"Biz aşkı Pasternak'tan öğreniriz" demişti Rus arkadaşım.
Jivago'yu seyretmiştim Omar Sharif'in müthiş oyunculuğu ile.
Ama şiirini bilmiyordum.
Öğreneyim diye okuyayım istedim.
Rus arkadaşımın saygıyla bahsetmesi belki de bende beklentiyi yükseltti, belki yanlış şiirlerini okudum, belki de çeviri sorunluydu bilemiyorum. Çeviri başka bir şey, şiir çevirisi bambaşka bir şey.
Cemal Süreya öyle diyor ya hani "çeviri de şair aldığından çok verir"
Cemil Meriç de "çeviri ayrı bir yaratıştır" der. dolayısıyla çevrilen şey bambaşka bir hal aldığından dili bilmekten, dile hakim olmaktan ziyade kendi şiir diline hakim olabilmeyle ilgili sanırım.
Malesef beğenmedim.
Uyandım.Sonbahar gibi koyuydu
Tanyeri, ve rüzgar uzaklaşırken takıyordu peşine
Bir yük arabasının ardında koşan saman yağmuru
Gibi gökyüzünde koşan kayınlar dizisini.
Çeviri şiir okumak hem çeviren için hem de okuyucu için biraz fazla emek gerektiriyor bence. Tesadüfen denk geldiğim bir kitaptı, yazarın Rusya’da bu kadar önemsendiğini bilmiyordum. Şiirin özünü anlamak için kültüre aşina olmak ve mümkünse ana dilinde okumak gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden şiirler bana geçmedi ne yazık ki. Yine de kaçamak bir kitap oldu ve bana yeni bilgiler kattığı için sevdim.
Erken TrenlerdeBoris Pasternak · Can Yayınları · 2013115 okunma
Çeviri şiir okumak oldukça zor; Boris Pasternak gibi şairlerin eserlerinde bu daha da belirgin. Çeviri, şiirin orijinal anlamını, dokusunu, ritmini kaybettirebiliyor. Sanki baştan malzemesi eksik bir yemeği tatmaya razı oluyor okuyucu. Pasternak’ın dilindeki incelikler, ritmik yapı ve hissettirdiği dokular çeviriyle eksik kalıyor asıl yemeği kendi zihnimizde yeniden yaratmamız gerekiyor. Bir tanesini irdeleyelim,
Gece şiirinde "gece" metaforunu, insanların dünya üzerinde hiçbir etkisinin olmadığını, bir tür uyku hâlinde olduklarını simgeleyecek şekilde yorumlayabiliriz. Şiirin başında geçen "oyalanmadan ilerliyor / ve eriyor gece bir uçman" ifadeleriyle, dünyanın büyük meselelerinin, uyuyan insanların haberi olmadan, "uçman" gibi görünen gizemli bir figür tarafından yönetildiğini ima ediyor. İnsanların sezdiği ama tam olarak bilmediği bu güçler dengesi, adeta komplo teorilerini andıran bir atmosfer yaratıyor.
"Duman içinde battı o" dizelerinde, savaşta yok olan ülkeleri ve kazanan tarafın bayrağında haç bulunan ülkeleri (muhtemelen İngiltere ve Amerika) simgeleniyor. Pasternak’ın kazanan bu ülkelerin bayraklarını "çamaşır" gibi sıradan bir nesneye indirgemesiyle, kendini yüce gösteren bu güçlere ince bir eleştiri getirdiğini hissediliyor. "Altında gecenin sahanlıkları" bölümünde ise, ülkesine yabancılaşmış bir şair var. Son kısımda, "Uyuma, uyuma çalış" dizeleriyle Pasternak’ın toplumuna bir uyanış çağrısında bulunuyor. Düşmanlar bulutların ardında gizlenmişse, halkın da yıldız gibi parlaması gerektiğini söylüyor. Şair, uyanık kalmalarını, bilinçli bir dirençle mücadele etmelerini öğütlüyor; geceye karşı uyanık bir halk istiyor.
Şiirlerinde sıklıkla dönem eleştirilerine yer vermiş. Ama hep bir umudu var, uyanış için çağrıda bulunuyor.
Kitabı bir-iki şiir dışında beğenemedim. Bitirmek için okudum maalesef. Eklektik buldum. Halbuki - arka kapak tanıtımında - çevirmen başarılı bulunmuş, öyledir de belki. Belki yazarlığı şairliğinden daha öndedir Pasternak'ın.
Erken TrenlerdeBoris Pasternak · Can Yayınları · 2013115 okunma
Boris Leonidoviç Pasternak (18 Şubat, 1890 - 30 Mayıs, 1960), Rus şair, yazar, 1958 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.
Moskova'lı sanatçı bir aileden geliyordu. Ünlü bir ressamın oğludur. Bir süre müzik eğitimi gördü. 1909'da müzik eğitimini yarım bırakarak Moskova Üniversitesi'nde felsefe okumaya başladı. 1912'de Almanya'ya giderek Marburg Üniversitesi'nde bir süre felsefe derslerini izledi. İtalya üzerinden Moskova'ya döndü ve Moskova Üniversitesi'ndeki öğrenimini tamamladı.
Yapıtlarında doğa tutkusunu doğaya ilişkin imgelerle dile getirmiş, insan ve toplum sorunlarını kaynaşmış bir bütünlük içinde yansıtmıştır. İlk şiirlerinde sembolizm ve fütürizm akımının etkileri görülmüştür. Pasternak bireysel yaratıcılığın toplumsal eyleme boyun eğmek zorunda kaldığı bir dönemde yetişmiş, şiirinde bireysel ve toplumsal yaşantıları organik bir bütünlüğe kavuşturmuş, toplumsal sarsıntıları kendi benliğinde derinliğine yaşayarak çağının trajik gerçekliğini dile getirmiştir. Şiire yeni söyleyiş özellikleri kazandırmış. Özellikle aşk ve tabiat temaları üzerinde durmuşdur.
İmge ve sözdizimi açısından Rus şiirine getirdiği yeniliklerle geleneksel Rus şiirinin yalın biçimlerini uzlaştırmıştır. Çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmaktadır.
1958 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı ama ödülü Stokholm'da kabul ederse SSCB vatandaşlığından atılacağı korkusuyla geri çevirdi. Peredelkino'da öldü.