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944360180
Kitabın türü:
Dil:
Kürtçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nubihar Yayınları
Baskılar:
Diwan
Diwan
Dîvân
Diwan
Şahîkaya edebiyata kurdî, "Dîwan"a Melayê Cizîrî ji nû ve bi tîpên latînî, di nav weşanên Avestayê de çap bû. Kitêb ji aliyê Emîn Narozî ve hatiye amadekirin. Ev edisyona dîwanê, ji bo xwendevanê Cizîrî rêberek e, ji ber ku bi hemû çapên girîng re hatiye muqayesekirin û wekî not li eynî rûpelê hatiye nivîsandin. Emîn Narozî, di pêşgotina kitêbê de balê dikişîne ser van xalan:

"Ji ber ku dilê min dixwest û min diva herkes Melayê Cizîrî û hunerê wî yê honraweyî ku li gorî min rewanbêjtirîn û suxenwertirînê serdema xwe bûye, fêhm bike û qenc bibîne ka vî ustadê mezin honan û ristina suxenê/gotinê çawa bi zimanê kurdî bi taybetî jî zaravayê kurmancî bi bilindtirîn û rêkûpêktirîn xwedristiyê bi kar aniye. Çendî ku Zivingî Dîwana wî hempayê ya Ibn el-Farid, Hafizê Şîrazî, Fizûlî û Camî dibîne jî, lê bi rastî li gor şert û mercên xwe li bal min ew hê di ser wan re ye jî, herweke ku ew bi xwe jî bi van risteyên jêrîn vê yekê qewî û xurt dike:

"Her ji ber vî sedemî jî min ji mêj ve dixwest yan Dîwana wî rave bikim yan jî ji nav yên weşandî bi rêkûpêktirîn raveya wê ku ya Zivingî ye wergerînim kurdî û zaravayê kurmancî.

Kitabı okuyanlar 51 okur

  • Deus Ex Machina♪
  • Wext
  • Xanima Morî
  • ᑎO ᑕOᗰᗰEᑎT
  • Çı Dünyaki
  • Mükremin Çıtır
  • İkram Gedik
  • Uygar Susuz
  • Mahir Candan
  • Sokaklarve

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%65.9 (27)
9
%9.8 (4)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.4 (1)