"EDEP"
"Birileri insana edeb öğreteceğiz derlerse yalan söylerler.
Edeb imandan bir cüz, beden ile ruhun muhabbetinde bir hakikattir. Öğretilebilecek bir şey değildir."
Kur’an-ı Kerim’de Cenabı Hak, “edeb” ile övdüğü kimdir? Bu sorunun cevabı, aslında insanlık tarihinin en büyük örneğinde, Resulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın şahsında saklıdır. Onun âhlakı, Kur’an’dan başka bir şey değildi. Fakat günümüzde, Resulullah’ın o yüce âhlakı ne kadar anlaşılabildi? İşte bu soru bizi hem bireysel hem toplumsal bir muhasebeye davet ediyor.
Yeryüzünün halifesi olarak yaratılan insana biçilen elbise, “edeb”tir. Edeb, insanı insan yapan, nefsi terbiye eden ve ruhu güzelleştiren ilahî bir kıyafettir. Ancak bugün yeryüzünün bozguncuları, bu ilahî kıyafeti çıkarıp yerine ihtiras, zulüm ve çıkarcılığı giydikleri için insanlık bu hale gelmiştir.
Mahalle baskısı kavramı modern dünyada çoğu zaman kötülenir. Oysa özünde toplumsal vicdanın bir yansımasıdır. İnsanı yanlışlardan alıkoyan, edebi hatırlatan bir yönü vardır. Elbette aşırısı zararlı olabilir, ama bütünüyle kötü ilan edilmesi, insanı başıboşluğa sürükleyen küresel düzenin işine yaramaktadır.
Birleşmiş Milletler’in kurguladığı “ortak düzen” ne kadar sürebilir? İnsanın fıtratına ve hakikate aykırı her proje gibi, o da ömrünü tüketmeye mahkûmdur. Aynı şekilde, Vatikan’ın beklenen küresel projesi de bu yüzden tutmadı. Çünkü edebin ve vahyin karşısına konulan yapay sistemler, insan ruhunun derin ihtiyaçlarına cevap veremez.
Felsefenin sonu geldi mi? Aslında modern felsefe, kendi içinde bir daire çizdi. Farklı fikirlerin kolaj halinde bir ahlak kurgusu oluşturması, insanı hakikate yaklaştırmadı; bilakis ondan uzaklaştırdı. Çünkü ruhun edebi, nefsin edebine galip gelmediği sürece insan gerçek özgürlüğü tadamaz.
Cenabı Hakk, Kur’an-ı