Düşüş

Düşüş

kamera
Albert Camus
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
kamera
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
ara-kalin
8.1
10 üzerinden
3.034 Puan · 443 İnceleme
104 syf.
·
2 günde
Albert CamuSpotu :)
Kitabı okumadan önce ilk ilgimi çeken kısım kahramanımızın Albert Camus'un kendisi olduğu yönünde olan yazılardır... "Size hizmetlerimi sunabilir miyim bayım, canınızı sıkmadan?" diyerek başlayan Düşüş, yalnızlığın, bencilliğin ve ikiyüzlülüğün tezahürü gibi bir eser. İnsanları ve düşünceleri çok iyi analiz eden Albert camus okurken adeta bir Camuspotu yayınlıyor gibi hissediyorsunuz. Düşüş'te sayfa sayısı az gibi gözükse de, Kitabı okurken monologların sizi yoracağını söyleyebilirim. Başlangıcından itibaren her parça da düşüşü hissedeceksiniz. Dinamik bir giriş yapan yazar sonrasında adeta kelimelerin yer çekimine maruz kalmış bir nesne gibi, düşüncelerin ve hikayenin düşüşüne cahitlik edeceksiniz. Kitabın bitişiyle bitirmek istiyorum düşüş'ü "Artık çok geç, her zaman hep geç olacak..." Siz değerli kitap severler geç olmadan okuyun, okutun.... Keyifli okumalar :)
kamera
Düşüş
kamera
Albert Camus
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 11,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
104 syf.
·
2 günde
Bu kitap, herhangi bir düşünce ya da savı özellikle öne çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatım ve özgün bir kurgu içinde, zengin bir düşünce duygu yüküyle, çağdaş dünyayı ve insanlarını derinlemesine sorgulayıp yargılar, çirkinliklerini ve düşkünlüklerini sergiler. Bir nevi itirafname .Ama, aynı zamanda, bu dünyada yaşayan, dolayısıyla şu ya da bu biçimde, şu ya da bu ölçüde onun sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak tek tek her birimize bir ayna tutar, eski avukat (yargıç) Jean-Baptiste Clamence'ın öyküsü aracılığıyla, bize kendini tehlikeye atmadan yaşayanların, yani hepimizin ve her birimizin benzersiz öyküsünü anlatır. 'Düşüş'ün yayımlanmasından bir yıl sonra Camus'nün Nobel Ödülünü kazanması bir rastlantı olmasa gerek.
kamera
Düşüş
kamera
Albert Camus
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 11,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
104 syf.
·
1 günde
·
10/10 puan
Düştüm!
YouTube kitap kanalımda Albert Camus'nün hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: youtu.be/-_X3xWwwAoA “Elli katlı bir binadan düşen adamın hikayesini biliyor musun? Adam her katta kendini rahatlatmak için şunu tekrar edermiş: Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. Buraya kadar her şey yolunda. ... Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.” [Mathieu Kassovitz, La Haine, 1995] Ben bu kitaba düştüm arkadaşlar. Ama kitapla beraber ben de aşağı düştüm. Yoksa zaten bu zamana kadar aşağıda mıydım da kendimi size yukarıda göstermeye çalışıyordum? Hayatını kaybetmiş olma bilinci için öncelikle onu bulmuş olmak gerekiyorsa, düşmüş olma bilinci için de öncelikle yukarıda olmak gerekmez mi? Buraya kadar her şey yolunda. Şu an sen de bu yazıyı okuyan bir insan olarak hangi cihazdan girersen gir ekranı sürekli kaydırarak aşağı düşüyorsun benim kelimelerimle beraber. Mükemmelliklerimizle, yeteneklerimizle, bedenlerimizle, harika zekalarımızla ve kendimizden son derece memnun oluşlarımızla birlikte gün geçtikçe aşağı düşüyoruz. Bugüne kadar bunlar bizi hep yukarıda tutan şeylerdi, onları da beraberimizde yok oluşumuza sürüklüyoruz. Düşmeye devam edelim. Buraya kadar her şey yolunda. Kafka'nın Dava ve Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar kitaplarını okuduktan sonra bu kitapların genlerinden hibrit bir gen yaratılmak istenseydi bu kitabın adı Camus'nün Düşüş kitabı olurdu. Çünkü suçlar, yargılar, sorgular ve sorgulanmalar Kafka'nın konusu iken, gurur, ceza, acı, kendinle yüzleşme ve kişilik bölünmesi gibi konular da Dostoyevski'nin ilgi alanlarıydı. Kafka bireysel-insanda sıkışmış kalmış bir insanken Dostoyevski, Hz. İsa'nın bütün evren adına acı çekme felsefesiyle birlikte evrensel olan insana ulaşmayı arzulamıştı. Ama konumuz şimdilik bu değil. Sen ekranı aşağı kaydırarak düşüşünü sürdürmeye devam et. Güneşin yerinde, her şeyin de yolunda olduğu düşünceleriyle kendini avut. Buraya kadar her şey yolunda. Ülkemiz günden güne düşüyor ve bu düşüşün farkında olmayarak her geçen gün kendisine "Buraya kadar her şey yolunda" demeye devam ediyor. Camus'nün kendisi için umut ve bireysel başkaldırı metaforu olarak kullandığı "güneş" ve "ışık" gibi benzetmeler, bizim için iklim krizinin başlangıçları aslında. Sadece bireysel olarak değil, toplumsal ve küresel olarak da düşüyoruz. Çocukluğumda hep dünyadaki sular neden aşağı düşmüyor diye sorardım. Peki acılar düşer mi diye soruyorum şimdi de... Dünya bir gün uzaydan aşağı düşseydi dünyadaki masum insanların ölümleri sırasında attığı çığlıklarını başka gezegenlerin kütle çekim alanlarına duyurabilir miydik? Buraya kadar her şey yolunda. Bu, düşen bir incelemenin hikayesi. Hepimizin her şeyde en azından aşağı yukarı olmayı başardığı bir hayatta insanlarla olan ilişkilerimiz de bir asansörün çalışma mekanizmasına benziyor. Asansörün yere çarpmasını engelleyen güven dediğimiz halatlar olmasaydı insanlarla kurduğumuz ilişkilerin de bir anlamı kalmazdı. Peki biz kendimize güveniyor muyuz? Bizim için seçimler yapan insanların seçimlerine güveniyor muyuz? Bir gün dünyanın boş bir ceviz gibi zifiri karanlığa uçsuz bucaksız düşmeyeceğine güveniyor muyuz? Sen güvenmeye devam et. Buraya kadar her şey yolunda. Yaşamayı unutmamak için birilerinin bize yaşadığımızı hatırlatması gerekiyor. "Sen yaşıyorsun, kendine gel!" deyip bir silkelemesi ve düşüşümüz sırasında bize eşlik etmesi gerekiyor. Yunan mitolojisindeki Ikarus da kanatlarını taktıktan sonra yükselip güneşin kanatlarını yakmasını engelleyememiş ve düşmüştü. Bu dünyada bugüne kadar kim düşmemiştir ki? Mezarlıkların hepsi bir düşüş başarısı değil midir? Hayatını yer üstünde türlü avutmalarla geçiren acizlerin, yer altında ağızlarının ve gözlerinin kapatılıp bir gün yükselecekleri umuduyla bekledikleri yerin adıdır düşüş. Düşüş, bekleyişlerin başkaldırısıdır. Düşmeye devam edelim. Buraya kadar her şey yolunda. Nereye kadar düşebiliriz? Başarılarımızın aslında başarısızlık olduğunu fark ettiğimiz ana kadar mı? Meslek seçimlerimizin aslında yanlış olduğunu anladığımız o kırılma noktasına kadar mı? Ingmar Bergman'ın Yaban Çilekleri filminde geçmişini hatırlayıp da pişmanlıklarını kendi yüzüne vuran adamın farkındalık çitlerinden atlamasına kadar mı? Bak işte, atlıyor insanlar kariyer, para, mutluluk, güzellik çitlerinden, yemyeşil, mutlu ve aydınlık çayırlarda otluyorlar. Bunu mu istiyorsun? Yoksa bilinçli mutsuzlukların senin düşüşünü yavaşlatmasını mı? Buraya kadar her şey yolunda. Artık düşüşünüzü yavaşlatabilmeme imkan yok. İncelemenin sonuna geldiniz ve burası sizin çarpış noktanız. Ölüm anınızda da böyle olacak. Nasıl geldiğini anlamayacaksınız bile. Ölüm, insanın hayatındaki en etkili çarpış noktasıdır. Hele ki yaşanmışlıklarımızın çarpım tablomuzdaki sayılar olduğunu düşününce bu ölüm daha bir değer kazanır. Çünkü Camus'nün de dediği gibi "İnsanlar gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak siz öldüğünüzde inanırlar." O zaman biz öldüğümüzde insanların bize inanmalarını bekleyene kadar düşmeye devam edelim. Buraya kadar her şey yolunda. Bir silkelenmeli, kendimize gelmeli, şimdiki anın canlı farkındalığını kaçırmamalı, dünyanın acılarını hafıza adlı bahçemizde saklamaya devam etmeli -bahçıvan kim?-, yerin en dibine doğru düşerken bile benlik bilincimizi sağlamaktan vazgeçmemeli, ne olursa olsun bireysel, toplumsal ve küresel olarak düşüyor olsak bile unutmayalı... BAM! Önemli olan düşüş değil, yere çarpıştır.
kamera
Düşüş
kamera
Albert Camus
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 11,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
104 syf.
·
9 günde
·
Puan vermedi
Ahlak nedir? Ya da ahlaklı olmak? Ahlaklı olan bir insanın davranışlarının sonucunda “iyiyi bulmak” mıdır önemli olan yoksa “iyi niyetlerle yapılması” mı? Kitap tam olarak bu ikilemin üzerinde dönüyor. Albert Camus’un okuduğum 3. kitabı ve yine karşımızda kadınlara karşı duygu beslemeyen ve sadece cinsellik üzerine ilişki kuran bir karakterimiz var. Bunun üzerinde özellikle durma sebebim, yazarın da karakterde bu özelliğinin üzerinde özellikle durması. Ama 3. kez okuyunca şunu söyleyebilirim ki artık biraz bayat geldi bu konu. Bayat gelmesinin yanında Albert Camus hakkında oldukça düşündürtüyor. Yazarın bu konularda oldukça arayış içinde olduğunu hissettiriyor. Yine hayatta kendine yol bulamamış bir karakterimiz var. Kitap monolog halinde yazılmış ve baştan sona da bu şekilde ilerliyor. Bundan bir nebze sıkıldım ama bu kitaptan kaynaklı değil bu tarzın bana uymamasından kaynaklanıyor. Kitabın konusuna gelecek olursak, önce sürekli kendini öven bir insanla karşılıyoruz. Karakter kendini övdükçe cümlelerin altındaki boşluğu kendi de fark ediyor. Övgüler eleştirilere, kendini beğenmişlik neredeyse kendine acımaya kadar iniyor. Yine zamanını doğru değerlendirememiş bir insanı okuyoruz ve yine düşünüyoruz; biz nasıl kullanıyoruz kendi zamanımızı? Her gün milyonlarca insan, milyonlarca harekette bulunuyor. Peki bunlardan iyi olanların altında gerçekten iyi niyet mi var? Yoksa bizi iyi sonucuna götüren niyetlerin iyi olup olmaması önemli değil mi? Ahlak felsefesinde oldukça tartışılan bir konunun ortasında buluyoruz kendimizi. Ve soruyoruz kendimize, biz hangisiyiz? Düşündürücü ve oldukça geliştirici bir kitap olduğunu düşünüyorum ve herkesin bu kitapta kendi yolunu bulması ya da çizmesini gerektiğine inanıyorum.
kamera
Düşüş
kamera
Albert Camus
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.1/10 · 11,4bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
448 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;